Cezadan korkmak: Çocuk anne ya da baba tarafından cezalandırılacağına inanıyorsa, yalan söyleyerek yargılanmaktan kaçınmaya çalışır. Çünkü yalan söylediği takdirde cezalandırılacaktır. Mesela, okulda kırık not alan öğrenci yüksek not aldım diyerek aileyi yanıltır. Burada anne baba sorun ne olursa olsun çocuğu cezalandırmayacağını ve sorunlarının çözümü noktasında destek sağlanacağını ifade etmelidirler.
Mükafaat elde etmek: Çocuk ailenin ilgisini çekmek ve takdir toplamak için yalana başvurabilir.
Olumsuz aile modeli: Küçük yaşlarda anne babamız "susarsan çikolata alacağım, şunu yaparsan parka götüreceğim" diye söz verirler ama sözlerinden cayarlar. Yani çocuk büyüdükçe ev içinde çeşitli yalanlara şahit olur ve kendisinin de yalan söyleyebileceğini düşünmeye başlar. Oysa aile çocuğun aynasıdır ve çocuk ailenin söylediği yalanları kendi hayatına aktarır.
Televizyonun etkisi: Dizilerde izlediğimiz yalanlar, entrikalar ve kötü insan modelleri çocuğu etkiler. Buradaki kişileri model alan çocuk bir zaman sonra kendisi de yalan konuşmaya başlar.
Çevrenin etkisi: Çocuk çevremizde yalan söyleyen insanlara şahit olmakta ve bundan bir şekilde etkilenmektedir. Yani çocuk aileden ve dış dünyadan da etkilenerek yalan davranışını öğrenmektedir.
Dürüstlüğü nasıl öğretebiliriz?
İlk yapacağımız şey, çocuğa örnek olmaktır. Anne baba aile içinde yalan konuşmuyor ve bu konuda çocuklarını bilgilendiriyorsa çocuk dürüstlüğü öğrenecektir. Ayrıca çocuklarımızı yalan konuşulan ortamlardan uzak tutmamız gerekir.
Dürüst davrandığı zamanlarda çocuğu ödüllendirmek çocuğun dürüstlüğü öğrenmesi açısından önemlidir. Yani, "Doğruyu söylediğin için sana teşekkür ediyorum, bugün çocuğumuz örnek bir davranış sergiledi" gibi cümleler çocuğun dürüstlüğü öğrenmesini sağlayacaktır.
Bazen de çocuklar doğruyu söyler ama bu büyüklerin pek hoşuna gitmez. "Baba sen yüksek sesle konuşuyorsun ya da senin aldığın oyuncağı kırdım..." der ama aile çocuğa kızar ve onun gerçeği söylemesinden rahatsız olur. Eğer çocuk dürüst davrandığında, anne ya da baba kızar ve çocuğu döverse, onu bilmeden yalana sevk etmiş olurlar. Çünkü doğruyu söyleyen çocuk bunun neticesinde cezalandırılmıştır ve bu çocuk bir dahaki sefere dayak yememek için yalana başvuracaktır. Oysa çocuk doğruyu söylediğinde, aile ona "doğruyu söylemekle çok erdemli bir davranış sergiledin seni tebrik ediyorum" dediğinde çocuk doğru davranış modelini benimseyecektir.
Çocuğu uyarmalıdırlar: Anne baba çocuk yalan konuştuğunda yalanla ilgili bilgilendirmeli ve onu uygun bir dille uyarmalıdırlar.
Hikayeler anlatılabilir: Çocuklara dürüstlüğün önemiyle ilgili hikayeler anlatılabilir ve bu konuda ona da sorular sorarak doğru sözlü olmanın önemini ifade edebilirler.
Patlamaya hazır hale geliyoruz
Toplum olarak duygularımızı doğal yollardan ifade etmek yerine içimize atmayı ve olayları büyütmeyi tercih ediyoruz. Büyük ebeveynlerimizi dinlediğinizde yıllanmış acılarını hâlâ o an yaşıyormuşcasını anlattıklarını görürsünüz. Onlardan öğrendiklerimizle bizler de aynı şekilde biriktirme hastalığına tutuluyoruz. Çağımızın getirdiği sorunlar ise insanımızın sorunlarını daha da içinden çıkılmaz hale getirebiliyor. Panik atağın arka bahçesinde, stres, evlilikle ilgili sorunlar, iş değişimi, yaşantımızdaki ani değişimler, yakınlarımızın kayıbı, yaşam şartlarımız, sürekli devam eden stres ve duygusal yüklenmelerin olduğunu görürüz. Bir yerde kişi, duygusal olarak taşıyamadığı sıkıntılarını bedensel olarak dışarıya yansıtmaktadır.
Dramatik seneryoyu uzaklaştırmak
Atak esnasında, mümkün olduğunda rahat bir ortama geçmek ve zihnimizde canlanan dramatik senaryoyu değiştirmek atağı kontrol etmemizi sağlayacaktır. Bununla beraber, atağı tetikleyen, düşüncelerin yerine, yapıcı ve gerçekci, telkin edici düşünceler geliştirmek gerekir. Atak sırasında gelişen korku, durumu daha da ağırlaştırabilir. Bu nedenle, bakış açımızı değiştirmek, durumu kontrol edebileceğimizi düşünmek daha faydalı olur. Bunun için düşüncelerinizi kontrol etmeyi öğrenmelisiniz:
Yaşadığınız durumun bir atak olduğunu fark edip, bu durumla daha önceden de karşılaştığınızı fakat başa çıktığınızı, aynı şekilde yine başaçıkabileceğinizi düşünün.
Yaşadığınız atağın, geçici olduğunu bilin ve kendinize birazdan geçecek telkini verin.
Sorunun kalıcı bir durum olmadığını kısa sürede sona ereceğini düşünün.
Küçük nefes egzersizleri yapın
Akşamları çay kahve içmemeye gayret edin
Stresten uzak durun
Olaylara olumlu tarafından bakmayı öğrenin.
Panik atakla başaçıkma noktasında kendi çabalarınızın da önemli olduğunu unutmayın. Ancak bu süreçte bir psikiyatristen yardım almanız da gerekebilir. Bu nedenle sorununuzun kemikleşmesini beklemeden doktora başvurun ve size verilen tavsiyeleri dikkate alın.
Nefes egzersizleri
Gün içinde doğru nefes alıp verme alışkanlığı kazanmak yaşadığımız atak durumlarında da işimize yarayabilir. Yani, diyaframdan aldığımız nefes, kaygı ve stresimizi ortadan kaldırmaya yardımcı olacak, stresimizi azaltacak, konsantrasyonumuzu arttıracak ve rahat hareket etmemizi sağlayacaktır. Atak nöbetleri geldiğinde, nefes alış verişlerimiz hızlanabilir, böylelikle vücuttaki oksijen ve karbondioksit miktarında dengesizlik meydana gelir. Bu durum bulanık görme, ellerde uyuşma gibi belirtilere neden olabilir. Atak esnasında doğru nefes alıp vermek atağı daha rahat atlatmamızı sağlayabilir.





