Parantezler içinde yaşayıp gidiyoruz. Hâlbuki bazıları
uyanıklık yaparak bu parantezleri ebedi kılmak istiyor. Hayatın kanunları var.
Bu kanunlardan birisi de Kur an buyruğuyla değişmeyen ecel yasasıdır. Ecel,
vadededir. İnsanların bir vadesi olduğu gibi devletlerin ve milletlerin de bir
vadesi vardır. Nehir gibi akan hayat akışı bazen bizi bakarkör yapar ve akışı
fark edemeyiz. İtiyat ve alışkanlık dolayısıyla her günü bir önceki gün gibi
zanneder, avunup gideriz. Hâlbuki esasında dünya tek gündür. O da yaşadığımız
yani kaybettiğimiz gündür. Yaşadığımız gün geçmiş sayılır ve gelecek gün ise
elimizde ve avucumuzda değildir. Tek günlük bir ömür sermayemiz var. Kim öle
kim kala. Ölüm herkes için olmasına rağmen genelde olağan aday yaşlılardır.
Milletlerin meyyitleri ise müsrifler ve şımarık zenginlerdir. Kur an-ı Kerim in
mütrefin olarak andığı bir zümre vardır. İbni Haldun bu rahata gömülmüş
zümrenin genç asabiyetler tarafından bertaraf edileceklerini ve kenara
itileceklerini ve tarih dışı bırakılacaklarını söylemektedir. Rehavete
kapılanlar genç dinamikler tarafından silinip süpürülürler. Fukuyama, Soğuk
Savaş ın bitiminde tarihin sonunu ilan etmiştir. Burada bir son var ama kimin
sonu Tarihin mi yoksa tarihi edilgeni kıldığı ABD nin mi Hâlbuki tarih fail
ABD ise mef ul veya münfaildir. Zaman ve tarih hükmünü icra eder.
*
ABD gibi ülkelerin eceli olduğu gibi demokrasi gibi
değerler de parantezdir. Zaman zaman yüzeye çıkar ve zaman zaman derine
inerler, kaybolurlar. Elbette istibdat veya zorbalık kötü bir anlayış ve
rejimdir. Lakin demokrasiyi suiistimal etmek de öyledir. Bugün Batılılar diğer
toplumları üç şey üzerinden nizama sokmak istemektedirler. Liberalizm ve bazen
laiklikle ambalajladıkları demokrasi, kadın meselesi ve azınlıklar. Bunlar
böl-yönet ve terbiye etmenin araçları olmuştur. Dolayısıyla suiistimal edilen
demokrasinin ruhu çarpıktır. Cumhuriyet gazetesinden Ergin Yıldızoğlu Bir
Titanic Olarak Demokrasi yazısında bilmeden Kur an-ı Kerim in temas ettiği
bir çöküş yasasını analiz etmiştir. Önce konu ile ilgili onun satırlarını ve
ardından da ayetin ifade ettiği umum kanunu dikkatlerinize sunalım. Ergin
Yıldızoğlu 8 Mayıs 2013 tarihli yazısında şöyle yazıyor: Demokrasinin
geleceğinin birçok açıdan, 1912 yılında batan Titanic e benzemeye başladığını
düşünüyorum. Zizek in aktardığına göre Morgan Roberton adlı bir emekli kaptan
1899 da yayımlanan (Nafile Durum) adlı romanında Titanic in başına gelecek
felaketi 13 yıl önce yazmış. Robertson bir kâhin değil, yalnızca özgün bir
tarihsel ortamda ilginç bir şey üretmeye çabalayan, Baudelaire in deyimiyle
zamanının damgasını yemiş bir yazar. Örneğin Robertson yazarken Titanic in
özelliklerini taşıyan bir geminin yapılabilmesi için gerekli teknolojik zemin
oluşmuştu. Teknolojiye abartılı bir güven vardı. Bu teknolojiyi üretenlerde de
büyük bir özgüven, iyimserlik Asla batmaz iddialı (asla yıkılmaz
imparatorluklar gibi) dev, şaşaalı transatlantikler bu özgüvenin popüler
kültürdeki simgeleriydi. Buna karşılık, yeni hegemonya adayı olarak yükselen
ABD den bakınca, İngiliz hegemonyasının, yerini ABD ye bırakması gerekmekteydi.
Bu yüzden ABD ninki, bu olası yıkılmanın ilk işaretlerini arzulayarak arayan
bir gözdü. Robertson, bu ortamda, batmaz gemiyi tasarlar, nasıl batabileceğini
düşünürken Titanic in başına gelenlere benzeyen, çoktan maddi zemini,
beklentisi oluşmuş bir olasılığı öyküleştirmişti. Bugün de demokrasi
açısından benzer bir durum, toplumu her düzeyde denetlemek, yasalarla
kısıtlanmadan, adeta keyfi biçimde yönetmek, toplumsal çıkarlara ters, geleceğe
ipotek koyan pratikleri engelsizce uygulayabilmek isteyen totaliter bir rejim
hızla yerleşiyor. Fukuyama nın Tarihin Sonu savı, Amerikan hegemonyasının
ifadesi olarak liberal demokrasinin kalıcı zaferini büyük bir özgüvenle
muştuluyordu. Komünizmin yıkılması, yeni iletişim, bilişim teknolojileri,
internet vb. demokrasinin zaferinin en önemli garantileriydi
*
İslam, insana korku ile ümit arasında dengede kalın
der. İnsan öteki kanadı olan korkuyu aşarak tek kanatlı bir biçimde ümide
kapılmışsa şımarmış ve yıkılma anı gelip çatmıştır. Kaderiyle yüzleşecektir. Bu
genel bir kuraldır. Yukarıda Ergin Yıldızoğlu nun satırları ışığında bir de
ayete bakalım. Bakalım ne buyuruyor: Dünya hayatının hâli, ancak gökten
indirdiğimiz bir yağmurun hâli gibidir ki, insanların ve hayvanların yedikleri
yeryüzü bitkileri onunla yetişip birbirine karışmıştır. Nihayet yeryüzü (o bitkilerle)
bütün zinet ve güzelliklerini bezendiği ve sahipleri de onun üzerine (her türlü
tasarrufa) kadir olduklarını sandıkları bir sırada, geceleyin veya güpegündüz
ansızın ona emrimiz (afetimiz) geliverir de, bunları, sanki dün yerinde hiç
yokmuş gibi, kökünden kazınmış (yolunmuş) bir hâle getiririz. İşte düşünen bir
toplum için, ayetleri böyle ayrı ayrı açıklıyoruz (Yunus: 24) İşte tarihin
sonu budur. Bu aynı zamanda bir deveran hali ve yeni bir başlangıçtır.