Olaylar giderek zıtlaşmaya, toplumu hızla germeye gidiyor. Belki birilerinin hedefi de bu olabilir. Zıtlaşma ve gerilim toplusal kamplaşmayı hızlandıracak, birbirine zaten tahammül edemeyen kesimleri düşman haline getirecek, bu ise çatışmaların boyutunu giderek artıracaktır. Birilerinin hedefi bu olabilir ama sorumluluk mevkiinde bulunanların bu oyuna gelmemesi, farklı olana saygı istemek yerine tahammül kültürünün geliştirilmesi gerekiyor. Elbette tahammül kültürünü bir anda geliştirmek mümkün değildir. Bunun için zamana ihtiyaç vardır. Ancak, ilk anda atılabilecek adımlar olmalı. Söz gelimi siviller tarafından yeni bir uzlaşma anayasası yapılabilirdi. Bu olmadı. Oldurulmadı. Hem de Meclis’te grubu bulunan tüm partiler laf planında yeni anayasaya ihtiyaç olduğunu belirttikleri bir ortamda olmadı. Belli ki söylenen ile niyetler farklı. Böyle olunca da istenen hedefe ulaşılamıyor.
Ne gariptir ki, demokrasi ve özgürlük şarkısını dillerinden düşürmeyen bir takım çevreler demokratik, sivil bir anayasa hazırlanması gündeme geldiğinde bin dereden su getirmeyi tercih ediyorlar. Denebilir ki, demokratik bir ortamda halk iradesi ile ortaya çıkacak iktidara tahammülleri olmayanlar sisli havada iktidar aramayı tercih ediyorlar. Hâlbuki temel insan hak ve özgürlükleri teminat altına alacak bir anayasa hazırlanabilmiş olsa, böyle bir anayasanın uygulamada olduğu bir ülkede azınlık ya da çoğunluk hakkı diye bir tartışmaya gerek kalmazdı. İktidarlar anayasanın kendilerine çizdiği sınırlar içinde ülkeyi yönetirler, tüm kesimler de temel hak ve özgürlüklerini rahatlıkla kullanabilirler. Ne var ki, uzun yıllardan beri bu ülkede tepeden inmeci uygulamalar söz konusu olduğu ve bu hakkı da belli bir grup kullandığı için halkın çoğunluğunun iradesine karşı çıkıyorlar. Çoğunluk da bizim gibi düşünsün, inansın ve bizi iktidar yapsın diyorlar. Kısacası ülkedeki zıtlaşma ve tahammülsüzlük sürekli olarak çatışmaları gündeme getiriyor. Bu çatışma ve kaos ortamlarından darbe heveslileri yararlanıyor, halkın temsilcileri bir kenara itiliyor. Bu tür hareketler karşısında halk sessiz kalıyor belki ama seçim sandığı önüne konulduğunda darbecilere karşı olan tavrını sandığa yansıtıyor. Ortaya çıkan iradeden rahatsız olanlar yeniden fırsat kollamaya başlıyorlar. Kısacası ülkemiz ve insanımız bir fasit daireye mahkûm edilmiş durumda. Artık herkes görmeli ki bunun sonu yok. Eğer demokrasi şarkılarını dillerinden düşürmeyenler bunda samimi iseler farklılıklara tahammül etmeyi öğrenmek durumundadırlar. Birlikte yaşamanın yolu da farklılıklara tahammülden geçer.
Farklılıklara tahammül nasıl hayata geçirilebilir
Bunun ilk şartı yeni bir anayasadır. Bu anayasa öyle bir ortam oluşturmalı ki, hiçbir kimse ve grup kendini olduğundan başka türlü tanımlamak ve gizlemek ihtiyacını duymasın. Ülkemizde milyonlar uzun yıllar kendilerini olduklar gibi tarif edememişlerdir. Bunun çeşitli sebepleri olmakla birlikte öncelikli olarak bazı kesimler kendilerini gizleme ihtiyacı duymuşlar, bazıları da toplumsal baskıdan çekinmişlerdir. Böyle olunca da ister istemez söylenenler ile gerçek arasındaki farklılık karşılıklı güvenin kaybolmasına ya da azalmasına yol açmıştır: Birbirlerine şüphe ile bakan insanların oluşturduğu bir toplumda güven ortamı oluşabilir mi Bir başka ifade ile bir takım fısıltılarla birbirlerini değerlendirmek durumunda kalan insanlar nasıl olacak da birbirlerinin farklılığına tahammül gösterecek Şimdiye kadar bu mümkün olmadı. Hiç olmazsa bundan sonra bu ortamın sağlanması gerekiyor. Bunun sağlanabilmesi için de toplumun tüm kesimlerine görev düşüyor. Bu görev ise demokrasi ve özgürlükleri sadece kendileri için istemek değil, tüm kesimler için isteyebilmektir.
Gerçekleşmesi zor bir husus üzerinde durduğumu biliyorum ama bir arada yaşamak zorundaysak farklılıklara tahammül kültürünün hayata geçirilmesi gerekiyor.