Çılgın proje!

Abone Ol

Validebağ veya daha bilinen ismiyle Validebağ Korusu, İstanbul’da tam anlamıyla hasret kaldığımız bir mekan oldu günümüz şartlarında. Şehir, son 10-15 yılda öylesine hoyratça ve hınçla bir betonlaşmaya, yapılaşmaya, inşaatlara maruz kaldı ki, insanlar toprağı, ağacı, ormanı, yeşili otoban kenarlarındaki “süs alanları” dışında göremez oldu. Hayatın doğal akışı ve düzenine tam anlamıyla beton döktü rant zihniyeti.

Validebağ, içinde bulunan Abdülaziz Av Köşkü gibi bir nadide yapıyla güzeldi, “el değmemiş” ve insanlarca “güzelleştirilmemiş”(!) doğal yapısı nedeniyle daha da fazla bir nefes alma imkanı veriyordu bu şehre. Ortaokuldayken, içinden geçerek Haydarpaşa Lisesi’ne gittiğimiz koru, çoluk çocuğun, ailelerin, ağaçla, toprakla haşır neşir olup betonun zehrini akıtmak isteyen piknikçilerin uğrak yeriydi. Ruhsuz ve halı gibi serilen çimlerle değil de doğal bir yeşillikle, çalılarla, ağaçlarla çevrili bir yerdi. Hala öyle, ancak bugün üzerinde betonun kirli elinin gölgesi bulunuyor. Gerçi o elin gölgesi ne zamandır da üzerinde. Bir fırsatını bulsa, boğacak bu el değmemiş yeşili.

Yaklaşık 5-6 senedir uzağındayım. Günü gününe takip edemiyorum Validebağ’ını, çevresinde yürüyen inşaatları ve üzerine dönen hesapları. Validebağ ve çevresi, Koşuyolu’nun ve Üsküdar’ın insanı ferahlatan, nefes almasını sağlayan muhitlerinin başında geliyor. Bugüne kadar bölge insanının üstüne titrediği, bir punduna getirip de ucundan kıyısından imara açılmasına niyetlenenlere karşı bir şekilde direndiği bir güzel bahçe, bağ, koru, orman, ne derseniz deyin adına.

Küresel ısınmayla iklimi değişen güzel ülkemizin, suçu sadece küresel ısınmaya değil de biraz da kendine, yani hadsiz ve hudutsuz yapılaşmaya, betonlaşmaya, rant hırsına atması gerekiyor artık. Bu yapılaşma hadsiz; öyle ki, bir şehrin dokusunu öldürmekten geri durmuyor. Yemyeşil ormanlarla, bahçelerle süslü olan semtleri hallaç pamuğu gibi dağıtıyor, çorak bir beton çölüne çeviriyor. Miras kalan bu şehri, kişiliksiz, kimliksiz, saçma sapan yapıların boğduğu bir beton yığınına dönüştürüyor. Rant uğruna bir ucubeyi besleyip büyütüyor. Uçakla İstanbul’un üstünden geçerken aşağıya bakmak, manzaranın vahametini ve kepazeliğini görmeye yetiyor bile. Bu yapılaşma hudutsuz; rant hırsının hiçbir sınırı olmadığından hareketle el kadar toprağa, hatta saksıdaki çiçeğe bile göz dikecek kadar sınır tanımayan bir beton aşkı bu.

Validebağ ile ilgili senelerdir birtakım iddialar ve amaçlar dile getiriliyordu. Amaçlananın ucundan bucağından bir yerden koruya girip, sonra orayı da yapılaşma çılgınlığının bir kurbanı haline getirmek olduğu da herkes tarafından biliniyor. İlginç olanı, kendi doğallığında güzel olan ve sadece küçük bakımlarla (mesela güvenlik, çöplerin toplanması vs) bile halka hizmet edebilecek olan bir güzel koruyu, “ille de burayı adam edeceğiz” zihniyetiyle iğdiş etmeye niyetlenmenin mantığını anlamak güç. Burası Türkiye’yse ve bir yeşil alan, orman, koru, her ne nedenle olursa olsun bir kere yapılaşmaya açılırsa, oranın doğal halinden de, güzelliğinden de eser kalmayacağı aşikardır. Burası kamunun, yani halkını malıdır ve halk, bu haliyle kullanmaktan , tadını çıkarmaktan memnunken, ille de şöyle olacak diye dayatmak mıdır yani “halka hizmet”

Üsküdar Belediye Başkanı, kendi adını taşıyan internet sitesinde kendisinin “çılgın projesi” olarak tanımladığı projeyle Validebağ Korusu’nu “kaderine terkedilmiş, mezbelelik” halinden kurtaracağını açıklamış. Aklı başında bir proje yerine “çılgın” proje tercihi zaten başlı başına ilginç bir bakışı yansıtıyor. Bu “çılgın proje”, seyir terasları, açık hava tiyatrosu, çocuk eğlence ve oyun alanları, hidrolik koruma alanları, Adalar’a kadar izlenme imkânı sağlayan gözlem kulesi, hobi alanları, botanik bahçe, dinlenme alanları, koşu ve bisiklet yolları ile gölet içerecekmiş. Başkan, Adalar’ı görmek isteyenlerin Çamlıca’ya çıkıp oradan bu nefis manzarayı izleyebileceğini bilmiyor herhalde.

Sonuç itibariyle, halk bu koruyu keyfince kullanıyor, eğer uygunsuz bulduğu ve şikayet ettiği bir durum olursa da belediyeye başvurup düzeltilmesini de isteyecektir. İnsanlar artık bu şehirde her boş alana, her yeşilliğe bir şekilde bina veya inşaat yapılsın istemiyor. İnsanlar “proje” lafı duymak istemiyor artık İstanbul’da. İnanmayan uçaktan aşağıya bir baksın.

Hem Üsküdar’ın “çılgın proje”ye ihtiyacı yok, yağmur yağınca meydanla deniz birleşmesin yeter.