Kabul etmek gerekir ki; tüm albenisine karşın, dünya bizim değil. Bizler de az bir zaman sonra dünyalı olmayacağız. Misafirliğimizin bitmesine şunun şurasında ne kadar kalmış ki.
Bitmeye başlarsa da dünyadaki konukluğumuz. Bitmeyecekmiş gibi insanları soran kin ve hased ateşi.
Oysa yeryüzü Nisan devrimini çoktan başlattı. Kimimizde son nisan olabilir mi sorgusu. Dağlar, tepeler tabur tabur menekşe, lâle, papatya. Heryeri sevince boyayan bin renkli çiçekler; yine de insan hırslarının ateşine su yetiştirememekte.
Büyüklerin çocuklara bile kova kova taşıdığı nefret ve ihtiras. Ne baharın, ne de yemyeşil kırların farkında minik kalpler. Çiçeklerin yanında boş gözlerle geçip gitmekteler.
İlkokuldaki kızım anlatıyor. Son günlerde sıra arkadaşı Aylin barut fıçısıdır. Her seferinde sözü, "kara siyasa" ya getirip, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine fena halde kilitlenmiştir. "Bu seçimden bir çocuğa ne" diye düşünüyorum. Kendi dünyasının yeterince renkli olması gerekirken; Aylin in ağzından düşürmediği cümle; günümüzün başbakanını öldürme, boğma, lime lime etme gibi bol kanlı cinayet sözcükleri kullanmaktadır. Bu duruma şaşan kızım gelip bana sormakta; "öldürmek ne kötü şey anne. Yaşatmak varken".
Aylin in ailesi, zihniyet olarak kadim CHP sinyalleri vermekte. Asmak, kesmek, İstiklâl Mahkemeleri, idamlarla tarihte farklı bir şöhret yakalamış bu parti ve mensupları; bu geleneklerinden hâlâ vazgeçmiş değildir. Anne babasının negatif enerjisi ile okula bir mayın tarlası gibi gelen Aylin in nefreti diğer çocukları da olumsuz etkilemektedir.
Bir insanı, fikirlerini sevmezsiniz. Muhalif olarak ona hep karşı çıkarsınız. Fakat ondan kurtulmak için öldürmeyi nasıl düşünebilirsiniz. Bir çocuğu Cumhurbaşkanlığı niçin bu kadar ilgilendirsin. Küçücük yürekleri; kanlı, kinli bir cani kültürü ile nasıl yetiştirebilirsiniz.
Kafası karma karışık kızımı alıp, dağlarda açan çiçeklerle tanıştırmaya götürdüm. Hem de İstanbul da bulunan bir köyde. Misafir olduğumuz evde; ateşin üzerine bırakılan yufka ekmeklerinin kabardığını hayranlıkla izledi. Ev sahibi arkadaşım, doğal hayatı sevdiğinden, şehirden çok uzaklarda büyük bir bahçe içerisinde insanca bir yaşamın tadını çıkarıyordu. Uzun yıllar sonra ilk kez kümesteki tavuğun doğal yemle ürettiği yumurta ile karşılaştık. Bahçede otlayan keçilerin armağanı olan peynirle tanıştık. Arkadaşımın dağlardan topladığı otlarla, sofra bir şölene dönüşmüştü. İnce yufkalar arasında baharın saçları gibi tel tel yeşil otlar ve keçi peyniri.
Bir masal dekoru gibi kıvrıla kıvrıla giden yemyeşil yollardaki yürüyüş, gruptaki herkese terapi gibi geldi. Küçük derecelerin peşi sıra sürüklenirken, insan ihtiraslarının kişiyi ne kadar zavallılaştırdığını anımsadım. Temiz havada yeni doğan kuzularla oynayan çocuklar ne kadar şendi. Büyükler de çocuklaşmıştı. Başlarına papatyadan taclar, menekşeden kolyeler örmüşlerdi. Tabiat, tüm hazinelerinin kapılarını açmış, masal saraylarına insanları buyur etmekte idi. Ne ki fazla ilgilenen yoktu. Şehir, bir kâbus gibi uzaklarda türlü karanlık hesapları ile yolumuzu bekliyordu.
Hepimiz aynı endişeleri taşıyorduk. Sözünü edip, keyfimizi kaçırmak istemesek de; insan hırslarının gelip baharın bu en güzel anı olan Nisan ı kana bulamasından korkuyorduk. Uğursuz baykuşlar hangi gizil köşelere can yakıcı bombalar koyup, ocaklar söndürecekler diye uykularımız kaçıyordu. Her seçimin, asla seçmediğimiz acılara dönüşmesinin faturasını kaldırabileceğimizi sanmıyorduk.
Yasakçı zihniyetli rektörlerin imtihan günlerini bile değiştirerek; öğrencilerini otobüsle Ankara daki "Cumhuriyete sahip çık"ma mitingine taşıma istekleri, her normal sürece kanlı müdahale arzuları, demokrasiyi her seferinde darbelerle doğrayıp kılıçtan geçirme eylemleri doğrusu şu günlerde bütün toplumun huzurunu kaçırmakta. İnsanca bir yaşamdan çocuklar bile çok uzak kalabilmekte.
Oysa hayat çok kısa. Kinle, hırs, hasetle kaybedecek vakit yok. Nisan ipek renkli bir lâle gibi geçip gitmekte. O gün tertemiz bir doğada keçileri ve kuzuları ile yemyeşil kırlarda yaşayan arkadaşıma baktım da. Şahane bir mesalın tam kalbinde idi. Dünyanın bütün krallarından, maliklerinden, cumhurbaşkanlarından daha mutlu idi. Önemli olan da bu huzurdu.