Çözüm sorunun kendisi mi?

Abone Ol

Zaman zam Terör meselesini çözemeyip de PKK ile girişilen pazarlık ve müzakereleri “çözüm” adı altında kamuoyuna pazarlayan siyasi iktidar, pazarlıkların içeriğini açıklamamakta ısrar ediyor. İlk aşama olarak gösterilen PKK’lıların sınır dışına çıkmasını sanki silahlarını bırakıp da teslim olmuşlar gibi veren iktidar medyası, bunu “teslim oldular, terör bitti” havasında verse de, gerçeğin çok başka olduğu meydanda.

İkinci aşama olarak hükümetin anayasal garantiler vermesini bekleyen terör örgütü, bunu açıkça dillendiriyor. Terör örgütü ve hapisteki elebaşı, her fırsatta bu sürece dair konuşuyorlarken, hükümet mırın kırın etmekten öte bir şey yapmıyor. Hükümete göre ortada ne pazarlık var, ne müzakere var. Sanki PKK silah bırakmış ve teslim olmuş da terör belası tamamen bitmiş havası estirme çabasındalar sadece. Meselenin öyle olmadığı ise maalesef apaçık görülüyor.

Mesela İçişleri Bakanı çıkıp da “ikinci aşamaya geçmedik” diyor. İyi güzel de “ikinci aşama” nedir, neleri ihtiva eder Hangi şartlarda ikinci aşamaya geçilecek İkinci aşamadan sonra, misal “üçüncü aşama” da gelecek mi Ki, PKK’ya bakılırsa, üçüncü aşamadan sonra Apo’nun salınmasına sıra gelecek. Bu sürecin başında birçok husus bilinmeyen olarak duruyordu, hala da öyle. Bu kadar önemli bir meselede hükümetin kamuoyunu bilgilendirmemesi ve neredeyse hiçbir şey söylememeye çalışması pek hayra alamet değil.

Nitekim, PKK defalarca yaptığı açıklamalarla bu sürecin pek de hayırlı bir yöne gitmediğini teyit ediyor. Bölgede dağıttığı bildirilerde Türk devletine karşı zafer kazandığından bahsediyor, “mücadele”nin bitmediği, sadece “aşama” değiştirdiğini belirtiyor. Bir bakıma “zafer sarhoşluğu, yılgınlık yok, mücadeleye devam” diyerek militanlarını ve sempatizanlarını rehavetten uzaklaştırıp tetikte tutmaya çalışıyor.

Yetmiyor, bölgede kendi asayiş örgütünü kurmanın ilk adımlarını atıyor. Bir örnek giyinmiş elemanlarına yemin töreni düzenleyip, yol denetimi yapılırken çekilmiş görüntülerini dağıtıyor. Resmen devlet otoritesine meydan okuyor ve bölgede “otorite benim” mesajı vermeye çalışıyor. O da yetmiyor, bir teröristin cenazesine katılanlardan bir BDP’li milletvekili yerel seçimlerden sonra “özerklik” ilan edeceklerini söylüyor. Hükümet ise bu sözlere hiç değinmiyor bile, sadece “süreç devam edecek” türküsünü mırıldanıyor inatla.

Öte yandan ise, Apo’nun sağlık sorunları yaşadığı ve bağımsız bir sağlık heyetinin muayenesiyle “daha uygun” koşullara kavuşturulmasından bahsediliyor. Süreci tek başına yönettiğini açıkça söyleyen Apo’ya hiçbir karşılık verilmediği gibi, “bana hapiste bir şey olursa süreç durur” diyerek aleni tehdidine de kimseler bir şey demiyor. Herkese karşı bir cevabı olan hükümet, “süreç” söz konusu olunca sessiz sessiz olan biteni izliyor sadece.

Bölgedeki Kürt nüfusa sahip olan Türkiye, Suriye, İran ve Irak’taki Kürt bölgelerinin önce özerk olacakları, sonra da birleşerek Büyük Kürdistan’ı kuracakları şeklindeki senaryolar gerçeğe dönüştürülmeye çalışılıyor. İç savaş halindeki Suriye’deki otorite boşluğundan faydalanan Suriye Kürtleri, bölgede özerlik ilan etmek için harekete geçti mesela. Buna göre, 3 ay içinde geçici bir yönetim ve geçici bir anayasa oluşturulacak. 6 ay içinde seçimlere gidilerek, “Batı Kürdistan” Halklar Meclisi kurulacak. Buradaki “Batı Kürdistan” ifadesini, diğer ülkelerdeki Kürt bölgelerini göz önünde bulundurarak düşünmek gerekiyor.

Kamuoyundan gizlenerek yürütülmeye çalışılan ve halka anlatma vazifesi de “akillere” havale edilen kerameti kendinden menkul “çözüm” süreci, anlaşılan o ki terörün daha da kuvvetlenmesi ve şekil değiştirmesine vesile olacak gibi duruyor. Belki de “çözüm” diye sunulan şey sorunun ta kendisi olacak.