Cumhurbaşkanı seçimi dolayısıyla

Abone Ol

Harala güraladan sonra nihayet cumhurbaşkanlığı seçimi sonuçlandı. Türkiye 11. Cumhurbaşkanı na kavuştu. Dileğimiz ülkemize hayırlı olmasıdır. Ancak meseleyi serinkanlılıkla değerlendirerek bazı hususların hatırda tutulmasında da sayısız yarar vardır.

Bir defa Anayasa da düzenlenen Cumhurbaşkanlığı seçimi dolayısıyla ortaya çıkan tartışmalar gösterdi ki, henüz hukuki bir meselenin mütablaa edilmesinde bilimsel ve düşünsel noktada yeteri derecede bir öngörü ve vakar olgunluğundan yoksun olunmasıdır. Bu yüzden olmadık yöntemlere başvurulması bir tarafa, farklı bir mütalaanın doğru olabileceğine hoşgörü gösterilmemesi önemli bir eksiklik olarak ortaya çıktı.

Sonuçta ülkemiz haftalar, aylar pahasına çok önemli bir zaman kaybına, durduk yere inatlaşma, hatta kamplaşmaya teşne bir ruh haline sürüklendi. Neredeyse bir yıl geçti.

Daha önemlisi toplum, halk cumhurbaşkanlığı seçimi üzerinden adeta bir bilek güreşi duygusuna kapılarak zaman ve enerjisini verimsiz bir şekilde kullanıp gitti. Ama aynı zamanda, hangi açıdan bakılırsa bakılsın bir "rövanş" alma isteminin kışkırtıcılığını normal gören bir ruh halini benimsedi. Bu, toplumun, halkın bilinç altında ayrışma, kamplaşma duygusunun örtük bir şekilde yerleşmesini olağan hale getirdi.

Bundan dolayı, cumhurbaşkanının daha fazla uzamadan seçilmesi, ayrışma ya da kamplaşma duygusunu, dileyelim törpüler, olağan hale gelmesini sağlar.

Öte yandan cumhurbaşkanlığı, olması gereken konumuyla olan konumu yönüyle nasıl bir işlev üstlenecek ve üstlenir, bu husus oldukça nazik bir nitelikte durmaktadır. Bir başka söyleyişle cumhurbaşkanlığı ülke ve halkın birlik ve devletin bağımsızlığı temsilinde nasıl bir yol ve yöntem uygulayacaktır Bunun beklenmedik birtakım sorunların doğmasını tetiklemesi daima mümkündür. Çünkü, gölgeye itelenmeye çalışılmasına rağmen, siyaset kavrayış ve uygulanma potansiyeli, demokrasinin geliştirilmesine katkı sağlayacağı kadar, oligarşik yapılanmadan totalitarist bir sistemi sessizce yerleştirmeye kapı aralama istidadına da açık durur gibidir. Bu noktada laik-antilâik gibi sembolleştirilmiş kavramların en nihayetinde paravan işlevine dönüştürülmeleri, işâret etmeye çalıştığımız sorunu ortadan kaldırmaz. Aksine soruna duyarsızlaşmayı ya da sorunu kanıksamayı getirebilir.

Daha önceki bazı yazılarımızda dikkat çekmeye çalıştığımız "parti-devleti" kurgu ve kavrayışı bir şekil hayal ya da farzetme halinden çıkarak somut bir gerçekliğe olanca şiddetiyle dönüşebilir. Doğrusu bu yönde ciddi sayılacak birtakım emarelerin ihtimal olmaktan çıkarak imkân niteliği kazandıkları söylenebilir.

Düşünce ve kuramda meydana gelen olumsuzlukları düzeltmek daima mümkündür, ama uygulamada, siyaset ve yönetimde böyle durumlar genellikle pahalıya mal olur, üstelik uzun bir zamana da yayılır.