Çocuk üvey babanın sesini her işittiğinde küçük bir
kaplumbağa yavrusu gibi kabuğuna çekiliyor ve tedirgin vaziyette bekliyor.
Çocuk konuşmuyor, hıçkırıklar boğazına geliyor ve orada
düğümleniyor
İçinden bir ses konuş diye bağırıyor ama çocuk korkuyor
Ah bir konuşabilse neler söylemeyecek ki! Üvey babaya
dönüp hatalarını yüzüne tokat gibi vuracak ve büyüdüğünde yapılanların hesabını
soracağını söyleyip göz dağı verecek. Ama çocuk korkuyor
Üvey baba sesini yükselttikçe çocuk kabuğuna biraz daha
çekiliyor
sonra sitemlerden bir demet olup akıyor çocuğun
gözlerinden
Akan her damla bir acının yaşanan bir haksızlığın
izlerini taşıyor
Çocuğun gözlerinden akan yaşlar acıyı güçlükle
taşıyabiliyor.
Üvey baba onu en derin noktadan vuruyor: Senden zaten
adam olmaz, benim yerimde bir başkası olsaydı derini yüzerdi senin, şükret ki
iyi adamım seni evimde barındırıyorum, yediğin içtiğin haram olsun, bir gün
atacağım sokağa... Adam sonra çocuğa yaklaşıyor ve iki yıl önce vefat eden
babanın kıyıp da dokunamadığı o saçlardan tutup iteklemeye başlıyor. Anne
güçlükle alıyor elinden ve çocuğu odasına kapatıyor.
Çocuk artık insanlara güvenmiyor, korkuları onu
yalnızlaştırıyor. Bir ses işitse hemen irkiliyor, biriyle karşılaşsa başını
eğiyor suçlu bir insan edasıyla bekliyor. Çocuğun minik kalbi korkudan küt küt
atıyor. Çocuk artık sevilmeye layık olmadığına inanıyor ve hayata dair hiçbir
şeyi umursamıyor.
Çocuk korkuyor
Aşağılanmaktan,
Şiddet ve kavgadan
İftiradan
Sevilmemekten
Dışlanmaktan korkuyor
Korkuları onu ürkek bir kaplumbağaya çeviriyor. Bir
kişiyle karşılaştığında hemen perdeleri indiriyor ve sınırlarına kimseyi
yaklaştırmıyor. Etrafına ördüğü soğuk duvarları aşıp kimse ona ulaşamıyor.
Çocuk artık ne anneye ne de arkadaşlarına güveniyor. Her an bir şeyler olabilecekmiş
g ibi tetikte bekliyor. Konu komşu anneye, çocuğunuz için bir şeyler yapmayı
düşünmüyorsunuz diye soruyorlar. Fakat anne onun eski günlerine dönebileceğine
ihtimal dahi vermiyor. O yüzden onu çaresizliği ile baş başa bırakıyor.