Çözüme değil çözülmeye

Abone Ol

Siyasi iktidarın hal ve tutumunu herhangi bir akıl, mantık ve izan süzgecinden geçirip anlamlı bir sonuca varmak çoğu zaman zor oluyor. Herhangi bir konuya ilişkin bir adım atarken, bir eyleme girişirken veya hiç yoktan söylemlerde bulunurken dahi, meseleleri sıhhatli tahlil edip kamuoyu önüne en anlaşılır şekliyle koymaya bir türlü yanaşmayan bir tavır hakim maalesef. En ufak bir soru, eleştiri ve çekince geldiğinde de, iktidar gücünün verdiği özgüven ve bazen de kibir ve şımarıklıkla “biz yaptık oldu” pozları kesmelerine de alıştık.

“Çözüm süreci” denen bir vakıa, yaklaşık 5 seneden beri Türkiye’nin gündemini bir şekilde işgal ediyor. Obama’nın, 2009 Nisan ayında Türkiye’ye yaptığı ziyaret sonrasında adeta “bir yerlerden ilham edilmiş” gibi duran “Kürt açılımı” birden bire önümüze konmuştu siyasi iktidar tarafından. Bu ilk girişim, herhangi bir altyapısı olmadığından ve adeta “bir yerlerden ilham edilmiş” olduğundan ters tepince, ismini değiştirmekte bulmuşlardı çareyi. “Demokratik açılım” olarak yeniden kamuoyu önüne konmuştu. Zaman içinde, “demokratik açılım” da isim ve şekil değiştirdi ve “çözüm süreci” denen “şey”e evrildi.

Şu an, karşı karşıya bulunduğumuz durum, siyasi iktidarın bu kamuoyunu sıhhatli bilgilendirmemesi kaynaklı bir huzursuzluk en başta. Çünkü, “çözüm süreci” başlığıyla ortaya konan “şey”in, ne olduğunu kimse bilmiyor. Terör örgütüyle gizli görüşmeler yapılırken ve henüz kamuoyu bunu bilmezken bu “süreç”in detaylarının duyurulması uygunsuz olur dense,  belki anlaşılabilirdi. Ancak, şu anda, terör örgütüyle görüşüldüğü, hatta birtakım pazarlıklar yapıldığını artık duymayan kalmamış durumda. Ve anlaşılıyor ki, birtakım vaatler verildi. Buna rağmen, siyasi iktidarın hala bu “süreç” denen “şey”in detaylarını açıklamaması, kafalardaki soru işaretlerini ve şüpheleri arttırıyor.

Topluma hoş görünmek ve süreci kabul ettirebilmek adına “analar ağlamasın”dan “artık şehit gelmiyor”a kadar birtakım argümanlar ileri sürülürken, kerameti kendinden menkul “akil adamlar” (ne yapacaklarını kendileri de bilmiyor) sahaya sürülürken, nedense bu “süreç”e dair bir yol haritası ve açıklama bir türlü yapılmıyor. Muhtemelen, devletin terör örgütüyle masaya oturup pazarlık yaptığı, birtakım sözler verdiği ve bazı tavizler vereceğinin kamuoyuna ilan edilmesinden çekiniliyor. Eğer bu gerçekse, o zaman nasıl bir çözüm olmuş olacak bu Terör örgütünün başındaki bir mahkuma “sekreterya” verilmesinin konuşulduğu garip bir süreç.

Bu ülke insanı, 30 seneden beri yaşanan bu terör belasını, hayatını kaybeden 30-40 bin kişinin acısını en derinden hissediyor. Kökünün kazınmasını, huzur ve sükun içinde yaşamayı canı gönülden istiyor. Ancak, “terörü bitiriyoruz” denilerek terör örgütünün iyice palazlanmasını ve taleplerinin (misal özerklik, ayrı bir devlet vs) devlette karşılık bulmasını da istemiyor. Hem askerleri, çocukları yok yere ölmesin istiyor, hem de vatan toprağının her bir santiminde de devletin güvencesi altında yaşayabilmeyi de arzuluyor. Vatanı kutsal bilen her insan, terör örgütüne herhangi bir taviz verilmesine karşı çıkıyor.

Siyasi iktidarın, terör örgütüyle yürüttüğü ve adına “çözüm süreci” dediği “şey”, mesela terör örgütünün silah bırakıp teslim olmasını içeriyor mu Öyle ya, silah bırakıp teslim olmadıktan ve devletten birtakım tavizleri kaptıktan sonra, bu süreç “çözüm” değil, doğrudan terörün “zafer”i anlamına gelecektir. Bir zamanlar terör örgütünün taleplerinden bile “sözde” olarak bahsedip hükümsüz sayan devlet, şimdi masaya oturarak terör örgütünü kabul etmiş oluyor bir bakıma. Terörün zaferi demek bu açıdan anılmalı. Bu bağlamda, “çözüm süreci” denen “şey”de örgütün teslim olmasına dair herhangi bir husus olup olmadığı söz konusu bile edilmiyor. Muhtemelen yok çünkü.

Ortadoğu coğrafyasındaki tehlikeli gelişmeler, BOP çerçevesinde sınırları değişen, kargaşa ve huzursuzluğa sürüklenen ülkeler yanı balımızdayken ve bölgede Büyük İsrail’e giden bir yol olan Büyük Kürdistan çerçevesinde birtakım adımlar atılırken, Güneydoğu için özerkliğe götüren adımlar (ki hükümet şu anda atmaktadır)  Türkiye’nin felaketi olacaktır. Siyasi iktidarın, adeta Güneydoğu bölgesini terör örgütünün inisiyatifine terk etmiş tavrı, biraz da ne yapacağını bilememenin verdiği bir çaresizliği yansıtıyor.

“Çözüm süreci” denilerek, terör örgütünün lideri olan şahsın adeta bir “kanaat önderi” statüsüne yükseltilmesi, söylediklerine önem atfedilen birine dönüştürülmesi de ayrı bir fecaattir. Siyasi iktidar, “bir yerlerden ilham edilmiş” bu süreçle ilgili o denli ne yapacağını bilemez durumda ki, bu işin kendilerini nereye götüreceğini kesinlikle bilmiyor havadalar.

Peşinen söylemeli; bu yol çözüme değil, çözülmeye götürür. Emperyalizm, Ortadoğu’da hiçbir işi tesadüfe bırakmaz çünkü. Adeta, “şu çözüm sürecini halledin de, sırada Ermeni Soykırımı’nı tanıma, Patrik’i ekümenik ilan etme vs var” diyor sanki birileri.