Cumhurbaşkanı, genel ve mahalli seçimleri birlikte yapalım!..

Abone Ol

Beklendiği gibi mahalli seçimlerin bitmesi ile siyasete sükûnet hâkim olmadı. Gelişmelere, liderlerin tavırlarına bakılırsa Cumhurbaşkanlığı seçimi mahalli seçimlerden daha sert geçecek. ‘Geçerse geçsin, toplum olarak alıştık bu tür sertliklere’ demek doğru olmaz. Çünkü, geçmişte her Cumhurbaşkanı seçimi görünür, görünmez bir takım siyaset dışı odakların devreye girdiğini biliyoruz. Hatta siyasilerin birbirleri ile kavgasından bu siyaset dışı odaklar yararlandı. Sonuçta Cumhurbaşkanı adayının belirlenmesinde siyasilerden çok bu çevreler etkili oldu ve siyasilerin rolü, siyaset dışı odaklar tarafından belirlenmiş isimleri onaylamaktan ibaret kaldı. Bunun çeşitli sebepleri olmakla ve her ne olursa olsun siyaset dışı odakların siyasete müdahalelerini onaylamak mümkün olmamakla birlikte siyasilerinde artık oturup konuşmayı, anlaşmayı, anlaşmıyorlarsa bile anayasa ve yasaların içinde kalarak hareket etmeyi öğrenmeleri gerekmiyor mu Çünkü siyasilerin tavrı ister istemez taraftarlarına ve toplumun tümüne yansıyor. Ağustos ayı içinde yapılacak Cumhurbaşkanı seçimi için ilk defa halka gidilecektir. Bu sürecin nasıl işleyeceği, kimlerin aday olabileceği, kimlerin olamayacağı bellidir. Yani, Cumhurbaşkanlığına aday olmak birilerinin değil, yasaların iznine tabidir. Böyle olunca şimdiden bir siyasi liderin, ”Her vatan evladı cumhurbaşkanı olabilir, Erdoğan olamaz” demesinin anlamı ve mantığı olabilir mi Bu siyasi lidere göre Erdoğan vatan evladı değil mi Ya da birileri kendilerini insanların bu vatanın evladı olup olmadıklarına karar vermekle yetkili mi kıldılar.

Bunu söylerken sadece Bahçeli’ye dönük bir eleştirinin peşinde olmadığımı belirtmek isterim. Bir başkası da çıkıyor, kendisini yargının yerine koyarak kişiler ve gruplar hakkında hüküm veriyor ve verdiği bu hükme göre infaz yapıyor. Halbuki bu ülkede zanlıları yakalamak ve yargılamak kolluk kuvvetleri ile yargının görevidir. Yargı ve kolluk kuvvetlerinin içinde bir takım yanlış yapanlar varsa –ki dünde vardı, bugünde vardır- onlardan hesap sorulmasının yolu ve usulü vardır. Yürütme kendisini yargının yerine koyamayacağı gibi, yargı da yasama ve yürütmenin alanına müdahale edemez, etmemeli. Ama maalesef ülkemizde hep yetkiler karışıyor/karıştırılıyor. Gelinen noktada birileri kimin Cumhurbaşkanı olamayacağını belirlemeye kalkarken, birileri de Anayasa Mahkemesi ile kavgaya tutuşuyor, Anayasa Mahkemesi Başkanı da aldıkları kararı savunmak adına yürütmeye laf yetiştirmeye çalışıyor.

Sonuç olarak görünen o ki, bu ülkenin idaresinde pay sahibi olanlar anayasa ve yasaların verdiği sınırlar içinde yetkilerini kullanmak yerine, bir takım yorumlarla bu sınırları aşmaya çalışıyorlar. Böyle olunca da kimsenin dilinden düşürmediği demokrasi yara alıyor. Gücü elinde bulunduran demokrasi içinde doğruyu sadece kendisinin bildiğini ve uyguladığını düşünüyor. Düşünmekle de kalmıyor, uygulamaya koyuyor. Topluma ise bu çelişkileri ve tartışmaları seyretmek, seyrettikçe sinirlerinin gerilmesi kalıyor. Bir Cumhurbaşkanı adayı belirlemek ve seçimini yapmak bu kadar zor bir iş midir ki, günlerimizi kavga ile geçiriyor, ülkenin pek çok meselesini önce mahalli seçimler sonrasına ertelediğimiz gibi şimdi de Cumhurbaşkanlığı seçimleri ertesine erteliyoruz. Buna siyasilerin hakkı var mı Kaldı ki Cumhurbaşkanlığı seçiminin sonuçlanması ile tartışmaların biteceğini, siyasilerin ülkenin sorunlarına odaklanacağına dair de bir ümit bulunmuyor. Çünkü bu defa da genel seçimler etrafında tartışma başlayacak, siyasiler yine seçimler öncesi ortamı germeyi sürdürecekler.

Siyasiler seçimde başarılı olmanın kavgadan geçtiği düşüncesini, seçmende bu kavgalara prim vermeyi sürdürdüğü sürece seçimler demokratik mekanizmanın işlemesi olmaktan çıkmaya devam edecek. Bu bakımdan benim bir teklifim mademki siyasiler her seçim döneminin kavga vesilesi yapıyorlar o zaman mahalli, genel ve cumhurbaşkanı seçimini önümüzdeki dönem birlikte yapalım, millet olarak gerilimden bir defa yaşayarak kurtulalım.