Çok üzüldük, Çok bedel ödedik

Abone Ol

Çok üzüldük, Çok bedel ödedik

 

* İslamcılara gelince…

Bana hiç öyle çok eziyet çektik falan demesinler.

Uzun sure siyasetin dışında, kenarında sessizce durdular.

Ama ne 27 Mayıs’ta, ne 12 mart’ta, ne de 12 Eylül’de solcular ve milliyetçiler kadar dayak yemediler.

Onların sıkıntılı günleri 28 Şubat dönemiydi.

Bazıları işlerini kaybetti.

Ama cezaevlerine atılan, yıllarca tutuklu kalan, oralarda hayatını kaybeden , düzmece CD’lerle, pespaye gizli tanıklarla cezaevlerinde çürütülen İslamcı yoktu veya çok azdı.

Elbette o da feci bir şeydir ama neticede kaybettikleri tek şey sadece işleri oldu…

Aynen bunları demiş Hürriyet’in 24 Ekim 2013 günkü nüshasında sayın Ertuğrul Özkök.

İlk iki satırındadır, benim kafamda şimşekler çaktıran hafifseme.

Belgeli, belgesiz onca işkence hatırası okuduğum hitaplardan ve duyduğum dudaklardan sıralanırken gözümün önüne, yoksa dedim birden kendime, yoksa bir provakosyonla mı karşı karşıyayız yine.

Biz şunları, şuralarda, şöyle yaşadık diye anlatacağız da anlatacağız. Onlar da eğlenecekler işte. Sanki biz o zulüm günlerini bu ülkede yaşarken, onlar burada değillerdi(!)

163. maddeyi hiç duymamış olabilirlerdi mesela. Hani artık müslümanlar müdafaa haklarını iyi kullanmaya başladıklarında ve o maddeden artık mahkum olmamayı öğrendiklerinde, işlevsiz kaldığı için T. Özal’a kaldırtılan o ünlü 163. Maddenin bu ülkenin kaç bin insanından neler neler götürdüğünü bilmiyorlar mı, duymadılar mı

“Bana hiç öyle çok eziyet çektik falan demesinler...” diyen bir insanın, gazetelerde Salih Mirzabeyoğlu fotoğrafları görüp, haberlerini okumamış olması gerekir.

“Kudüs’ü Seviyorum” diyen bir Nurettin Şirin’in 18 yılından haberinin olmaması gerekir.

Evinde bir gece saçlı ve sakallı götürülen bir hocanın (Timurtaş Hoca) kirpiklerine kadar her şeyinin alındıktan sonra bırakılmasını duymaması gerekir.

12 Eylül’lerde “Fethullah Gülen” resimlerinin otogarlara ve istasyonlara neden asıldığını bilmemesi gerekir.

Gazetemizdeki köşesinde, gördüğünüz ve size yapılan eziyetleri anlatmayın vezninde yazıları olan Mahmut Toptaş Hoca’ma açtım bu mevzuyu. Siz anlatmayın diyorsunuz ama, kartelciler bak ne diyorlar

Biz dedi, Mahmut Toptaş Hoca’mız; biz , kendisine yapılanları hiç anlatmayan bir peygamberin ümmetiyiz. O hiç anlatmamıştır, hiç dillendirmemiştir. Nerden biliyoruz, nerden öğrendik Sahabe efendilerimizin anlattıklarından ve ona yaptıklarını müslüman olduktan sonra konuşan pişmanlardan öğrendik.

Ama ne 27 Mayıs’ta diyor, kartel kalemşorü sayın Özkök. Bu sutunlarda daha once yazdığımız bir çocukluk anımızı tekrarlamamızın bir mahzuru olmasa gerek. Size keyif çayı olsun diye.

“Çelik kanatlı Menderes” nakaratlı destan okuyan destancıların ihtilal olduğunda “Milletin kanını emdin zalim Menderes” diye bağırmalarını çok duyduk küçük esnaf babamızın dükkanı önünde. Bu, menderesci olanlara işkence değil mi idi Ötede oku dediklerinde destancıya, karakollara çekilmediler mi

Önce öyle diyordun, şimdi niye böyle okuyorsun, diye soran bir başka esnafa, o destancının dedikleri boşuna mı dillerde dolaşmıştı yıllarca.

-İsmet Paşa beni de mi assın

Bir de şu gerçek var: O eziyet edenler bu ülkenin insanları idiler. Neden onlar öyle oldular, sorgusu, hiç anlatmadıklarına gore, suçlamasından once gelmeli.

Yoksa yanlışlar devam eder, gider…

 

 

Azerbaycan’ın Canı yok mu

*   Alo! The Şapgalı Baba neredesin Yüzün kızarmış mı bakacaktım yahu.

*   Havadayım yavrum Mesut. Binaenaleyh Azerbaycan’a gidiyorum. Fevkalade davet aldım.

*   Sen niye havalara girdin The Şapgalı Baba, nereye gidiyorsun Davet aldım dedin, tank mı gönderdiler Hani başörtülüler Arabistan’a gidecekti yahu.

*   Meclis’e gelmişler yavrum Mesut. Binaenaleyh sen de kartel patronunun yanına mı geldin

*   Yani sen onları görmemek için mi Azerbaycan’a gidiyorsun The Şapgalı Baba.

*   Onlara görünmüyeyim diye. Binaenaleyh kartel patronu artık seni çağırmıyor mu yavrum Mesut Trumpları fevkalade konforlu imiş.

*   Azerbaycan’ın nizamiyesine mi gidiyorsun The Şapgalı Baba. Buradaki kızlar Arabistan’a gitmeyince, oradaki kızları mı göndereceksin yoksa.

*   Benim bu yaştan sonra canım daha da kıymetlidir yavrum Mesut. Binaenaleyh seni artık kimsenin çağırmaması fevkalade hatadır, ayıptır, yazıktır.

*   Azerbaycan’da sana yazık olmaz değil mi The Şapgalı Baba. Senin hatalarını, ayıplarını orada bilmiyorlar yahu.

*   Kasetim vardı da Azerbaycan’da mı seyredildi Binaenaleyh Koskotas dosyalarının arasındaki kasetleri unutman fevkalade yanlıştır, hatadır, alzaymırdır.

*   Senin gideceğin yer Silivri’de hazırlanmış The Şapgalı Baba. Azerbaycan, Silivri’den ötede yahu.

*   Kartel patronu yeni Trumplar için kazı yaparken Koskotas dosyalarına bir rastlarsa yavrum Mesut, binaenaleyh Silivri’nin en sivri yeri fevkalade rezidans olur sana.

*   Azerbaycan’da canına can mı katacaksın The Şapgalı Baba. Orda iki metrekarelik topraklar çok ucuzmuş yahu.

*   Onu kartel patronuna kadar ucuzlayanlar düşünsün yavrum Mesut. Binaenaleyh geldiğimde konuşalım.

*   Ha, anladım The Şapgalı Baba. Sen Azerbaycan’a gelmek için gidiyorsun yahu.

*   Ben giderim, gelirim yavrum Mesut. Binaenaleyh kartel patronuna bir kere gidip de dönmeyenlerin durumu fevkalade acıdır, elemlidir, vahimdir!

Spor olsun

*   GS-T. Konyaspor maçının özetini seyrediyorum, spor yayın günlerinde ve spor kanallarında GStv olma görevi yüklenen TRT’nin bir kanalında.

Yorumcular şunu şöylediler, GS’lılar santra atışı dahi yapılmayan o golü attıklarında.

-Kırkbeş artı beşte gol yiyen Torku Konyaspor’un gardı ikinci yarıda düştü.

Maçların kırkbeşleri, doksanları biter de, bir türlü bitmez artı beşleri bu ülkenin sahalarında.

O artı beşler, artı yediler, artı sekizler olurken ancak gol atmayı akıl edebiliyorsa çok şampiyon olmuş büyük kulüplerimizin oyuncuları, onları eğitmek  Mancini’lerden önce, ayarlı ve sınırlı vakitler sorumlusu hakemlerimize düşmez mi

Düşün o şampiyonlardan, bitmeyen artılarda attıkları golleri.. Ya da hak ettiğine sevinmesini öğrensin taraftarlar. Öyle değil mi TRT, pardon GStv.

 

Kimimiz dağlarda vurulduk

Kimimiz parti lokallerinde  

* Popülaritesi arttırılmış hangi politikacı konuşturulsa bir mikrofon ucunda, söyledikleri, bir diğerinin eşdeğeri niteliğindedir. Moda denen, böyle bir şey midir acep

Son günlerin en meşhur gülü, CHP siyasetinin en yeni gülü, yeni duvaklı eski gelini Sarıgül de katılmış aşıklar kervanına.

Başbakan, bir gördüm vuruldum, dedi ya; ben de öyle dersem Başbakan olurum sanıyor zahir. Tıpkı onun gibi konuşuvermiş.

“Bir rüya gibi başladı her şey. Nereden bilebilirdim ki Abdurrahman Köksaloğlu’nun kızıyla tanışacağımı. Hülya’yı gördüm, aklım başımdan gitti. Kalp kalbe karşıydı! Ama o, zengin aile kızı. Üstelik babası milletvekili. Benim ailem kapıcılık yapıyor! Öyle sevdik ki birbirimizi, her zorluğu yendik. Ama babası Nuh dedi, Peygamber demedi. Gerçi nikâhımıza geldi, ama hiçbir zaman bu evliliği onaylamadı.” (Ayşe arman röportajı. Hürriyet 29 ekim 2013)

Hep merak etmişimdir. Bir görülünce vurunulan o güzel kızları, onlardan önce hiç gören olmamış mı Ya da onlardan önce görenler daha önce gördüklerine vurulmuş olanlar mı idiler Ülkemin gençliği hep dağlarda vurulmadı ya...

Kimsenin aşkı, evliliği bizim mizahımıza açık değildir; Sayın Sarıgül’ünkü dahil. Ama onun bizzat anlattıklarından hayatını öğrenmek istememiz, istikbalinin açık olduğu iddia edilen bir siyasetçiyi daha iyi, daha çok tanıma aşkımızdandır. Yani bizim aşkımız da böyle.

Ben kendimi onun yerine koyuyorum. Empati yapmak mı diyorlar buna. Öyle olsun. Yani ben empati yaparken, diğer kapıcıların kızları veya komşu apartmanlardaki orta halli ailelerin kızları sempati yaparlarsa bana (duyarlarsa mı diyecektim ) görmeyecek miyim, haberim olmayacak mı

Gittiğim parti teşkilatında milletvekili kızlarını mı bekleyeceğim, bir görüşte vurulmak için Ya o milletvekilleri kızlarını oralara hiç getirmezlerse...

Yoksa Sayın Sarıgül hayatını anlatırken, onlara sakın kızlarınızı getirmeyin mi demek istiyor Yeni Sarıgül’lere ihtiyacı yok mu bu ülkenin

Bakarsınız bir gün, şöhretlendirilmiş bir başka siyasetçimiz de milletvekili oğluydum, kapıcımızın kızına bir görüşte aşık oldum, kelimeleriyle başlar anlatmaya hayatını. Olmaz, olmaz demeyin...

Alkış Devşirici 

* “Hatta hatta ateistin de hukukunu koruyacağız dedik, yola böyle çıktık.”

Demokrasi adına ülkeye kazandırdıklarını anlatan Başbakan’ın konuşmasından bu cümleyi bulmuş kartelin Devşirme’si, vurma, çakma malzemesi olarak...

Üstelik, mantığını çalıştırırken buradan gittiği hiç aklına gelmemiş, kırk yıllık oralı gibi kuruvermiş itiraz cümlelerini.

Yani bu ateistlere yiyecek ekmek bile verilmez ama, biz koruyoruz hukuklarını, kıymetimizi bilmeseler de...

Başbakan’ın bu cümlesinin önünü ve ardını bilmiyorum, araştırmıyorum, merak da etmiyorum. Lakin hakları korunanların sayılıp geldiği ve koruma işinin ateistlerle bağlandığını her okuyan kolayca anlıyor.

Başbakan neden hatta, hatta dedi, önce onu anlayalım. O da bir zamanlar bizim mahallenin çocuğu olduğundan, onu anlamamız da tıpkı Devşirme’yi anlamamız gibi kolaydır.

Gazeteye geldiğim bir gün (15-20 yıl önce) yazı işleri masasının üstünde bir dergi görmüştüm; müslümanların parasıyla neşredilen. Parlak kapağının üstünde aynen şöyle yazıyordu: “Türk ateistlerinin sorunları.” Bu konuyu işleyen o dergiciler, bildikleri ve bulabildikleri bütün ateistlerle konuşmuşlar, sorularına cevap almışlardı. Lakin o konuşulan ateistlerin hepsinin ya bir gazetede köşesi, yahut sesli bir yayın organında konuşacağı saatleri vardı.

İlk sayısını ateistlerin sorunlarına ayırmış derginin bir daha yayınlanmama sebebi, sadece bizim itirazımız değil, her görenin kızgınlığı olmalıydı.

“Bu ülkede ateistlerin sorunları mı var ”

Ortak itiraz cümlemiz bu idi. Sayın Başbakanın da kanaati bu yönde olmalı ki, hukuki sorunları olmayanların (ateistlerin) hukukunu da koruyacağız, manasını anladık biz o konuşmadan.

Peki, Devşirme böyle anlamadı mı

Anlamasına o da böyle anlamıştır ama, artık o mahallenin bir elemanı olarak görevini yapmalıydı. Sigortalı bir işi vardı.

Görev, yani kışkırtma işleri. Ola ki kartel gazetelerinde köşesi olmayan bir iki ateist vardır. Onlar sözcüsüz mü olsun.

Derken geldik yazımızın nihayetine. Devşirme’ye Başbakan’ı tanıtmaya çalışmak gibi anlaşılmasın bu yazımız. Bizim dememiz de o Başbakan’adır. İşte diyoruz:

Bizim hukukumuzu da ateistlerin korunan hukukları kadar bil.

En Güçlü Silah Bismillah

Yıldırım’dı Niğbolu’da,

İmandı Gelibolu’da,

Parçaladı zincirleri,

Zaferdi Anadolu’da...

En güçlü silah, Bismillah,

En güçlü ses, Allah Allah!

“Rıza en lillah”tır amaç,

Güç toplamak buna araç,

Bin yıl oldu cihan şahit,

Kaç defa şahlandık kaç

En güçlü silah, Bismillah,

En güçlü ses, Allah Allah!

Türküler çıkar telimden,

Bayrak anlar dilimden,

Güçlüye asla tapmadım,

Kim korkar süper zalimden!

En güçlü silah, Bismillah,

En güçlü ses, Allah Allah!

İmanım var kalkar şaha,

Henüz konuşmadım daha,

Çek ellerini yurdumdan,

Mecbur etme bu silaha.

En güçlü silah, Bismillah,

En güçlü ses, Allah Allah!

EKREM ŞAMA