Çocuk da insandır

Abone Ol

Herkes çocuğunun daha iyi yetişmesini istiyor gayet doğal olarak. En iyi okullarda okumasını, en iyiler arasında bulunmasını, en başarılı olmasını istiyor. Herkesin ortak noktası, çocuğunun bir şekilde “en” olabilmesi. Modernleşmenin bir gereği olsa gerek, daha bebek çağlarından itibaren bilgi yüklemesine maruz kalıyor artık el kadar bebeler. Zeka geliştiren oyuncaklar, kitaplar olmasa çocuk zihnen gelişemeyecek sanki. İnsanlar, muhatap oldukları çocuklarının da birer insan olduğunu unutarak kitabi bir şekilde ve ezbere bir “yetiştirme” faaliyetine girişiyor. Belki de “şuursuzluğuna” demek lazım.

Ebeveynler o kadar bilinçli(!) ve duyarlı(!) ki artık, çocukların ya hiç boş vakti kalmıyor (kurs, ders, etüd, özel ders, özel hoca, bilmemne) ya da tamamen bilgisayarın, televizyonun, internetin güdümüne giriveriyor çocuklar. Tabii akışında büyümeye hasret kalan nesiller yetişiyor. Çocuk yetiştiriyoruz derken, hormonlu bir büyütme söz konusu artık.

Anaokulu reklamlarına denk geliyorsunuz; sanki bilim adamı veya sanatçı yetiştirme programı veyahut bilim olimpiyatlarına hazırlık kampı! Bilmemne yöntemi ile süslenmiş aktiviteler, çocuğun bilimsel, sanatsal gelişimine yardımcı faaliyetler ve daha bir sürü karışık kuruşuk şeyler! Tamam el kadar bebeler de bir şeyler öğrensin, amenna. Ancak anaokuluna giden çocuk profili ve yaş grubu belliyken ve okula başlayınca zaten bilgi bombardımanına maruz kalacakları da ortadayken, bari anaokulunda çocukluklarının tadını çıkarsınlar. Çok mu yanlış bunu söylemek

Okula başladıktan sonra mütemadiyen hazırlanılan ve girilen sınavlar çocukların yavaş yavaş bir yarış atına dönüşmesine sebep oluyor malum. Dershane, yetmedi etüd, o da yetmezse özel ders, üstüne üstlük çocuğa zorla aldırılan hobi (!) kursları vs. derken, bir koşturmacanın, bir hengamenin, velhasıl-ı kelam sonu gelmez bir yarışın gözü kapalı ve yorgun koşucularına dönmüş nesiller üreten bir sistem söz konusu.

Halbuki asıl amaç olan üniversite sınavı ve bu sınavda neler sorulduğu gizli saklı değil ki. Nesillerin eğitiminde saçma bir yarışma mantığı yerine nitelikli hale getirme, körü körüne ezberletme yerine bilgiyle donatma ve dahi muhakeme edebilme, sorgulayabilme gibi hasletler ön plana çıkarılsa kötü mü olur “Sınav sınav üstüne” şeklinde formüle edilebilecek olan bu sistemin ürettiği sonuçlar giderek daha da vahimleşecek yoksa.

Sonuçların ne kadar da tuhaf olduğuna dair güncel örnekler de verilebilir. Mesela, televizyonlardaki yarışma programlarına katılan ve çok basit soruları dahi bilemeyen (yani çok temel bilgilerden bile yoksun olan) birçok “sınav rekortmeni” tesadüf değil aslında. Seneler boyunca “günde bilmemkaç saat ders çalışan” bu “rekortmenler”, sınavda başarılı oluyor ancak ders haricinde donanımsız ve kırılgan halde kalıyorlar. Bilgiyi ezberliyor ama kullanamıyorlar yani. Çünkü bu saçma “yarışma “sistemi, mota mot cevap verme üzerine kurulu, neden-sonuç ilişkisine ve muhakeme etmeye yer yok. Elbette, her sınav rekortmeni için durum aynı olmayabilir, ancak çok da istisna saymamak gerekiyor.

El kadar anaokulu bebelerine bilim ve sanat aşılamak gibi ütopik amaçları daha gerçekçi bir zemine oturtsak, yani ortaokul, lise öğrencilerine bilimi ve sanatı ders geçmek için değil de gerçek manasıyla sevdirebilsek ve öğretebilsek daha aklı başında bir iş yapmış olmaz mıyız

Bir de şöyle bir şey tabii. Güya çocuklarına karşı çok duyarlı ve bilinçli ebeveynler, biraz da kendileri ellerini taşın altına soksa da, çocuk eğitiminin sadece dış etkenlerle ilintili olmadığını kavrayabilse. Mesela, TRT’nin çocuk kanalındaki bir çizgi filmin meşhur karakterinin neden namaz kılmadığını veya dini bilgilerden bahsetmediğini sormayıp da bu işin kendi sorumluluğu olduğunun farkına varabilse.

İnsanlar, sözümona duyarlı ve bilinçli olduklarını zannederlerken, aslında çocuklarının da birer insan olduğunu unutuyor ve bir anda bozulan bir makineyi servise teslim etme içgüdüsüyle hareket ediyorlar artık. Zamanın ruhu bunu gerektiriyor demek.