Bayrama bile gidemeyip de, ufukları bayram diye sevip okşayan çocuklarımızdı onlar.
Ot bile bitmeyen dağlarda yaşamlarını değil, ecellerini bekliyorlardı.
Hani sanki kaderlerini de biliyorlardı.
Annelerine açtıkları telefonda, "buradan zor dönerim" diyecek kadar ecellerini birbirleri ile bölüşen çocuklarımız.
Gençliklerini, ekmeklerini, hayallerini, ömürlerini bölüştükleri o karakolda, kurban olacaklarını bilmeleri yüreğimizi biraz daha yakmakta.
Oradan zor dönmeyi bile bile, bir sonraki bayramın hayalini bile kuramayan çocuklarımız.
Kendilerinden önce beş baskın yemiş, 29 şehidin ruhaniyeti ile bir arada yaşaya yaşaya, ölümün coğrafyasına çoktan ayak basmış çocuklarımız.
Kendilerini korumaları gerekenlerin, irticayı en büyük tehlike gösterip bu hayaletle uğraştıklarından, çocuklarımızı kaderlerine terk etmeleri işte en acısı bu.
Tıpkı yıllar önce tehlikeli bir boğazdan hava yolu ile sevkıyat yapılması gerekirken, kara yolu ile gönderilen otuz üç evladımızın bile bile ölüme yollandığı gibi.
Bu kadar zor muydu sahi, o lanet tepede saldırılara açık Aktütün karakolunun yerinin değiştirilmesi.
Ya da birinci sınıf tehlikeli bölge olduğu bilindiği halde neden desteksiz, yardımsız, malzemesiz bırakıldığı.
Orası yemyeşil çayırların arasında kuşların öttüğü bir golf sahası değildi.
Ya da kameriyelerin serin gölgesinde bergamotlu çay içildiği bir mesire de değildi.
Ölüm kokuyordu dağ taş, sadece kalleş baskınlar ve kan kusan silahların sesi vardı fonda.
Ha geldiler, ha gelecekler gibi her an eli böğründe bir yazgının ortasında kalakalmak.
Ah bir de anneleri yakan o sorular, nasıl 300 kişilik terörist grubunun saldırısından haber alınamaz. Hem de öğle güneşinde bu saldırı olurken hava destekli yardım gelmez. Bu çocuklar nasıl kurtarılamaz, nasıl.
Dağlıca da da benzer pusuda, çocuklarımız tek başlarına yardım gitmeden bir avuç kalıp can verdiler.
Şimdi annelerin yüreklerine kar yağdı. Vakit her zamankinden daha soğuk. Güneş daha fazla yakmakta onları, çünkü yüreklerinde kor alevler.
O, dışarı uğurlarken bile arkalarından bakarken, gözlerinden kıskandıkları çocukları. Besmelesiz, duasız yüzlerine bakamadıkları evlatlarının ölüm haberini getirenlere, dünyaya küstüler.
Tek evlattır kimi. Hoş bir anne için yüz tane olsa ne değişecektir. Canından can gitmiştir.
Baskından sağ dönenleri hiç sormayın. Onlar da yarı ölüdür. Hangi denizin kenarında doktor tavsiyesi ile oturtulacaklardır ama deniz dalgaları, arkadaşlarının canhıraş feryatlarını ve kanlı yüzlerini getirecektir.
İşin en zor kısmı da bu sarılan dert yumağı ne zaman çözülecek, zemberek ne zaman fırlayacak, Türkiye insanı sağduyuyu ne zaman kaybedecek. İşte, karanlık mahfillerdeki saatleri ayarlama enstitüsünün yaptığı bu ayar, en korkuncu.
Biriken kan toplumsal bünyede boğaza dek dolmuş. Bir kıvılcımla boşanacak gibi. Türkiye ye yeni bir yangın yazmakta olan baykuşlar, bu kardeş kavgasının üzerine kapanmış ne hülyalar kurmaktalar.
Sen fırsat verme Rabbim.
Ülkemizi, halkımızı, barıştan ayırma.
Kardeş kavgasından, kaostan uzak tut.