Radyo Televizyon Üst Kurulu, ATV ekranlarında yayınlanan
Alemin Kralı adlı dizideki Kubat ve Nihale karakterlerinin “Kadına Şiddeti
Özendirdiği” gerekçesiyle kanala yaklaşık 900 bin liralık bir ceza kesilmesini
buyurmuş. Elbette yerinde bir karar! İyi de, biz şimdiye kadar diğer televizyon
kanallarında da “Kadına şiddeti özendiren”, “Ahlak ve maneviyatı deforme eden”,
“Gayri meşru ilişkileri içselleştiren” nice unsurun ayan beyan yayınlandığına
şahit olmadık mı Aşkı Memnu adlı dizide, amcasının karısına kem gözle bakan,
onunla saplantılı bir aşk ilişkisine giren tipolojinin yansıttığı rezil dünyaya
neden bir ceza kesilmedi Eğer böyle bir ceza kesilmiş olsaydı, bunun tam
olarak bedeli ne olurdu Parayla ölçülemeyen değerler vardır… Haysiyet, onur,
maneviyat, ahlak… Toplumun genetik kodlarına işlemiş değerleri ordan silip
atmak üzerine kurgulanmış böylesi bir dizinin vazettiği rezilliğe,
kesilebilecek cezanın, bu cezanın karşılığı olan paranın rakamsal bir boyutu
var mıdır
Oynanan tam bir oyundur… Komedidir… Radyo Televizyon Üst
Kurulu, eline gelen doneleri, dizilerin sunduğu dünyanın maneviyat dokumuzdaki
tahribatı tam olarak değerlendirebilse, elindeki mihenk taşını maneviyat
boyutunda işletebilse, aslında şu anda yayınlanan dizilerin hiç birisi yayında
olmazdı.
Zira, her bölümünde toplumun bir başka dokusunu hırpalamak,
gayri meşru ilişkileri içselleştirmek ve “Maraz Merakları” gıdıklayarak prim ve
reyting depolayabilmek için çabalayan, sağladıkları reyting rakamlarıyla da
reklamverenlerden milyonlarca liracı iç edebilmek için uğraşan bu rezil
dünyanın aktörleri, kesinlikle cezalarını bulacaklarını bilirler ve bu toplumun
genetik kodlarına uygun senaryolarla ortaya çıkarlardı.
Söylenecek tek söz var aslında… Meydanı bulmuş oynuyorlar…
Bu meydanı onlara sağlayan kurumların en başında ise Radyo
Televizyon Üst Kurulu geliyor. Ellerindeki kılıcı hakkaniyetle sallamasını
bilmiyorlar. Neden Alemin Kralı’na reva gördükleri cezayı, gayri meşru
ilişkilerin yaşandığı diğer dizilerin senaryolarına uygulamıyorlar.
Bugün elimizden kayıp giden, bir uçurumun kenarına doğru
itilen “ahlak ve maneviyat” dokumuz, bir gün belki de katrilyonlarla bile
ölçülemeyecek bir karanlık boyutta önümüze çıkacak. Ve o gün çok geç olacak…
Toplumun temelleri sarsılmış, başımızdaki manevi gökkubbe
başımıza çökmüş, zihinlerimizi saran örümcek ağları toplumun tüm hücrelerine
sinmiş, ahlak iklimimiz ise kapkaranlık bir atmosfere ayarlanmış olacak.
O gün dünya üzerindeki hiçbir para birimi, güzelliklerimizi,
geleneklerimizi geri getirecek kudrette olmayacak.
Vakit çok geç olmadan, iş işten geçmeden bugün bu işi
başarabilmeliyiz.
Biz, birer seyirci olarak ruhlarımızı kapkaranlık bir libas
gibi sarmalayan bu dizi dünyasının bize sunduğu dünyadan kurtulmanın gayretini
yaşamalıyız. Bu karanlık dünyayı bizlere sunanları ise Radyo Televizyon Üst
Kurulu, “Bu da sizin cezanız” diyerek hesaba çekebilmeli.
Çok geç olmadan…
Çok geç olmadan…