Çocuğun hayali

Abone Ol

Çocuk anne ile birlikte köyde yaşayan büyük dedesini ziyarete gitmektedir. On altı saat bir koltukta hareketsiz vaziyette durmak canını sıksa da, köye ulaşabilmek için buna katlanması gerektiğini bilmektedir. Gece saat on ikiyi gösterirken otobüs bir ormandan geçmektedir. Anne başını cama yaslamış etrafı seyretmektedir.

Çocuk belki de annenin ilgisini çekebilmek için şöyle bir soru sorar: “Bu ormanda kaybolsam ne olur Anne gülümser ve cevap vermez. Çocuk düşünür ve sorduğu soruya kendisini cevap verir: Burada tek başına çok korkarım, sonra kendimi aşağı atar ve Cennete giderim. Anne korku ile irkilir ve çocuğa dönerek, “böyle şeyler aklına nerden geliyor, bizim burada ne işimiz var…” diye çıkışır. Çocuk cevap verir. Ama ben izlediğim bir filmde bunu görmüştüm. Anne, kontrolsüzce izlediği o filmlerin çocuğa verdiği zararı düşünür ve korkularını yatıştırmak için bir masal anlatır ve onu bu düşüncelerden uzaklaştırmaya çalışır.

Çocuk az önce yaşadığı karamsar duygulardan kurtulmuş ve masalların engin dünyasında yol almaya başlamıştır. Fakat anne çocuğun sorduğu o sorunun içinden bir türlük çıkamamaktadır.

Öyle ya insanın olmadığı yerde, temiz havanın tabiatın ve başımızı okşayan güneşin güzelliğini ne kadar hissedebiliriz!. İnsanın olmadığı yerde hayatın bütün güzellikleri nasıl görünür gözümüze Bütün dünyayı avucumuzun içine koysalar dahi insansız bir dünyada nasıl yaşarız Eğer öyle olmasaydı büyükbabanın yaşadığı o dağ evinde birkaç gün sonra can sıkıntısından insan arayışına çıkarlar mıydı Köyde, tabiat bütün güzellikleri ile karşılıyordu onları. Aslından hiçbir şey kaybetmeyen toprak, su ve tabiat insanın ruhuna akıyor gibiydi. Ama birkaç hafta sonra, artık bunların hiç biri tek başına keyif vermez hale geliyor ve konuşacak insan aramaya başlıyorlardı. Büyükbaba “ben yalnızlığı seviyorum” dese de sık sık şehirdeki çocuklarını arar ve çok bunaldığını, kendilerini çok özlediğini dile getirirdi. Tabiat ve içinde barındırdıkları hayatın bir parçasıydı kuşkusuz fakat insansız ne işe yarardı O yüzden anne, her ne kadar çocuğun sorduğu o soruyu tehlikeli bulsa da, mahiyeti itibariyle anlayabiliyor ve tek başına bir yaşamın katlanılmaz olabileceğini hissediyordu.