Gündem

Çocuklar ve yaramazlıklar

Çocuklar ve yaramazlıklar

Abone Ol

"Yaramazlık" veya "afacanlık" daha çok çocuklar için kullanılan kelimelerdir. Afacanlık nerede ise sadece çocuklar için kullanılırken yaramazlık büyükler veya eşya için kullanıldığında farklı mana kazanır. Çünkü çocukların işledikleri yaramazlıklar büyüklerinkinden farklıdır. Arada hem niyet farkı vardır hem de netice farkı... Derinlere inip bu farkları bütünüyle tahlil edip değerlendirmek yazımızın konusu değildir. Yine de hepimizin bildiği, hissettiği, bazen de görüp görmemezlikten geldiği, fazla üzerine düşmediği, değerlendirme hataları yaptığı bu farklara birkaç misalle dikkat çekmenin lüzumuna inanıyoruz. Belki bundan sonra daha az değerlendirme hatası yapılacağını, haksızlıkların azalacağını, öfkelerin dizginleneceğini, hoş görünün çoğalacağını ümit ediyoruz.

Çocuklar, bazı yaramazlıkları bilerek işlemezler. Bazı yaramazlıklarında ise kasıt vardır; bazılarında da ihmal... Bazen de yaptıklarının kötü olduğunu bilirler, ancak neticenin nereye kadar varabileceğini hesap edemezler veya basit olacağını zannederler...  Bu yaramazlıkların bir kısmı çocukluğun gereğidir, bazıları sonraki yıllar için kötü izler, işaretler taşır... Bunların arasındaki farklar iyi değerlendirilmeli, ona göre anlayış gösterilmeli veya tedbir alınmalıdır.

Bardağı kıran çocuğa nasıl davranılmalı?

Netice aynı olsa bile, bazen de bu anlattıklarımızdan daha hafifi gözlerinizin önünde yaşanıverir. Ne demek istediğimizi daha iyi anlamak için şöyle bir hadise düşününüz: Altı yaşındaki kızınız, 3 yaşındaki kardeşinin sevimli davranışlarını gördü ve kanı kaynadı. Onu kucaklayıp sevmek için neşe içinde ona doğru koştu. Küçük kardeş de, birçok çocuğun yaptığı gibi küçük sevinç çığlıkları atarak ondan kaçmaya çalıştı. O kaçacaktı, kardeşi de onu yakalayacak ve sevecekti. Ancak ablasının sevinç koşusuna hem neşeli çığlıklarla, hem de panik görünen davranışlar ve kaçışla karşılık verirken kendisini dengeleyemedi ve arkasındaki sehpaya çarptı. Sehpanın üzerindeki bardak düşerek kırıldı. Abla durdu, küçük yavru şaşırdı, şimdi ortalığı bir suçluluk duygusu ve şaşkınlığı kapladı...  Olması gereken böyle durumlarda iyi bir ses tonuyla; "Yavrum bize yardım et; cam kırıklarını toplayalım, kimsenin ayağına batmasın. Oynarken daha dikkatli olun! Kardeşinin arkasında sehpa vardı, dikkat etmeliydin!" demeli ve onları da çalışmaya ortak etmelidir. Böylece hem hata hissettirilmiş olur, hem de çalışırken suçluluk duygusu dağıtılarak yok edilir.

Suçluluk duygusunu korumanın, devam ettirmenin veya bağırıp çağırarak artırmanın bir manası yoktur. Böyle bir atmosferin ev içinde devamı yuvanın saadeti için bir kayıptır. Çocuk hatasını zaten kimse bir şey söylemeden de anlamıştır. Nasıl davranması gerektiği konusunda onu yönlendirecek birkaç kelime, bulutlu birkaç dakikanın peşinden yeniden saadet güneşinin yuvaya doğuşu doğru olandır...

Böyle bir durumda genellikle evlerde yaşanan yanlışlık, kardeşini yakalamak ve sevmek için koşan ve bardağın kırılmasına sebep olan ablanın azarlanması, belki de tokatlanmasıdır. Bu her iki çocuğa da kötü tesiri olan bir davranıştır. Azarlayan veya tokat atan kişi de, çocukların bu davranışının esasen cezalandırılacak bir davranış olmadığını, kendi iç dünyasında bildiği için içten içe kendisini de suçlayacak, kendi yaptığı da kendisini rahatsız edecektir.  Bu şekilde bir bardak kırılmasıyla, temyiz yaşına girmiş, iyi ile kötüyü ayırt edebilen bir çocuğun masanın üzerinde duran bir bardağı alarak pencereden dışarı atması veya yere çarpıp kırması arasında fark vardır. Hele de bu davranış, bu türden yapılan ilk davranış değilse. İşin içinde zarar vermek için kasten yapıldığı veya haset, sinsilik gibi kötü huylar ve duygular taşıma ihtimali varsa...

Böyle bir durum, üzerinde durulması, cezalandırma da dâhil bir daha tekrarlanmaması, kalıcı bir huy ve karakter haline gelmemesi için tedbir alınması gereken bir durumdur. Bu tür davranışlarda aldırmaz tavır takınmak, "Kırdığı bir bardak, bundan ne çıkar" demek veya ihmalin dipsiz kuyusuna terk etmek, sonraki yıllara daha büyük hatalar miras bırakacaktır. Çünkü kırılan sadece bir bardak değildir...

Çocukların yaşama alanı daraltılmıştır

Tekrar misal olarak verdiğimiz yaramazlığa dönüyoruz: Ev içinde oynanması uygun olmayan oyunların da bütün tembihlere rağmen yine de oynandığı da bir gerçektir. Çünkü çocuğun enerjisini çocukluk dünyasına uygun olarak sarf edeceği alanlarda kıtlık vardır.

Evlerin cadde ve sokak boylarına tıkış tıkış doldurulduğu, dev apartmanların yüksek nüfusları barındırır hale geldiği, sokak aralarından gökyüzünün çok küçük parçalarının görüldüğü, yıldızların artık gözlerden kaybolduğu şehir hayatında oyuna uygun daha iyi bir mekân bulma sıkıntısı ve kıtlığı ortaya çıkmıştır. Park ve bahçelere hem çocukların hem de büyüklerin ihtiyacı vardır. Bu gerçeği herkes kabul ederken plansızlıklar ve suiistimaller birçok semt alan bıkmamıştır... Cemiyet ahlâkî dengesini kaybetmiş anne ve babalar da çocuklarının sokağa çıkarak oynamasından ürker hale gelmişlerdir. Bu durum çocuğu eve hapsetmiş, çevre uygun olmasa bile aklına gelen veya gönlünün arzu ettiği oyunu evde oynamaya itmiştir.

Kaş yaparken göz çıkartılmamalı

Bazen çocuğun yaptığı bir hata, yeterli bilgi sahibi olmamaktan, yaptığı işin ucunun nerelere kadar varacağını tahmin edememekten veya ihtiyaçtan da kaynaklanabilir. Böyle durumlarda büyükler gerçekten büyük gibi davranmalı, hem öğretici, hem terbiye edici, hem de şefkatli olabilmelidir.

Böyle bir davranış çocuk üzerinde öfkeden, vurup, kırmadan, bağırıp, çağırmadan, haddini aşmış davranışlardan daha fazla tesir bırakacaktır. Bırakılan tesir de uzun ömürlü olacaktır. Gün gelecek o çocuk büyüyecek, kendisine yapılan olgun davranışı hayırla yâdedecek, kendisi böyle bir olayla karşılaştığında o da aynı büyüklüğü, belki daha güzelini sergilemeye çalışacaktır. Ona olgunlukla ve şefkatle davranan ve onun üzerinde kalıcı tesir bırakan insan da onun sergilediği bu güzellikten ayrıca pay alacak, ecrine ecir katacaktır.

Çocukların iradesi güçlü değildir

Durum ne olursa olsun bazen de çocuk, aklına gelen oyunu aklına geldiği yerde başlatıverir. Hele de birkaç çocuk bir araya gelmişse bu ihtimal çok yüksektir. Evlerde beklenmedik oyunlarda kuruluvermiştir. Bu çevre açısından düşünüldüğünde bir kusurdur. Ancak onlar çocuktur ve çocukların iradeleri çok güçlü değildir. Onun içindir ki, bizi yaratan ve gönlümüzden geçenleri, duygularımızı, dışa vurduklarımız en iyi bilen Rabbimiz ergenlik çağına gelmemiş, henüz irade olgunluğuna ermemiş bir çocuğu mükellef kılmamıştır. Bu gerçek unutulmamalı, hiçbir zaman aklımızdan çıkmamalıdır.

Anlamaya çalışalım

Bir çocuğun aşırı gelişme devrelerinde ince kaslarının henüz tam gelişmemiş olması, vücudunun büyüme hızıyla davranışlarını dengeleyememesi sebebiyle yaptığı sakarlıklar da, içinde bulunduğu durumla değerlendirilmeli ve ebeveyn tarafından anlayışla karşılanmalıdır. Bu devrelerde çocuklar, yeni boyutlarına bütünüyle alışamamışlardır. Vücutlarıyla eşya arasındaki mesafeleri tam ayarlayamaz ve hareketlerini tam kontrol edemezler.

Anne ve babalar, çocuklar ve onların gelişmeleriyle ilgili bilgi sahibi olurlarsa, bu bilgilerine ahlak güzelliklerini de eklerlerse, kendilerine de çocuklarına da çok şey kazandıracaklardır. Kısaca çocuğun çocukluğundan kaynaklanan hataları, yanlışları ile aklı erdiği halde kasten yaptığı kabahatler arasında çok fark vardır.  Bunlar bilinmeli ve ona göre davranılmalı, terbiyeye ona göre yön verilmelidir. Rabbimizin bahşettiği zekâ da güzellikleri, doğru ve uygun olanları bulmak, yakalamak ve gerçekleştirmek için kullanılmalı, bu tür hadiselerde hem çocuğa doğrunun ne olduğu hissettirilmeli, hem de affetmenin büyüklüğünü gösterecek sözler ve davranışlar sergilenmeli, sonraki yıllara güzel şeyler kalmalıdır. Hatıralarda dayağın, acının, insafsızlığın veya insaf ölçülerini aşan cezaların, korkuların kalması, hatıra dağarcığının bunlarla dolması hiç de güzel değildir...

Çocukların yaramazlıklarını düşünelim

Şimdi söylemek istediklerimizi, düşüncelerimizi biraz daha örneklendirerek ve zihnimizde canlandırarak paylaşalım. Bu sözlere netlik kazandıracaktır. Çocukların işledikleri veya sebep oldukları yaramazlıklardan bir kısmı, çocuğun hedeflemediği yaramazlıklardır dedik. Oynarken bir başkasına veya bir eşyaya çarparak ona zarar vermek bu cinstendir. Çocuk masaya çarpmış, masanın üzerinde bulunan bardak yere düşmüş kırılmışsa, çocuğun hedefi, arzusu masaya çarpmak veya bardağı kırmak değildir. O, oyun oynamak, oynadığı oyunda başarılı olmak ve hoşça vakit geçirmek istemektedir. Bu sırada masaya çarparak bardağın kırılmasına sebep olmuştur.  ‘Bunda kusuru yok mudur‘ diye sorulacak olursa, deriz ki; "Bu şekilde meydana gelen hadiselerin çoğunda şüphesiz çocuğun kusuru vardır; ancak bu kusur çocuk için çok defa bağışlanabilecek bir kusurdur. Çocuğun oyun oynama arzusu yaratılıştan gelen bir arzudur. Dolayısıyla ölçülü olmak kaydıyla engellenmemelidir.

Evde eşyanın var olduğu da unutulmamalı, davranışlar da, oyunlar da ona göre ayarlanmalıdır. Evde oynanması uygun olmayan oyunlar, uygun oyun alanlarında oynanmalı, anne ve baba da buna imkân hazırlamalıdır.

Evet, evde,  uygun olmayan bir çerçevede oyun oynanırken bardak kırılmıştır. Çocuk bu açıdan suçludur. Ancak o, bardağı kırmayı, eve zarar vermeyi hedeflememiştir. Böyle bir kastı yoktur.  Çocuklar yaşlarının durumuna göre farklı olsalar da evde oyun oynamanın getirebileceği zararları hesap edecek ve kendilerini zapt ederek oyuna katılmama iradesi gösterecek bir olgunlukta değildirler. Onlar oyuna meyillidir ve çocuk için oynama duygularını frenlemek ciddî bir irade gücü ister. Bu da bir çocuk için her zaman kolay değildir.