Cizre; su adasını kan gölüne çevirmeyelim!

Abone Ol

* Cizre; en eski ismi Kardu Gazarta.

* Persler Gazarta ve Bazibda derdi, Abbasiler onların Şehir Yöneticisi Omar olduğundan Djasirat-ibn Umar (Cezire-i İbn-i Ömer) ve daha sonra Cizîra Botan.

* Akkoyunlular Cizre’ye Ceziretuşşeref derdi. Cezire Arapça’da “ada” anlamına gelir, çünkü Dicle nehri burada kıvrılır, bir “su adası” gibi bir alan oluşturur.

* İslamiyet’in Cizre’ye girmesi ile birlikte şehre yarımada anlamına gelen Cezire adı verildi.

* M.Ö 2000 yılından itibaren, Babil, Araplar, Asurlular, Medler, Kürtler, Persler, Selevkos ve Sasanilerin; İslamiyetin bölgeye gelmesi ile beraber Emevi ve Abbasilerin hakimiyeti altında kaldı. 

* 1096 yılında Büyük Selçuklular müteakiben emir ve şeyhliklerle idare edilen Cizre, 1627 yılından itibaren Osmanlı İmparatorluğunun egemenliğine geçti. 

* Cizre beyliği önceleri Diyarbakır Sancak Beyliğine bağlı iken 1841 yılında Musul’a bağlandı.

* Milli mücadele döneminde büyük başarılar gösterdi. Fransızlar gelip şehri savaşsız teslim almak istemişlerse de, halkın direnişi ve silahlanması karşısında işgalden vazgeçti.

* Cumhuriyet döneminde ise küçük bir düzeltmeyle Cizre olarak değiştirildi.

* Önceleri Mardin iline bağlı bir yerleşim birimi iken 1990’da Şırnak’a bağlandı.

* Hazreti Nuh’un (A.S.), tufan sonunda gemisinin Cudi Dağına indiği, sonrasında Cizre’yi kurup Cizre’de vefat ettiği bilgileri günümüze kadar geldi. Hazreti Nuh (A.S.), peygamberler arasında en çok yaşayan ve en çok sıkıntı çekendir. Peygamberlerin soyu, Adem’den sonra “baba” olarak O’ndan devam etti.

***

Anadolu’da kadim medeniyetlerin beşiklerinden biri olan Cizre’den dün acı haberler geldi.

Aman ha, dikkat; “Su Adası”nı kan gölüne çevirmeyelim!

Bölgedeki tek ve yegane çözümün “İslam Kardeşliği”nde olduğunu da unutmadan…

Afganistanlı Topal Molla…

Tevhit Karakaya…

Eski milletvekili ve eski medya patronu, işadamı.

Refah Partisi döneminde parlamenter olarak Meclis’e gelen Karakaya, Fazilet Partisi ve son olarak da AK Parti’nin milletvekili idi...

Twitter hesabından son derece ilginç, ilginç olduğu kadar mânidar bir hikayeyi aktardı;

***

“1920’de Topal Molla diye bilinen biri Afganistan’da tekke kurar.

İyi bir hatiptir...

Heyecanlı, radikal çıkışlar ve fikirlerle halkı kendine meylettirir.

Sarıkla, sakalla klâsik Afgan tipinin bütün hususiyetlerini yansıtır.

Müritleri, 5 yıl sonunda 300 bindir. Gittikçe de çığ gibi büyümektedirler.

Kendine güveni geldiğinde de Topal Molla; İslâmiyet adına isyanı, ayaklanmayı başlatır.

Tam bir yıl kardeşi kardeşe kırdırırlar, Afganistan’da kan gövdeyi götürür.

O günlerin Afgan Emiri Emânullah Han pek sevdiği memleketini terk etmek mecburiyetinde kalır.

Sınır kapısına geldiğinde yanına bir adam sokulur.

İlk bakışta yabancı misyon temsilcilerini hatırlatmaktadır.

Sakalsız ve o dönemin en modern kıyafeti üzerinde olduğu halde...

Mükemmel konuştuğu Lisân-ı Efgânî ile sorar:

“Emir Hazretleri! Beni tanıdınız mı ”

Ve şöyle devam eder: “Afganistan’daki vazifem bitti. İngiltere’ye dönüyorum!”

Ses yabancı gelmemiştir Emir’e. “Ben Topal Molla’yım!”

Pek kederli görünen Emir şöyle karşılık verir:

“Senin İngiliz casusu olduğunu başından beri biliyordum.

Ama halkıma o kadar tesir etmiştin ki, casus olduğuna onları inandırmama imkân yoktu!”

***

Uzun yıllar siyasetle yoğrulan, bugünlerde daha çok eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yanında mesai tüketen, duayen işadamı Tevhit bey ne demek istedi

Söz, görünce soracağım…

ADİL PAYLAŞMA!

Aslan, kurt ve tilki arkadaş olup avlanmaya çıkmışlar.

Günün sonunda, bir öküz, bir keçi ve bir de tavşan avlayan kafadarlar avlarını bir mağaraya getirmişler.

Aslan kurda dönerek “Hadi bakalım!” demiş. “Şu hayvanları paylaştır da karnımızı doyuralım.”

Kurt ezile büzüle: “Ey büyük sultanım.” demiş; “Şu öküzü siz buyurun, keçi benim, tavşan da tilki kardeşin olsun.” 

Aslan birden çok kızmış.

Ve “Bre küstah!” demiş. “Sen kim oluyorsun Ben varken sana pay etmek düşer mi ”

Sonra da bir pençe darbesiyle kurdu yere sermiş.

Aslan bu kez tilkiye dönmüş; “Öyle aval aval bakma da paylaştır şu avları bakalım!”

Tilki, “Pay etmek haddim değil ama madem emir buyurdunuz söyleyeyim. Tavşan sabah kahvaltınız, öküz öğle yemeğiniz olur. Keçiyi de akşam yersiniz.” demiş.

Aslan bu paylaştırmadan çok hoşlanmış…

Tilkiye, bu kadar “adil bir paylaştırma”yı nereden öğrendiğini sormuş.

Tilki hazır cevaptır; “Yüce efendim!” demiş. “Şu haddini bilmez kurdun halinden öğrendim.”

***

Bu fıkrayı neden anlattım

Bir Pazar fıkrası işte…

İKSV’DEN AÇIKLAMA GELDİ…

İstanbul Tepebaşı’nda bulunan İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) binasının, İstanbul İl Özel İdaresi tarafından yapıldığını yazmıştım.

İKSV’den bu yazıma bir açıklama geldi. Aynen yayınlıyorum; 

“Sayın Adnan Öksüz,

Milli Gazete’de 22.12.2014 tarihinde yayımlanan “Erdoğan’dan Randevu Talep Eden Genel Başkan Kim ” başlıklı köşe yazınızdaki bazı bilgi yanlışlıklarını düzeltmek, İKSV’yi ilgilendiren konularda sizi aydınlatmak isterim.

Yazınızda yer alan “İstanbul Tepebaşı’ndaki birçok etkinliğe ev sahipliği yapan Eczacıbaşı Grubu’na ait İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) binasının iğneden ipliğe “İstanbul İl Özel İdaresi” tarafından yapılıp Eczacıbaşı’na teslim edildiği” ifadesi gerçeği yansıtmamaktadır.

Bahsi geçen İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) binasının toplam maliyeti 2009 yılı rakamlarıyla 23.1 milyon TL’dir. İstanbul İl Özel İdaresi’nin toplam yapım bedeline katkısı ise 2.5 milyon TL ile sınırlıdır.

Söz konusu rakamın içinde inşaat uygulama bedeli olarak 1.704.500 TL, mekanik tesisat bedeli katkısı olarak 242.400 TL ve elektrik tesisatı bedeli katkısı olarak 572.200 TL bulunmaktadır. Bildiğiniz gibi, İl Özel İdareleri Anayasaya göre “il halkının yerel nitelikteki ortak ihtiyaçlarını karşılamak üzere” oluşturulmuşlardır. İstanbul İl Özel İdaresi de, kamu yararına çalışan bir kültür kurumu olan İKSV’ye bu kapsamda, toplam maliyetin yaklaşık % 11’ini karşılayacak biçimde destek vermiştir.

Öte yandan, ne İstanbul Kültür Sanat Vakfı ne de vakfın binası Eczacıbaşı Topluluğu’na ait değildir. İKSV, kâr amacı gütmeyen bir sivil toplum kuruluşudur ve 1973 yılından bu yana festivaller, bienaller ve sanat etkinlikleri düzenlemektedir. Vakfın “Öncü Sponsoru” olan Eczacıbaşı Holding, kuruluşundan bu yana İKSV’yi destekleyen kuruluşlar arasında yer almaktadır.

İKSV, etkinliklerini gerçekleştirmek için gerekli bütçeyi bilet satış gelirleri, Lale Kart üyelerinin katkıları, özel sektör kuruluşlarından alınan nakdi ve ayni sponsorluklar, kamu kurumlarının katkıları ve kültür merkezleri ile yapılan işbirlikleri ile oluşturmaktadır.

Konuyla ilgili yanlışlığı düzeltmenizi rica ederiz.

Saygılarımızla.”  (Görgün Taner, İstanbul Kültür Sanat Vakfı Genel Müdürü)

NOT: Bugün 28 Aralık 2014, Pazar… 1) Emekliler yılda 15–20 TL zamla, hâlâ sürünmeye devam ediyor. 2) An itibariyle asgari ücretli “nasıl geçineceğim ” diye feryat ediyor. 3) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011’den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi. 4) 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan, yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları hâlen kilitli. Otur, sıfır!