Çocuk lezzet! Çocuk tat. Çocuk mana. Çocuk anlam. Çocuk sevda. Çocuk büyük bir imtihan! Çocuk ya iki cihanın saadeti ve selameti... Ya da iki cihanın çilesi ve rezaleti... Çocuk sevgi, çocuk sabır, çocuk can... Hem de candan çıkan can. Peki, nasıl kıyarız o cana, nasıl döveriz, nasıl söveriz, nasıl incitiriz. Niye sabretmeyiz. Niye sabredemeyiz can parelerimize? Niye sabredemeyiz göz aydınlığımıza? Niye sabredemeyiz iki cihanın saadet ve selamet emanetlerine? Bugün size bir hikâye anlatacağım hem de ne hikâye. Bir hocamdan dinlemiş ve çok etkilenmiştim. Şimdi ben de sevgili okuyucularımla paylaşmak istiyorum izin verirseniz. Konusu çocuk terbiyesinde sabrın önemi...
Üç aslan tüyü getir bana
Bir zamanlar bir adamın hanımı genç yaşta vefat etti. Adam çok sevdiği hayat arkadaşının yasını belli bir süre tuttu. Ama hem akrabalarının hem de arkadaşlarının ona söylediği şey aynıydı. Tek başına hayata devam edemezsin, hem bak, küçük bir çocuğun evde bekliyor, ona bakacak bir anneye ihtiyaç var. Böylece adam söylenilenlere kulak verdi ve yeniden evlendi. Evlendiği kadın çok temiz, iyi niyetli, şefkatli ve terbiyeli bir hanımefendi idi.
Günler günleri kovaladı. Ama kadın evlendiği adamın ilk eşinden olan küçük oğluna ne yapsa ne etse kendisini bir türlü sevdiremiyordu. Annesinin hatıralarıyla dolu çocuk, eve gelen üvey annenin bütün çabalarını boşa çıkarıyor, kadıncağız ne yapsa ne etse kalbinin kapılarını ona açmıyordu. Yeni anne ona çeşit çeşit hediyeler alıyor, ama çocuk hediyelerin hepsini ya parça parça ediyor, ya da sokağa fırlatıyordu. Kadın sevgi ve muhabbetle üstüne üstlük birde şefkat sözleriyle küçük çocuğa yaklaşmaya çalışıyor, fakat nedense küçük çocuk ya oradan kaçıyor ya da zavallı kadıncağıza bağırıp çağırıyor, kötü sözler söyleyerek üvey annesinin kalbini kırıyordu.
Aslan gibi vahşi ve saldırgan bir hayvandan üç tüy koparmak!
Kadın ne yapacağını, nelere gideceğini ve içinde bulunduğu zor durumdan nasıl kurtulacağını düşünüyordu. Kadıncağız elinden gelen her şeyi yaptığı halde çaresiz kalmıştı. Sonunda o yörede yaşayan ve hikmetiyle meşhur bir âlime gidip durumunu anlattı. Yörenin ünlü âlimi onun anlattıklarını dinledi ve: ‘Seni içinde bulunduğun bu durumdan kurtarabiliriz‘ dedi. Bunun için özel bir iş yapmak gerekiyor. Bu iş için de bana bizzat kendi ellerinle bir aslandan kopardığın üç tüy getirmen lazım. O zaman büyüyü yapabiliriz, sen de istediğin şeye kavuşur, üvey çocuğunun seni sevmesini sağlayabilirsin.‘
Kadın zorlu bir görevle karşı karşıya kalmıştı. Aslan gibi vahşi ve saldırgan bir hayvandan üç tüy koparmak! Bu zor işi nasıl gerçekleştirebileceğini düşündü kadın. Sonunda bir plan yaptı...
Sevgi emek ister!
Kasaptan birkaç kilo et alıp ormana doğru yola koyuldu. Sonra ormanın derinliklerinde eti yere koyup biraz uzağında bekledi. Bir aslan geldi ve eti yemeye başladı. Kadın onu uzaktan seyretti, eti yemekle meşgul aslan, kadının uzaktaki varlığıyla pek ilgilenmedi. Bu hal bir hafta devam etti. Kadın ormana her gün etle gidiyor, eti koyup uzaktan aslanı seyrediyordu. Aslan artık yediği etle uzaktan kendisini seyreden bu kadın arasındaki ilişkiyi kurmaya başlamıştı.
2. hafta
Bir sonraki hafta, kadın ormanın o kısmına gittiğinde her zamanki gibi aslan beliriverdi. Genç kadın bu defa eti aslana doğru attı, ama uzağa gitmedi. Aslan yine kadınla ilgilenmeden eti yemeye koyuluyordu. Her defasında kadının yolunu gözleyen aslan, onun eti kendisine doğru atmasını bekliyordu. Kadınla aslan arasındaki mesafe birkaç metreye inmişti. Bir hafta da böyle geçti.
3.hafta
Üçüncü hafta, kadıncağız planının bir sonraki adımını uygulamaya başladı. Ormanın derinliklerine gitti, aslan ortaya çıkığında eti elinde tutup aslanın gelip eti almasını sağladı. Vahşi hayvan, yemeğini artık onun yanı başında yemeye başlamıştı. Her defasında kadın eti neredeyse kendi eliyle ona yediriyor, ne o hayvandan ürküyor, ne de hayvan kadına zarar vermeyi aklından geçiriyordu. Kadınla aslan arasında manevi bir bağ oluşmuştu bile.
Haftanın sonlarına doğru!
Haftanın sonlarına doğru, eti aslana ikram eden kadın, hayvan karnını doyurduktan sonra ona dokunmaya cesaret etti. Çok ilginç bir şey oldu. Hayvan kadının kendisine dokunma girişimine hiçbir tepki göstermedi. Kadın onu yavaşça okşadı ve o arada yelesinden üç tüy kopardı. Aslan oralı bile olmadı. Karnını doyurmuş yerde uzanıyor ve büyük bir kedi gibi gurul gurul sesler çıkarıyordu.
Kadın, âlimin yanına koşuyor
Kadın aslanın yelesinden kopardığı üç tüyle sevinç içinde âlimin yanına koştu: ‘İstediğiniz üç aslan tüyünü getirdim efendim‘ dedi. Evet bahsettiğiniz çaregetirecek işi artık yapabilirsiniz!‘
Âlim, kadına gülümseyerek baktı ve konuşmaya başladı: ‘Kızım artık bir şey yapmaya gerek kalmadı. Sen vahşi bir hayvana bile nasıl davranılacağını, onun en yakınına nasıl yaklaşılabileceğini, hatta hepsinden öte yelesinden üç tüyü bile nasıl koparacağını öğrendin. Bundan büyük eğitim mi olur? Bundan sonra yapman gereken şey, bu öğrendiğin yöntemi evindeki o kalbi yaralı küçük aslan üzerinde de uygulaman dedi.‘
Kadın hem hayret hem de hayranlıkla âlimi dinliyordu. Âlim konuşmasına devam etti: ‘İnsanların çocuklarla ilgili en büyük hatalarından birisi acele etmektir. Onlara sabırla, usul usul yaklaşmak yerine hemen sonuca ulaşmaya çalışırlar. Hikmet silsilerini atladıkları için de maksatlarının tam tersiyle karşılaşırlar. Sen ise onlara nasıl yaklaşabileceğini öğrendin, yolun açık olsun!‘