Bazı anneler vardır; en ufak bir şeyi dahi fırsat bilir
ve duymaya alışık olduğumuz o şikâyetleri arka arkaya sıralayıverirler:
Senin için saçlarımı süpürge yaptım,
Yemedim yedirdim, giymedim giydirdim
Uykusuz kaldım, yoruldum, gece gündüz çalıştım her şeyi
senin için yaptım.
Sütümü helal etmem sana,
Ben sana çok emek verdim sen de bana harfiyen uyacaksın
Oğul düşünür, ne yapsa da annenin bu şikâyetlerini bir
daha işitmese. Ananın hakkı elbette ödenmez. Bunu o da biliyor fakat annenin
her fırsatta emzirdiği sütü başına kakması onda büyük rahatsızlık uyandırıyor.
Anne çocuğu için gece gündüz demeden çalışmıştır. Onun
için varını yoğunu harcamış, hiçbir fedakârlıktan kaçınmamıştır. Annenin
hayatından hayat gitmiştir. Fakat anne gerçekten ifadelerinde olduğu gibi her
şeyi çocuğu için mi yapmıştır yoksa bundan kendisi de faydalanmış mıdır
Anne eğer yaptığı fedakârlığa karşılık çocuğundan bir
şeyler beklememiş olsaydı en ufak bir kırılmada yaptıklarını başa kakmazdı.
Onu alaşağı edip yerden yere vurmazdı.
Anne sürekli beklenti içinde olmazdı.
Çocuğuna verdiği emeği başa kakan bir anne yaptıklarının
büyük kısmını aslında kendisi için yapmıştır.
Çocuğun okul başarısına odaklanan bir anne, eksik
bıraktığı bir şeyi çocuk üzerinden sağlamaya çalışıyor olabilir mi
Çocuğunun giyim kuşamına abartılı şekilde önem veren bir
anne çocuk üzerinden onay toplamak istiyor olabilir mi
Sürekli veren pozisyonunda olan anne acaba ilgi
beklentisi içinde olabilir mi
Anne gerçekten çocuğuna saçını süpürge yapmıştır, bütün
gece uyumamış onun başında kalmıştır. Anne vaktini, emeğini gençliğini çocuğuna
feda etmiştir. Fakat annenin bütün beklentileri çocuk üzerine kaydığında bu
fedakârlık bir çıkar ilişkisine, beklentiye dönüşüyor. Elbette annenin
çocuğundan beklentileri vardır olmalıdır fakat bunun dozunu iyi ayarlamak
gerekir. Eğer bir çocuk anneyi bir türlü mutlu edemiyorsa, burada annenin
kendisine nerede hata yapıyorum diye sorması gerekir.