Gündem

Cinnet mi geçiriyoruz

Cinnet mi geçiriyoruz?

Abone Ol

Toplum olarak cinnet mi geçiriyoruz ya da şefkat ve merhamet duygularımız gittikçe zayıflıyor mu? Neden küçük küçük bir şeyde şiddete baş vuruyor, öldürüyor kırıyor döküyoruz? Farklı türden ve yoğunlukta devam eden şiddet olayları toplumsal yaşamın her alanında görünür hale geldi. Öldürülen kadınlar, evladı tarafından işkenceye tabi tutulan babalar, sokaklarda gördüğümüz çatışmalar, ülkemizin farklı şehirlerinde baş gösteren kıyımlar bizlere neyi düşündürüyor? Yoksa toplum olarak cinnet mi geçiriyoruz? Eğer çocuklara şefkat kapılarını açar ve diğerkamlık taraflarını geliştirmezseniz yaşananlar yaşanmaya devam edecek gibi de görünüyor.

Çocuklarınıza sana vurana sen de vur, sana hakaret edene sen de et derseniz çocuk kendini doğal yollardan ifade etmeyi öğrenemeyecek ve küçük bir şeyde şiddete başvuracaktır.

Eğer evde çocuğunuza ya da eşinize şiddet uygularsanız çocuğunuz şiddeti öğrenecek ve bunu arkadaşına da uygulayacaktır.

Eğer çocuğunuza, insanların haklarına saygı göstermeyi ve iyilik etmeyi öğretmezseniz bencilliğe davet etmiş olursunuz.

Bütün bunlarda, seküler bir anlayışın ve buna bağlı olarak bireylerin kul hakkı konusunda inançlarının zayıflamasının etkisi büyük... Eğer kişi Allah‘tan korkmuyor sorgu sual ve hesap vereceğine inanmıyorsa bu kişiyi kim kontrol edebilir ki? Bu durumda bizlerin erozyonu uğrayan, yardımlaşma, dayanışma ve kardeşlik duygularının yeniden diriltilmesi ve hayata taşınması gerekmektedir.

İSLAM‘IN KADINLARA BAKIŞI

İslam ister kadın olsun ister erkek olsun kul hakkını dikkate alır. Kadının bir meta gibi görüldüğü çağlarda dahi, İslam ona hak ettiği değeri vermiş ve toplum içinde saygın bir konuma getirmiştir.

İslamiyetin gelişiyle birlikte, batıl inançların kadına atfettiği sıfat bertaraf edilmiş ve kadın topluma katılmıştır.

İslamiyetle birlikte kadın amelleriyle birlikte değerlendirilmeye değerlendirilmeye başlamış ve Saliha kadınlar övülmüştür.

" Erkek ve kadından kimi inanmış olarak bir iyilik yaparsa ona hoş bir hayat yaşatırız. Ahirette ise onların ücretlerini yaptıklarının en güzeliyle veririz" (Nahl süresi 97)

" Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar mümin erkekler ve mümin kadınlar itaata devam eden erkekler ve itaate devam eden kadınlar doğru erkekler ve doğru kadınlar sabreden erkekler ve sabreden kadınlar. Allah‘a gönülden saygılı erkekler ve saygılı kadınlar sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar Allah‘ı çok zikreren erkekler ve kadınlar işte bunlar için bağış ve büyük bir mükafat hazırlanmıştır" ahzap süresi, 35)

İslam kadına miras hakkı tanımıştır. Kadının yaşı ne olursa olsun ona miras hakkı tanınmıştır.

İslam kadına da erkeği de kullukla sorumlu tutmuş ve taraflar arasındaki hakları tanzim etmiştir. Kadının erkek üzerinde hakları olduğu gibi erkeğin de kadın üzerinde hakları vardır.

İslam boşanma konusunu düzenlemiş ve boşanmanın şartlarını boşanma durumunda her iki tarafın da yerine getirmesi gereken sorumluluklarını belirlemiştir. Daha önceden Araplarda boşanma adil düsturlar üzerine oturtulmuş değildi. Dinimiz bu konuda bir sınır fetirdi. Buna talak denir. Talağın yerine gelmesi için belli bir zaman tayin edilmiştir. Bu da kadın ve erkeğe yeniden düşünme imkanı verir.

İslam‘dan önce kadın uğursuzbir varlık olarak görülürdü. Dinimiz bu anlayışı nehyetti ve ona değer atfetti.

"Onlardan birine kız müjdelendiği zaman içi öfkeyle dolarak yüzü kapkara kesilir kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı milletinden gizlenirdi. Onu utana utana tutsun mu, yoksa toprağa mı gömsün. Ne kötü hükmediyorlar" ( Ahzap, 58 59,)

Bilindiği üzere İslamiyet gelmeden önce kız çocukları diri diri toprağa gömülürdü. İslam bu geleneği yasakladı ve çocuklara şefkatle yaklaşmayı tavsiye etti. Aslında dinimiz bu geleneği yıkarak, insanların

"Kız çocuğun hangi suçtan ötürü öldürüldüğü kendisine sorulduğu zaman" (Tekvir suresi 8-9)

"Beyinsizlikleri yüzünden, körü körüne çocuklarını öldürenler ve Allah‘ın kendilerine verdiği nimetler, Allah‘a iftira ederek haram sayanlar mahvolmuşlardır; onlar sapıtmışlardır, zaten doğru yolda da değillerdi." (Enam Suresi 140)

Hazreti Peygamber‘in örnek kişiliği

Enes b. Malik Hazreti Peygamberin insanlara verdiği değeri şöyle anlatır: "Resulullah biriyle karşılaşıp konuşmaya başlayınca o kişi yüzünü çevirmedikçe o kişiden yüzünü çevirmezdi. Biri ile karşılaşıp da elini tutunca adam elini bırakmadıkça elini çekmezdi. Ashabı ile otururken ayaklarını asla uzatmazdı.

İnsan ilişkilerinde muhataba değer vermenin büyük önemi vardır. Çünkü insanın doğasında sevilmeye ve değerli hissetmeye eğilim vardır. Hazreti Peygamber insanlarla konuşurken onların ruhlarına hitap eder ve onlarla iç içe yaşardı. İnsanlarla karşılaştığında selam verir, hal hatır sorar bir sorunları varsa yardımcı olmayaçalışırdı. Hazreti Peygamber öncelikle insana insan olduğu için değer verin ve bu konuda insanlar arasında ayırım yapmazdı.

"Bir gün Hazreti Peygamber sahabeden bir grupla otururken yakınlarından bir cenaze geçmiş ve Peygamberimiz (SAV) cenazeyi görünce ayağa kalkmıştı. Yanında bulunanlar onun bir Müslüman cenazesi olmadığını Yahudi cenazesi olduğunu söylerek ayağa kalkmanız gerekmezdi" demişlerdi. Onların bu sözü üzerinde Hazreti Peygamber, "Müslüman değilse insan da mı değil? Cevabını vermiştir. Hazreti Peygamber insanlara verdiği değeri gösteriyor.

Hazreti Peygamber, tebliği vazifesini sürdürmüş ve İslamı bütün insanlığa yaymıştı. Ancak bütün bu çalışmalarının yanında insanlarla sohbet eder, onların dertleriyle ilgilenir ve yardımcı olurdu. Bu konuda kimsenin sorununu küçümsememiş, en ufak ayrıntılara kadar inmiş ve hayır işlerine büyük önem vermiştir. Hazreti Peygamber, insanlara yardım ederken, muhatabını rencide edecek tutum ve davranışlardan uzaktı ve insanlara her durumda değer verirdi.

"Kim bir müslümanan dünyadaki sıkıntılarından birini giderirse Allah da onun kıyamet günü sıkıntılarından birini giderir. Kim darda kalmış birine kolaylık gösterirse Allah da ona dünya ve ahirette kolaylık gösterir. Kim bir müslümanın kusurunu gizlerse Allah da onun dünya ve ahiretteki kusurlarını örter. Kul din kardeşine yardımcı olduğu müddetçe Allah da ona yardımcı olmaya devam eder"

Narkotik detektör köpeklerinin yeni rakibi ‘Zabıta Arılar‘

Malatya‘da lise öğrencilerinin geliştirdiği ‘‘Zabıta Arılar‘‘ adlı TÜBİTAK projesiyle, hassas koku duyuları bulunan arılar narkotik detektör köpeklerinin yeni rakibi olacak. Özel Rahime Batu Anadolu ve Fen Lisesi öğrencileri, arılardaki farklı kokuları ayırt etme ve kokuyu öğrenme özelliklerini kullanarak bir proje geliştirdi. TÜBİTAK‘ın da sergilenmeye değer bulduğu projede, her yemek saatinde ekşimiş peynir kokusuna maruz bırakılan arıların daha sonra hareketleri takip ediliyor. Projeyi anlatan öğrenciler Koray Atmaca ve Furkan Dağdelen, oluşturdukları bir düzenekle arıları üstü şeffaf ve önü delikli bir kutuya koyarak davranışlarını tespit ettiklerini dile getirdi.

Atmaca, arılara kısa aralıklarla birer damla şekerli su verdiklerini ve 6 saniye içinde 4 kez kokuya maruz bıraktıklarını belirterek, amaçlarının arıların koku alma yeteneğinden faydalanarak klasik koşullanmayla arıların detektör hayvanlar gibi kullanılmasını sağlamak olduğunu ifade etti.Dağdelen de, arıların kokulara aşina olmaya başladıktan sonra dil çıkarma, ya da dans etme gibi belli hareketler gösterdiğini belirtti. Proje Danışmanı Cuma Demirci ise, köpeklerin normalde detektör hayvanlar olarak kullanıldığını, fakat bu konuda yapılan çalışmalarda arıların sonuçları bilme oranının yüzde 99 olduğu söyledi.