Çocuklar Ağlamasın Diye Çığlık Atan Adam

Abone Ol

Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesince organize edilen 7. Edebiyat Mevsimi etkinlikleri bu sene daha bir coşkuluydu.

Siyaset dilinin ayrımcılığına karşın edebiyat dilinin toparlayıcılığına şahit olduk.

TYB İstanbul şubesinin Sultanahmet’teki Kızlarağası Medresesinde gerçekleştirilen etkinliklerin ana konusu ‘edebiyat dergileri’idi.

Dergilerin derleyici ve toparlayıcı tarafı ilk kez kritik edilmiş oldu.

Dört bir yana dağılmış edebi değerlerin güç birliği ve duyarlık bütünleşmesine vurgu yapıldı.

Son gün kapanış ve ödül töreninde yapılan konuşmalar bir gerçeği başta devletliler olmak üzere hepimizin yüzüne çarpıyordu: Edebi değer üreten, ürün ortaya koyan şair ve yazarlarımızın kıymeti bilinmiyor!

Toplum olarak aslında kendi topuğumuza sıkıyoruz.

Bir Mustafa Ruhi Şirin yaşıyor bu memlekette ve ömrünü çocuk duyarlılığına adamış, çocuk edebiyatında öncü olmuş bir isim.

Ne yazık ki Mustafa Ruhi Şirin’in Çocuk Vakfı çerçevesinde örgütlediği çocuk hassasiyeti şahsi bir mesele gibi görülüp sadece bir sempatiyle geçiştiriliyor.

Oysa dünyaya çocuk nazarını ve saflığını egemen kılmaya her günkünden daha çok ihtiyacımız var.

Devlet sevgiyi ve merhameti devletleştirsin demiyoruz elbette.

Ama hiç olmazsa çocukları erken büyüyen bir toplumda istikbalin çok uzaklara sürüklendiğini de idrak etmesi beklenir devletten.

Çocuklar sadece bir sevme unsuru değildir beyler, aynı zamanda geleceğimize ektiğimiz tohumların filizleridirler.

Bugün neden kemâl derecesinde insanların varlığından ümidimizi kestik

Ya da niye uzun zamandır yetişkinlerin bile ergen bunalımlarına tanık oluyoruz

Yaşımıza ve yaşlanmamıza muadil bir şahsiyet geliştirmememizin sebebi nedir

Tek kelimeyle söyleyecek olursak: Çocukluk çağının karambola getirilmesidir

Yaşanmamış çocukluklar hem gençliğimizi, hem yetişkinliğimizi hem de ihtiyarlığımızı elimizden alıyor.

Okulların çocuklarımız üzerindeki etkisi gittikçe azalıyor.

Okullar neredeyse bir terbiye ocağı olmaktan çıkıp bir tür edinme ve istifade merkezleri haline geldi.

Aileler devletten bedava internet değil, karşılıksız sevgi, vergiye dönüşmemiş vefa ve anlayış, bir de siyaset dilinin hakikat dili ile değişmesini istiyorlar.

Olgun yaştakilerimiz ve ihtiyarlarımız öteden beri hep gençlerle ilgili hüküm vermekte adeta yarışırlar.

Bu iki kesimin yakınmalarını ve şikâyetlerini ciddiye alırsak, gençlik raydan çıkmıştır, gençlik kötüye gitmektedir ve de bir takım felsefi cereyan ve ideolojilerin tasallutu altında inim inim inletilmektedir.

Yaşını başını almış hiçbir insan kalkıp suç bu ideolojilerin ve cereyanlarındır demez, tam tersi gençleri bu cereyanlara maruz ve mecbur bırakanlarındır.

Olgun yaştaki insanlarımızdan gençler için onları suçlamanın dışında bir çaba gösterdik mi de kendi özlediğimiz dünyayla uyumlu bir gençlik bekliyoruz

Çocuğu ve çocukluğu teğet geçtiğimiz için gençler bugün kendi gündemleriyle rahatlayıp mutlu olmaya çalışıyorlar.

Ne çocukların hamurunda ne de gençlerin harcında bizim doğru düzgün bir katkımız yok.

Çocuklardan istediğimiz melek kanatlarını çıkarıp uslu çocuklar olup derslerine çalışmaları ve göğe bakmadan sadece gökyüzü resmi çizmeye zorlanmalarıdır.

Gençler ise sürekli bir sorumluluk duygusu içerisinde bunaltılarak yaşama sevincinden yoksun bir hayatın kahrını çekmeye icbar edilmektedir.

Bir yerlerde bir yanlışlık var ve biz bu yanlışlığı görmemekte diretiyoruz.

Mustafa Ruhi Şirin gibi çocukları serçe parmaklarından tutarak dünyayı anlatmaya ve tanıtmaya çalışan naif insanlar ise hepimize bu yanlış kurgulanmış dünyaya karşı uyarıyor. Bunu yaparken de çocuktan başlıyor yani çocukluğumuzdan.

Çocuklar ağlamasın diye çığlık atıyor. Acaba sesini duyan var mı