Türkiye’de İslami eğitim seviyesi her geçen gün düşmektedir. Yeni yetişen neslin kahir ekseriyeti okullarda gördüğü resmi din derslerinin dışında bir İslami eğitim almamaktadır. Okullarda ise içeriğini resmi ideolojinin kuşa çevirdiği “Din Kültürü” adı altında okutulan kitaplar ilkokuldan başlayarak lise sona kadar hep konu tekrarı yapmakta ve öğrencileri bıktırıp yormaktadır. Bunun üzerine bir de öğretmenlerin isteksizliği, yetersizliği ve ilgisizliği eklenince gençler bir kapıdan girip öbür kapıdan mezun olarak çıktığında din ile alakalı hiçbir şey öğrenmeden mezun olmaktadırlar. Zaten işin başında din, bir yaşam tarzı olmaktan çıkarılarak kültür seviyesine indirgemektedir.
Yeni yetişen neslin dinden bi haber yetişmesinde sistemin, müfredatın ve öğretmenlerin vebali yanında cami imamlarının da çok büyük vebali vardır. Zira bu çocukların her birisi bir mahallede, bir sokakta oturmakta ve o mahallenin, o sokağın içerisinde mutlaka bir cami bulunmaktadır. Ama cami imamlarının kahir ekseriyeti kendilerini bir fabrika bekçisi gibi gördükleri için caminin demirbaş eşyasına gösterdikleri titizliği cemaatin eğitimine ve sayısının artırılmasına göstermemektedirler. Bir camide on sene, yirmi sene kalıp da etrafında beş tane genç toplayamayan imamlar kahir ekseriyeti oluşturmaktadır. Birçokları adeta “kıldır kaç” konumundadırlar. Cemaatten önce camiyi terk etmektedirler. İki görevlisi olan bir camide sabah namazında on tane cemaat göremiyoruz. Bu durum daima halkı suçlu görerek içinden çıkılacak bir mesele değildir. Eğer bir yerde cami cemaatsiz kalıyorsa bu durumdan birinci derecede sorumlu oranın halkı değil, imamı ve müezzinidir.
Tabii “Hepiniz çobansınız; hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz.” Nebevi buyruğu gereği -devlet vermese ya da veremese dahi- baba ve anneler çocuklarına dini görevlerini öğretmek ve onları dinlerini yaşayan birer evlat olarak yetiştirmek zorundadırlar. Bunun için yaz kursları bulunmaz bir fırsattır. Çocukların başıboş bir şekilde sokaklarda dolaşmasını veya internetin esiri olmasını arzulamayan veliler mutlaka camilerde ve özel vakıf ve derneklerde açılan kurslara çocuklarını göndersinler. Bu hem kendilerinin ve hem de çocuklarının dünya ve ahiret menfaatleri için elzem bir şeydir.
Şimdi yaz kursları başlıyor. Yüzbinlerce genç yaz kursları için camilere gidecek. Burada asıl sınavı gelen öğrenciler değil, cami görevlileri verecek. Çünkü asıl başarı bu bir buçuk ay sürecek kursların sonunda acaba gençlerin kaçta kaçı camilerde devamlı olarak kalıcı olacak, cami ve cemaat sevgisi bir sevdaya dönüşerek ömür boyu sürecek? İmamlarımızın ve kurs görevlilerimizin başarması gereken asıl mesele budur. Yaz kurslarının birinci hedefi bilgi yüklemek değil, onların kalplerinde bir kıvılcım tutuşturmak ve onları mescitlere bağlamak olmalıdır. Yoksa bu yaz bir ay, bir buçuk ay bir kursa gidip bir daha camiye ayak basmayan çocuklar öğrendiklerini bir dahaki seneye kadar zaten unutacaklar.
-Allah rahmet eylesin- geçen hafta kaybettiğimiz Abdulmetin Balkanlıoğlu hoca gençlerle iletişim kurmakta çok başarılıydı. Keşke onun gibilerin sayısı çok olsaydı. Benzeri çalışmalar yapan Sancaktepe ilçesinde Mehmet Keskin hocamız var. Gerçekten de bir cami imamı neleri başarma gücüne sahipmiş diye merakı olanlar varsı Yunus Emre Camii’nde Mehmet Keskin Hocamızı veya an azından bu caminin internet sitesini ziyaret etsinler. Yine Sultangazi de
Süleyman hocamız ve Eyüp Karaaslan hocalarımız da gerçekten gençleri camilerinde toplayıp mahallelerine çok faydalı çalışmalar yapmaktadırlar. Camileri her daim cıvıl, cıvıl. Adeta gençlik merkezi gibi. Rabbim sayılarını çoğaltsın.
Ebu Hüreyre (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre Peygamber (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allah Teâlâ yedi insanı, arşının gölgesinde barındıracaktır: Adil devlet başkanı, Rabbine kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç, Kalbi mescitlere bağlı Müslüman, Birbirlerini Allah için sevip buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan, Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine “Ben Allah’tan korkarım” diye yaklaşmayan yiğit, Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse, Tenhada Allah’ı anıp gözyaşı döken kişi” (Buhari, Ezan 36, Zekât 16, Rikak 24, Hudud, 19; Müslim, Zekât 91)