Gündem

Çocuklar, sizin de sorumluluklarınız var

Çocuklar, sizin de sorumluluklarınız var

Abone Ol

Sevgili arkadaşlar;

Güneş bütün sıcaklığını hissettiriyor. Tıpış tıpış terliyoruz. Ama şikayet etmek yok. Çünkü soğuk havanın bizim üzerimizde olumlu tesiri olduğu gibi, sıcak havanın da bize bakan olumlu yönleri olduğunu unutmamalıyız.

Ancak bu sıcak havalarda denize girerken dikkatli olun. Fazla derin yerlerde yüzüp maceraya girmeyin. Büyükleriniz olmadan denize girmeyin. Mutlaka üzerinizde havayla şişirilmiş deniz malzemeleri bulunsun. Balıklara ve yuvalarına asla zarar vermeyin. Onların da yaşam hakları var, unutmayın.

Gözlerinizdeki nur hiç sönmesin, Allah‘a emanet olun!

Anne/babanın evladına karşı sorumluluğu olduğu gibi, çocuğun da anne babasına karşı sorumluluğu olduğunu biliyor muydunuz?

Evet, yaşınız ne olursa olsun sizin de sorumluluklarınız var.

Kime mi?

Elbette anne ve babanıza karşı sorumluluklarınız var.

Anne ve babaya iyilik konusuna gerek Kur‘an-ı Kerim‘de ve gerekse hadislerde gösterilen önemi gördükten sonra onlar için neler yapabiliriz sorusu akla gelmektedir.

Hayatta oldukları süre içerisinde bir çocuğa düşen başlıca sorumluluklar şunlardır:

Ana baba hayatta iken yerine getirilmesi gereken başlıca sorumluluklar.

a. Ziyaret etmek

b. Her türlü ihtiyaçların karşılayıp, hizmetlerini görmek

c. Günah olmayan emirlerini yerin getirip itaat etmek

d. Şefkat ve sevgi ile yaklaşmak, yumuşak huylu davranmak

e. Saygıda kusur etmemek

f. Uykularını bölüp uyandırmamak

g. Yanlarına girileceği zaman izin almak

h. Ebeveynin hidayetini istemek ve bu konuda gayret etmek

Anne babaya karşı gelip onlara isyan etmek, Allah‘ın hoşlanmadığı büyük günahlardan biri olarak kabul edilir.

Anne baba ve akrabaları ile ilişkilerini koparan insan, üzerinde Müslüman sıfatı değil, münafık sıfatı taşıyor demektir. Çünkü Muhammed Suresi 22 ve 23. ayetlerde münafıkların davranışlarından bahsedilirken, onların sıla-i rahmi terk ettikleri belirtilmektedir.

Böyle büyük bir suç işleyen evlat Allah‘ın rahmetinden nasipsiz kalmak, dualarının kabul olmaması ve Cennet‘e girememek gibi musibetlerle yüz yüze gelebilir. Bundan dolayı dünya ve ahiret mutluluğuna ulaşmak isteyen her insan öncelikle anne ve babasını razı etmelidir.

Şurası kesinlikle unutulmamalı ki onlar bizi yetiştirirken "çocuk günü" deyip de senenin sadece bir günü bizimle ilgilenmediler. Büyüyüp ayaklarımızın üzerinde duruncaya kadar hatta son nefeslerine kadar gecelerini gündüze katıp çalıştılar ve bizim için ömür tükettiler. Öyleyse bize düşen vazife, dinimizin ebeveynimiz hakkında isteklerini bütünüyle yerine getirmek ve gece gündüz demeden onları razı etmektir.

Cenab-ı Hak, Kur‘an-ı Kerim‘de, "Biz insana annesine babasına iyi davranmasını emrettik. Zira annesi onu nice zahmetlerle karnında taşımıştır. Sütten kesilmesi de iki yıl kadar sürer. İnsana buyurduk ki: ‘Hem Bana, hem de annene, babana şükret, unutma ki sonunda Bana döneceksiniz." (Lokman, 31.14)

Dikkat edilecek kolursa Cenab-ı Hak, kendisine karşı yapılması gereken teşekküre, anne ve babayı da ortak yapmakta ve onları kendisiyle birlikte aynı hakkı paylaştıklarını bildirmektedir. Zira, anne ve babaya kamil manada teşekkürde bulunan insan, Allah‘a karşı teşekkür etmeye de hazır demektir.

(Düşünce dünyası)

Hayat iyilikle güzel

Evet, hayat iyilikle vücut bulur, şekillenir.

Ruh da, kalb de iyiliklerle doyar. Huzura erer.

Niçin mi yaşıyoruz? İyilik için, Kur‘an‘da şu dua öğretilir:

"Rabbimiz bize dünyada da iyilik ver. Ahrette de iyilik ver!"

İyilik istenecek, iyilik düşünüelecek, iyilik için yaşanılacak, o yolda olunacaktır. Dünya onunla anlam kazanacak, Ahiret onunla aydınlanacak.

Her iyiliğin bir sadaka olduğunu bildiren Peygamberimiz de iyilik basamaklarında adım adım ilerlememizi öğütler. Bir gün sadaka verme üzerinde durur. Çünkü bu da bir iyiliktir. Sahabe sorar:

"Ya insan sadaka verecek bir şey bulamazsa?!"

"Eliyle çalışıp kazanır. Hem kendisi faydalanır, hem de sadaka verir."

"Gücü yetmezse?"

"Sıkıntıya düşmüş muhtaca yardım eder."

"Bu da elinden gelmiyorsa?"

"İyiliği emreder."

"Bunu da yapamazsa?"

"O zaman kötülük yapmaktan sakınır. Bu da sadakadır."

Görüldüğü gibi Peygamberimiz burada maddi ve manevi iyilik halkalarını gösteriyor. Neye güç yetiriliyorsa o yapılacaktır. Maddeten yardım manen iyilik... Kötülükten sakınmak da bir iyilik değil mi?

Ayrıca, "Yarım hurmayla da olsa ateşten korununuz."

"Kardeşini güleryüzle karşılamaktan ibaret de olsa, hiçbir iyiliği hor görme" buyuruyor. Maddi ve manevi iyiliklerin son hudutlarını gösteriyor.

(Bir kıssa bin hisse)

İlk Müslüman çocuk

Henüz on yaşındaydı. Peygamber Efendimiz‘i Hz. Hatice ile birlikte namaz kılarken görmüştü. O zamana kadar hiç görmediği bu ibadet şekline hayran kalmıştı.

Namaz bitince Peygamber Efendimizin yanına gitti. Bu çocuk Hz. Ali idi.

"Nedir bu?" diye sordu.

Resul-i Ekrem Peygamberlik vazifesini henüz yeni almıştı. İlk defa fadakar hanımı Hz. Hatice‘yi davet etmişti. İkinci olarak, amcasının oğlunu çağırdı:

"Ya Ali, bu, Allah‘ın seçtiği, beğendiği dindir. Ben seni bir olan Allah‘a iman etmeye davet ederim. İnsana ne faydası, ne de zararı dokunmayan Lat ve Uzza‘ya tapmaktan sakındırırım."

Hz. Ali ağzından her zaman doğru söz işittiği ahlakının güzelliğine hayran kaldığı Kainatın Efendisi‘nden bu daveti alınca şu cevabı verdi:

"Ben, bu dini, bugüne kadar hiç işitmedim. Babama bu konuda bir danışayım."

Peygamber Efendimiz Rabbinden açıktan tebliği için henüz izin almamıştı. İnsanları gizliden gizliye İslama davet etmekdeydi. Bu bakımdan Hz. Ali‘nin gördüklerini ve işittiklerini bir başkasına söylemesini istemedi ve ona şöyle dedi:

"Ya Ali, Eğer sana söylediklerimi yaparsan yap! Yapmayacak olursan, gördüğünüzü gizli tut, kimseye söyleme!"

Hz. Ali o gece sabaha kadar uyuyamadı. Bütün bir gece Peygamber Efendimizin söylediklerini düşündü. Onun huşu içerisinde namaz kılışı gözlerinin önünden gitmiyordu.

Ertesi gün, henüz şafak sökerken koşa koşa Peygamber Efendimize gitti.

"Bana söylediklerini tekrarlar mısın?" dedi. Peygamber Efendimiz bir gün önceki sözlerini tekrarlayınca, "Eşhedü en lailahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu"deyip Müslüman oldu. Böylece Hz. Ali ilk Müslüman çocuk olmuştu.

İslamiyeti kabul edenlerin ise ikincisiydi.

(Bugün ne dua edelim)

Allah‘ım!

Hiçbir şeye muhtaç olmadığın halde, her şeyin Sana muhtaç olması manasındaki samediyyetin, tek olduğunu ifade eden vahdaniyetin, ortağının bulunmaması demek olan ferdaniyyetin, ap açık izzetin, geniş rahmetin hürmetine kulaklarımıza nur, kabirlerimize nur, kalplerimize nur, duygularımıza nur, ruhlarımıza nur ve önümüze nur ver!

(Tarih Dede yazıyor)

Abdülkadir Geylani

Bir gün Abdülkadir Gaylani‘ye,

"Bu hak yolculuğuna başlangıcında, ilk adım attığınızda, temeli ne üzerine attınız? Hangi ameli esas aldınız da böyle yüksek dereceye ulaştınız?" diye sorarlar.

Şöyle demiş Geylani Hazretleri:

"Temeli sıdk ve doğruluk üzerine attım. Asla yalan söylemedim. Yalanı kağıda bile yazmadım ve hiç yalan düşünmedim. İçim ile dışımı bir yaptım. Bunun için işlerim hep rast gitti."

Sevgili çocuklar, bugün Abdülkadir-i Geylani Hazretlerinin vefat yıldönümü.

Size onun çocukluğunda 60 kişilik eşkiyayı nasıl dize getirdiğini anlatacağım.

Küçük Abdülkadir, ilim öğrenmek ve onunla amel etmek üzere yaşamaktaydı. Bir arefe günü çift sürmek için tarlaya gider. Bir öküzün kuyruğuna tutunarak arkasından giderken,  hayvan dile gelip konuşur:

"Sen bunun için yaratılmadın ve bununla emrolunmadın."

Abdülkadir bunun üzerine korkudan eve doğru koşmaya başlıyor... Doğruca evin damına çıkıyor. Birden gözünün önüne Arafat‘ta vakfeye duran hacı kafilesi görünür. Daha da korkar ve annesinin yanına sığınır.

Bütün bu olup bitenleri annesine anlatır ve der ki, "Beni Allah rızası yolunda bulundur. İzin ver, Bağdat‘a gidip ilim öğreneyim. Salih zatları ve evliyayı bulup ziyaret edeyim."

Hüngür hüngür ağlayan annesi kalkıp babasının bir miktar parasını küçük Abdülkadir‘e verip, altınları elbisenin koltuğunun altına diker.

Ve sıkı sıkı tembih eder, "Sakın kimseye yalan söyleme" diye.

Sonra da küçük Geylani‘yi uğurlar, "Haydi Allah selamet versin oğlum. Artık kıyamete kadar bir daha yüzünü göremem" dedi.

Küçük bir kafile ile Bağdat‘a gitmek üzere yola çıkmıştı. Küçük Abdülkadir hemen o kafileye dahil oldu.

Uzun bir yolculuktan sonra Hamedan‘a gelmişlerdi. Birden 60 kadar eşkıya kafileyi bastı. Kervanı didik didik soydular.

İçlerinden biri küçük Abdülkadir Geylani‘nin yanına geldi, "Ey derviş, senin bir şeyin var mı?" diye sordu.

"Kırk altınım var."

"Nerededir?"

"Koltuğumun altında dikili."

Eşkıya alay ettiğini sanıyordu Abdülkadir‘in... Kahkaha patlatarak yanından uzaklaştı.

Bir başkası geldi, o da sordu. Fakat o da bırakıp gitti. İnanmamışlardı.

Şaka yollu reislerine durumu anlatınca, Reis, küçük Abdülkadir‘i yanına çağırttı.

"Altının varmış diyorlar doğru mu?"

"Ben yalan söylemem. Doğru kırk altınım var."

Elbisenin koltuk altını sökmeleri halinde yalan söylemeyeceğini göreceklerini söyledi Abdülkadir. Gerçekten de söküp altınları çıkardılar.

Reis şaşkınlıktan küçük dilini yutacaktı neredeyse, "Neden bunu söyledin?" dedi.

Küçük Abdülkadir kendinden beklenen olgunlukla:

"Annem, ne olursa olsun yalan söylemememi tembih etti. Doğruluktan ayrılmayacağıma söz verdim. Verdiğim sözde durmam lazım" dedi.

Birden eşkiyanın reisi ağlamaya başladı ve,

"Bu kadar senedir ben, beni yaratan, yetiştiren Rabbime verdiğim sözü bozuyorum." dedi ve pişmanlığından sonra tövbe edip, haydutluğu bıraktığını söyledi.

Yanındakiler de "İnsanları soymakta, yol kesmede sen bizim reisimizdin, şimdi tövbe etmek de de reisimiz ol" dediler.

Sonra hepsi tövbe ettiler. Kafileten aldıkları malları sahiplerine geri iade ettiler.

Küçük Abdülkadir Geylani‘nin sayesinde doğru sözü karşısında 60 kişilik eşkıya tövbe edip, dize gelmişti. Allah ondan razı olsun!

(Bir masalımız var)

Şeker Doktor

Zekiye Çoban

"Op. Dr. Fazilet Altın Hanımefendi‘ye ithafen"

Bir varmış, bir yokmuş.

Masallar neden böyle başlarmış?

Masaldan gerçekler, gerçekten masallar varmış. Daldan dala konarmış. Dilden dile, gönülden gönüle iyilikler fısıldarmış. Kötülükler, uzaklara kaçarmış. Yıldızlara kurulmuş masal salıncakları çocukları sallarmış. Büyükler boş durur mu? Çocukların peşine takılır onlar da masal salıncaklarından tutarmış. Masalların sevgi dolu dünyalarına misafir olurlarmış. İşte bu masal, bir masal salıncağında anlatılmış. Yıldızlar parıl parıl parlarken. Dualar gökyüzünde ağılanırken.

Bu dünyada ne güzel insanlar yaşarmış. Şeker Doktor, Anadolu‘da yaşayan bu güzel insanlardan biriymiş.

Herkes onu "Şeker Doktor" olarak bilirmiş. Gerçek adı nerdeyse unutulmuş. Şeker Doktor, hastalarını sevgi ve ilgiyle karşılar; tedavileri için elinden geleni yaparmış. Kendisine gelen çocukların her seferinde halini hatırını sorar, şeker ikram edermiş. Şekerleri çok tatlıymış ama yüreğindeki sevgi, yüzündeki içten gülümsemeymiş onu asıl "Şeker Doktor" yapan. Çocuklar, büyükler, yaşlılar herkes onu çok severmiş. Köylü-kentli, fakir-zengin, okumuş-cahil, tanıdık ya da yabancı hiç kimseyi ayırt etmeden hastaları için sımsıcak sevgisinden verir, sağlıklı ve mutlu yaşamaları için çabalar dururmuş. Çoğu zaman sevgisiyle iyileştirirmiş hastalarını. İlaçlardan daha tesirliymiş sımsıcak sevgisi, gülümsemesi.

Hatta bazı ilaç firmaları, Şeker Doktor‘u kıskanmaya başlamışlar. Kendi aralarında Şeker Doktor‘un sevgi ilacı yüzünden çok ilaç satamayışlarından yakınıyorlarmış. "Olmaz böyle şey!" diyorlarmış.

"Bizim onca ilacımız dururken, sevgi ilaçları bizi zarara uğratamaz."

Kendi aralarında planlar kurmuşlar. Fikirler sunmuşlar. "Şeker Doktor‘u üzelim, yoralım, meşgul edelim, onun sevgi ilaçlarına engel olalım" demişler.

Şeker Doktor;  kimi zamanlar kırılmış, üzülmüş, yorulmuş, istemediği işlerle meşgul olmuş ama sevgisinden ve gülümsemesinden ödün vermemiş. Dimdik ayakta durmuş. Ay gibi parlamış. Sevgi ve iyilik dağıtmaya devam etmiş. Kendisine tuzak kuranlara gülüp geçmiş. Çünkü o dünyanın en iyi ilacının sevgi ilacı olduğunu çok iyi biliyormuş. Ve bu ilacı cömertçe bütün hastalarına dağıtıyormuş.

Günlerden bir gün şehir halkı, Şeker Doktor‘un şehirden ayrılacağını, büyük bir kente gideceğini öğrenmiş. Neye uğradıklarını bilememişler. Bu şehir ne yaparmış, Şeker Doktorsuz? Gözyaşları sel olup akmış. Yürekler ayrılık acısıyla dağlanmış. Şeker Doktor da çok üzülmüş, ağlamış ama "başka denizlere yelken açma vakti" diyormuş. "Dalga dalga yayılmalı sevgiler."

Şeker Doktor‘un gidişinin ardından doktor arkadaşları da çok üzülmüş. Şehir halkına moral vermek, güzellikleri devam ettirmek için sevgi ilaçlarını çoğaltmaya karar vermişler. Şeker Doktor‘un arkasında bıraktığı izi canlı tutmak için ellerinden geleni yapmaya söz vermişler.

Sessiz bir gecede bir çocuk, Şeker Doktor‘u çok özlediğini anlatmış yıldızlara. İnci gibi yaşlar dökülmüş güzel gözlerinden. Onun için dualar etmiş. İşte bu masalı o gece o çocuktan öğrenmiş yıldızlar. Masal salıncağına binen her çocuğa "Şeker Doktor"un masalı anlatılmış. Büyüyünce sadece doktor değil, "Şeker Doktor" olacağını hayal ediyormuş artık binlerce çocuk...

MİNİ TEST

Sevgi DEMİRCİ ÖZBEK

1. Hz.Muhammed nerede doğmuştur?

A) Medine

B) Mardin

C) Mısır

D) Mekke

2. Mekke hangi ülkeye ait bir şehirdir?

A) Irak

B) Arabistan

C) Suriye

D) Türkiye

3. İbadet amacıyla yapılan ve Mekke‘de bulunan kutsal yapıya ne ad verilir?

A) Mescid

B) Cami

C) Kabe

D) Kabile

4. Aşağıdakilerden hangisi Kabe için yanlış bir bilgidir?

A) İbadet amacıyla yapılmıştır.

B) Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından yapılmıştır.

C) Allah‘ın evi olarak da adlandırılır.

D) Medine şehrinde bulunur.

5. Hz Muhammed‘in doğduğu toplumla ilgili olarak hangisi yanlıştır?

A) Haksız kazanç yaygındı.

B) Kan davaları vardı.

C) Kadınlara değer verilirdi.

D) İçki, kumar yaygındı.

6. Sadece Allah‘ın bir olduğuna inanıp buna göre yaşayan insanlara verilen addır. Ayrıca bu din Hz. İbrahim‘in dinidir.Bu dini inanç hangisidir?

A) Haniflik

B) Hıristiyanlık

C) Musevilik

D) İslamiyet

(Dinimi öğreniyorum)

Sehiv secdesi neye denir?

Namazda bir kısım yanılma ve yanlışlıklardan dolayı yapılan secdeye sehiv secdesi denir.

Sehiv secdesi niçin yapılır?

1. Namazlada farzlardan birinin zamanında yapılmayıp geciktirildiğinde.

2. Vacibin unutulup terk edilmesi veya tehir edilmesinde.

Sehiv secdesi ne zaman yapılır?

Sehiv secdesi namazın sonunda yapılır. Ettehiyatü okunduktan sonra tek başına kılan kişi iki tarafına, cemaatle kılan kişi sağ tarafına selam verdikten sonra, peş peşe iki secde yapar ve oturur. Diğer namazlarda olduğu gibi Ettehiyatü, salli/barik ve diğer duaları okuyup sağına soluna selam verir.

(Hoca Nasreddin‘in biri bir gün)

Artan yerler kafi

Nasreddin Hoca sarayda iken, Timur‘a pişmiş kaz hediye etmiş. Timur, kazı Nasreddin Hoca‘ya verip:

"Hocam kazı adil bir şekilde paylaştırın" demiş.

Nasreddin Hoca, kazın kafasını kesip padişaha uzatmış:

"Padişahım, siz ülkemizin başısınız, onun için kazın kafasını size veriyorum," demiş.

Sonra kazın boynunu padişahın hanımına uzatıp:

"Erkek başsa, kadın boyundur. Kazın boynu size ait," demiş.

Kazın bacağını padişahın oğluna verip şöyle demiş:

"İşte bu şehzadeye, gelecekte padişahın görevini devam ettireceği için, temel sağlam olsun," demiş.

Sonunda kazın iki kanadını kesip padişahın iki kızına vermiş ve;

"Sizler yakında uçacaksınız, iyi yerlere gelin olun, kanatlarınız sağlam olsun," demiş.

Padişahın şaşkın bakışları arasında:

"Kullarına bu artan yerler kafi,"  diyerek kazın geri kalan yerlerini kendisine ayırmış.

(SİZDEN GELENLER)

Örnek alın

Bir gazeteci Afganlı bir mücahit çocuğu övmek için şöyle demiş:

"Siz dünyanın en iyi çocuklarısınız."

Küçük mücahit cevap vermiş:

"Bizim iyilerimiz şehit oldu."

Fatma Gümüş, GÖLCÜK

Hep sen

Her zaman yanımda sen

Her zaman başucumda sen

Bir derdim olsa hemen

Yardıma koşarsın annem.

Ne zaman ağlasam

Ne zaman üzülsem

Bir derdim olsa hemen

Yardıma koşarsın annem.

Levent Görmez, İSTANBUL

Sevgili gazetem

Benim sevgili Milli Gazetem

Tam zamanında geldin

Canımız sıkılırken

Bize neşe verdin.

Allah‘ın emirlerini

Peygamberin sünnetini

Ehli beyti, velileri

Tanıttın sen Milli Gazetem!

Bizim gazetemiz oldun

Günümüzü neşeye boğdun

Bizi yaradan Allah‘a

Hamd-ü senalar olsun!

Yüksel Aksu, SALİHLİ