Çözümden Sorun Çıkarmak

Abone Ol

Geçen haftaki yazıda toplumsal olay ile siyasal olay olarak Taksim Gezi Parkı’ndaki durumun örnek olay şeklinde ele alınabileceğine dikkat çekmiştik. Orada sadece olayın tasvirine dayalı yargı verme aceleciliğinin heyecanına kapılarak sağlıklı bir değerlendirmenin yapılamayacağını ihsas ettirmeye çalışmıştık.

Elbette toplumsal ile siyasal olanın kolayca tasnif edilemeyeceği açıktır. Ancak gerek toplumsal, gerek siyasal nitelendirme yapılabilse de, bunun mahiyet olarak değil, son çözümlemede siyasal erk tarafından çözümlenme gereği söz konusudur. Bir başka ifadeyle toplumsal olayın bile çözüm noktasında varıp dayanacağı yer, siyasal erkin alanı ve yetkisi olduğu kaçınılmazdır. Ancak siyasal erk dediğimizde sorun kendiliğinden dallanıp budaklanır. Birtakım delil ve gerekçeler ileri sürerek, toplumsal olay bile olsa, çözümlenmiş bir görünüşe sokulabilir. Ne var ki, şartlar ve durumlar ya da imkânlar, yeri gelir, bambaşka bir niteliğe bürünmüş şekilde ortaya çıkabilir. Çünkü siyasal erkin çok hızlı ve geniş değişme istidadına sahip olması ve birçok araç ve aygıtı fütursuzca kullanabilme imkânı, sorun ile çözümü arasındaki gerçeklik bağını koparması, değiştirme ve başkalaştırması daima mümkündür.

Bir nesnel tespit yapma çabasıyla, bugün çözümlenmiş gibi gözüken örnek olaya biraz yakından bakalım. Bir defa, kamuoyuna yansıdığı kadarıyla Taksim Gezi Parkı’nda bir düzenleme yapma kararı söz konusuydu. Parkın kullanım ve tasarruf yetkisi Büyükşehir Belediyesi’ne aittir. Yasal süreç izlenerek Belediye bu yetkisini kullanabilir. Kuramsal bakımdan ve hukuki dayanak bakımından bu aşamada bir sorun çıkmayabilir. Tabii yasal süreç Koruma Kurulları’nın karar ve tasdiklerinin uygun olup olmadığı gibi durumları da kapsar.

Ancak yasal sürecin sıhhatli işleyip işlemediğini belirlemek istediğimizde, Harita Mühendisleri Odası’ndan bir yetkilinin kamuoyuna açıkladığı bir bilgi sorun oluşturacak nitelikte gözükmektedir. Taksim Gezi Parkı’nın mülkiyeti Hazine’ye aitmiş ve şartlı olarak Belediye’ye tahsis edilmiş, tapuya da şerh düşülmüştür. Dolayısıyla düşülen bu şerhin gereği olarak, alan üzerinde amaç dışında herhangi bir değişiklik yapılmaması zorunludur. Bu durum, eğer böyleyse, siyasal erki de bağlamalıdır.

Öte yandan hukuk kurallarının ve kurumların yetki ve sorumluluğu hiyerarşisini sorun çözümünde dikkate alma zarureti vardır. Buna göre, kurumlar hiyerarşisinde Belediye merkez ya da kilit noktadadır. Herhangi bir ihtilaf ortaya çıktığında hiyerarşi içinde yer alan kurumların yetki ve sorumlulukları çerçevesinde çözümün sağlanması gerekir.

Oysa olayda hükümet, yani Başbakan tek yetkili ve sorumlu bir makam ve kişi olarak ortaya çıkıverdi. Kaçınılmaz olarak toplumsal mahiyette beliren sorun, kurumlar hiyerarşisi gözetilmediği için yanlış anlamalara teşne bir siyasal niteliğe bürünüverdi. Ve o noktadan sonra, olayın gerçekliği değil, algılama farklılıklarının oluşturduğu bir manzara ortaya seriliverdi. Kanaatimizce sorun çözülürmüş görünüşü altında başkalaştı ve ileride tamamen farklı nitelikte depreşmek üzere sipere yattı.