Hani evde yaşamanın bile zor olduğu bir hayat savaşında
bir insan nasıl olur da dağda yaşar.
Gazetelerde çıkan bu haberler belki çok az insanı
ilgilendirmekte: 70 yaşındaki Tekin Teke, 16 yıl önce Marmara Depremi nde 3
kardeşini kaybettiğinden bu yana Antalya da bir ormanda yaşadı. Ailesiyle
Sakarya da yaşayan Tekin Teke, ağır hasar alan evlerinin enkazında 3 kardeşini
kaybetti. Tekin Teke ve annesi Melek Teke, depremden sağ kurtuldu. Teke,
depremin ardından daha iyi, daha güzel bir yerde yaşamak fikriyle annesini de alarak
Antalya ya geldi. Hayat bekledikleri gibi olmadı. Annesinin emekli maaşı kirayı
ve diğer giderleri ödemeye yetmeyince 6 ay sonra evden çıkmak zorunda kaldılar.
Teke ve annesi ormana yerleşti. Kendilerine ağaçların çevrelediği düz bir alan
bulan anne-oğul, ellerindeki son parayla çift kişilik çadır aldı. Kiralık evden
çıkarken yanlarına aldıkları yorgan ve battaniyeden yatak yaptı, mutfak
eşyalarını portakal kasası üzerine dizerek mutfak oluşturdu. Ancak ormanda
çadırda yaşamaya annesi fazla dayanamadı .
Ormanda yaşamı seçen bir diğer kişi ünlü besteci Ergüder
Yoldaş tı. Önceki gün hayatını kaybettiğinde de Kültür Bakanlığı ndan,
dostlarından, sanatçılardan sağlığı gibi cenazesi de ilgi görmedi.
Sanat dünyasından büyük bir katılımın beklendiği
cenazeye, ünlü bestecinin dostları katılmadı.
Uluslararası yarışmalarda birincilik ödülleri aldı.
İstanbul Şehir Tiyatroları ve İstanbul Festivali direktörlüğü yaptı.
Ergüder Yoldaş, 80 lerde Türk sanat musikisiyle, popu en
ideal noktada buluşturdu.
1981 de bestelediği, eşi Nur Yoldaş ın seslendirdiği
Attila İlhan ın şiiri Sultan-ı Yegâh 45 liğiyle, pek çok eve girip bahar
sabahlarında pencerelerden taşan, sokaklara huzur veren, büyülü tınısı ile
gönüllere yerleşen bir ekol oldu.
1987 ye gelindiğinde, Ergüder Yoldaş Büyükada ya gitmiş,
inzivaya çekilmiş; çalıların, fundalıkların içinde yaşamaya karar vermişti.
1991 de İstanbul a getirirler ama kısa bir süre sonra yeniden adaya döner. 13
yıl adada yalnız yaşar, yoksulluğuna karşın yardımları kabul etmez. Cenazesinde
bile onu anlamaya yanaşmayan basın, kaba davranmaktan çekinmedi:
uzun süre İstanbul, Büyükada da çöp adam olarak
yaşamayı seçti. Son olarak İzmir de kız kardeşinin yanına yerleşmişti . Ünlü
besteciye saygısızlıkta sınır tanımayanlar çöp adam yazabilmekteydi hâlâ.
Ergüder Yoldaş, verdiği bir röportajda, insanlardan kopuk
yaşantısının sebebini, insanlara olan güveninin kalmaması ve sisteme tepki
olarak açıklar ve kız kardeşine bunu şu sözlerle ifade eder; İçime karlar
yağıyor...
Meğer her yanı dolduran, sayıları günümüzde de gittikçe
artan çöp adamlardan kaçıp, onların verdiği üzüntülere daha fazla dayanamayıp
hayatının bütün konforlarını terk edip; tertemiz fundalıklar, çalılıklar,
karamuklar, üzerlikler, nergisler arasında yaşamayı severek isteyerek seçmiş.
Dünyayı ele geçirmiş zorbaların en yakınlarını bile
harcayıp köle pazarlarından daha acımasız düzeneklerle sattığı, ekmeğini kanına
doğradığı, itibarsızlaştırdığı, sarstığı, eskitip kullanılamaz ettiği değerleri
tekmelediği, ayakta kalma savaşlarının yenilgi ile bittiği, dostluğun anlamını
yitirip çıkarın köşe başı kralı yapıldığı; haysiyetsizliğin, yağcılığın,
oportünizmin prim yapıp zafer taklarında ağırlandığı sisteme insan olarak çok
güzel bir tepki verdin Ergüder Yoldaş. Umarım yüreğine yağan karlar, yerini
güneş ışıklarına bırakmıştır.