Çocuklarımızı yeterince sevebiliyor muyuz?

Abone Ol

Başlığa bakıp çocuklarımızı aklamak adına anne-babaları suçladığım sanılmasın. Ancak, hangi anne-baba ile konuşsanız, okullardaki veli toplantılarına katılsanız öğretmenlerden çok velilerin çocuklarından şikâyet ettiğine şahit olursunuz. Şikâyetlerin başında cep telefonu ve bilgisayar bağımlılığı geliyor. Bunun tabii sonucu olarak da ortaya bir başka sorun çıkıyor; o da dikkat dağınıklığı. Bir çocuğun hayatına kalktığı andan yatışına kadar elinden düşürmediği cep telefonu girmişse zaten dikkatini derse odaklandırması, oturup kitap okumak ve ders çalışmalarını beklemek zorlaşır.

Çocuklarımızda oluşan cep telefonu ve bilgisayar bağımlılığı sebebiyle tek taraflı olarak onları suçlamamız bizi temize çıkarır mı Teknolojinin hayatımıza soktuğu bu aletleri çocuklarımızdan önce bizler elimize almadık, daha sonrada çocuklarımızın hizmetine sunmadık mı Çocuklarımıza biz verdik ama onlar da bağımlılık oluştu. Yani teknolojinin faydalarının yanında zararları da ortaya çıktı.

Pazar günü oğlumun okulunda veli toplantısına katılmış, hem durumunu hem de öğretmenlerinin kişisel değerlendirmelerini öğrenmek istemiştim. Hemen belirteyim ki, çocuklarımızın öğretmenleri bizlerden daha tahammüllü ve hoş görülüydüler. Onların zarar görmemesinin ötesinde bunu nasıl sağlayacaklarına kafa yoruyorlar. Buna rağmen öğretmen-öğrenci ve veli üçlüsü arasında ortak kanaat, çocukların dersi sevmediği, dikkatlerini uzun süreli olarak derse odaklayamadıkları idi. Sadece okulda değil evde de çocuklarımızın büyük bir bölümüne anne ya da babaları ders çalışmasını istediklerinde tepki gördükleri ortaya çıkıyordu. Özellikle anneler bundan babalardan daha çok şikâyetçiydiler. Elbette şikâyetçi olmak soruna çözüm bulmak için yeterli değil. Bu sorunun sebeplerini araştırmak özellikle bizlerin nerede hata yaptığını tespit etmesi gerekiyor. Bir evde anne ve baba çalışıyor ise çocuklarına yeterli ilgiyi göstermelerinin mümkün olmayacağını söylemek için uzman olmaya gerek yok. Söz gelimi bir anne çocuğuna 3–5 defa ders çalışması gerektiğini hatırlattığını ama sonuç almadığını söylüyorsa ciddi bir iletişim kopukluğu var demektir. Bu bakımdan öncelikli olarak bu kopukluğu gidermek gerekiyor. Bu noktada öğretmenliği severek yaptığına, çocukları da kendi çocukları gibi sevdiğine inandığım bir öğretmeninin çocuklarından şikâyet eden annelere verdiği cevaba dikkat çekmek istiyorum.

Liseye gelmiş çocukların bir geçiş dönemi yaşadıklarına, bu dönemde anne-babanın eleştiren, başkaları ile mukayese eden ilgisine değil, başlarının sevgi ile okşanmasına ihtiyaç duyduklarına dikkat çeken değerlendirmesi benim için çok önemliydi. Bu arada anne-babalarının gözünde yavrularımızın hiçbir zaman çocukluktan çıkamadıkları, hâlbuki onların özellikle lise çağlarında kendilerini yetişkin olarak gördüklerini işte bu farklı bakış açısının çatışmaları körüklediğinin unutmaması gerekiyor. Çocuklarımıza ilgi ve sevgiyi göstermememizin çeşitli yolları olabilir. Bunun başında çocuklarımızın maddi ihtiyaçlarını fazlası ile karşıladığımız, hatta “Biz bunların hiç birini bulamıyorduk” şeklindeki başa kakma anlamına gelebilecek yaklaşımdan vazgeçmek gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bizim zamanımızın şartları bugünkünden çok farklıydı. Bu arada farkına varmadan çocuklarımızdan kendi yapmak isteyip de yapamadıklarımızı, yani hayallerimizi gerçekleştirmelerini istemek gibi bir hakkımız olup olmadığını da düşünmeliyiz. Çocuklarımızın maddi ihtiyaçlarını karşıladık öyle ise biz görevimizi yaptık sıra çocuklarımızda yaklaşımını da kendi kendimize sormak durumundayız. Bir adım daha atarsak bazı anne ve babaların sıkça tekrarladığı, “Biz çocuğumuzla arkadaş gibiyiz” yaklaşımına varılabilir ama bir de çocuklarımız bizden arkadaşları değil, anne-baba olmamızı, arkadaşlarını kendileri seçmek istiyor olamazlar mı

Konuyu uzatmak mümkün ama sanıyorum esas sorun hayat şartlarının bunalttığı anne-babaların çocuklarının maddi ihtiyaçlarını karşılamak için gösterdikleri çabanın hiç olmazsa yarısını manevi ihtiyaçlarını karşılamaya ayırabilseler sanıyorum sorun büyük ölçüde çözülecektir. Sevgisiz bir toplumda mutlu olmak, insanların birbirini anlaması mümkün olabilir mi