Çıkışta görüşmek!

Abone Ol

İçinde yaşadığımız zaman dilimi, uzun bir kriz dönemine doğru gitmektedir.  Zaten uzun zamandır süregelen ve sonu bir türlü kestirilmeyen büyük çatışmalara sahne olmaktaydı. İster istemez herkes bir şekilde bu çatışmaların içinde az ya da çok bulunmaktadır. Ve bir şekilde bu çatışmalar sürekli hale getirilmek istenmektedir. Gelinen noktası ise “korku” sarmalına dönüşmüş durumdadır. Bu bakımdan insanoğlu tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar korumasızdır. Bu korumasızlık hali insanın modern dünya karşısında ki mevziini, mesafesini yitirmesine neden olmaktadır.  

İnsanın yitirdiği birçok değer eşiği gerçek bir fail olma durumundan uzaklaştırırken adeta onu “kopya bir fail” haline getirmektedir. Bu bakımdan kopyanın ömrü hem kısa hem de edilgenliğe müsait bir hale gelmektedir. Bu yüzden korkunun temas ettiği yerde “bilinç”ten ziyade “bilinç dışı” bir hal ortaya çıkmaktadır. Bir birinin benzeri korku patlamalarında kendinden vaz geçmiş failler ile ortaya çıkarılmak istenen durum da bu bilinç dışılıktır. Çünkü karamsarlık havası, umutsuzluk çizgisi ağır ağır hâkim olduğunda kriz amacına ulaşmış ve kaosun egemenliğini ilan etmesine vesile olmuştur. Nitekim güven duygusunu kaybeden fail/özne giderek kendini kaybederken edilgen bir kopyaya dönüşecektir ve çatışmanın en önemli bölümüne, yani “kitlesel yıkıma” dâhil edilmiş olacaktır.

İnsanlığını yitirme durumu, kitlesel “bilinç dışı”lığa sebebiyet verecektir. Korku, kuşku ve birçok negatif duygunun yoğun olarak açığa çıktığı yerde, her türlü istismar ve yönlendirme de haliyle kolay olacaktır. Bugün kriz bölgelerinde ortaya çıkan kaosun derinleşmesinde temel etkende bu bilinç dışılık halidir. İster fert, ister toplum ya da yöneten , yönetilen açısından durum  bu şekilde ortaya çıkmaktadır. Onun içindir ki bir türlü silkelenip “Ne oluyor?” diye sorulamıyor. Büyük bir şaşkınlık ve şok hali içerisinde kaosun yerleşik hale gelmesine katkılar sunuluyor. Nitekim bu durum kaostan beslenenler için yani küresel sistemin ağa babalarının da işini kolaylaştırıyor. İnsan, “ben insan mıyım?” sorgusu yapamadığından bu kopyalanmış kimlikten çıkış için ya da “insanca” bir yaşam arzusuna ulaşmaktan ziyade bir özleme dönüştürmekte bile güçlük çekmektedir.

Haliyle bu durum özellikle “İslam dünyası” üzerinde etkili olmaktadır. İnanç bakımından sadece belli bir ritüel eşiğine düşmüş olan toplum “bilinç dışı” ve “kopya” olma noktasında müsaitlik arz etmekte ve de inancı; tavrını, davranışını güçlendirmek yerine mukavemetsiz ve teslimiyetçi bir noktaya indirgemektedir. Olumsuzluklarla oyalanma bir karakter haline gelirken kendini yeniden, asıl özne haline getirecek adımı atma cesaretinden yoksun oluş ise “algıya” teslim olmakla izah edilebilir. Özellikle 11 Eylül ile başlayan öz yıkım, negatif bir psikolojiye neden olmuştur. İslam dünyası kendini sürekli “ne olmadığını” anlatmak durumuna düşürmüştür. Bu da ona bir türlü kendi olma olanağını vermemiştir. Aksine ne olmadığını anlatırken başka bir şeye dönüşmüştür.  

Seküler dünyanın gölgesi her zamankinden daha fazla sirayet ettiği için madde ile mana arasında yaşanan bocalama bu eşiğin aşılmasının önünde ki en büyük engel olmuştur. İnsan yakarışlarında kayıplarının etkisini yoğun hissettiğinde “bağlanma” arzusu ile manaya yönelmek durumunda kalmıştır. Ancak diğer zamanlarda ise “reel gerçek” diye inandığı maddi alanın şımarıklığına bürünmüştür. Oysa ister maddi ister manevi alanda olsun inandığı “Rab” ile bağlantısı koptuğu için yaşadığı her durum onu bir miktar daha karanlığın kollarına itmiştir. Oysa bu durumdan çıkmak için bir kahramana ihtiyaç yoktur. Eğer inanılıyorsa (Talak: 3)de geçen  “Kim Allah’a güvenirse O, ona yeter” ayeti çıkış kapısını gösteriyor. Çıkışta görüşebilmek duası ile hoşça bakın zatınıza…

TAŞ GEMİ

“Yüzde ısrar etme, doksan da olur.

İnsan dediğinde, noksan da olur…

Sakın büyüklenme, elde neler var.

Bir ben varım deme, yoksan da olur…” (Hz.Mevlana)

Not: Dayanılmaz gürültüler arttığında insanın kitaplardan sonra kaçtığı ikinci bir sığınaktır müzik. Dışarının kapılarını kapattığında melodiler seni başka bir yöne götürür. Bu hafta İbrahim Çapar der ki, Ümmü Şen’den “Nenni” isimli şarkıyı dinleyelim. Sesi açmanıza gerek yok, zaten o sizi götürecektir.

BİZE KADAR

Ataullah İskenderi, “Rızık konusunda şüphe etmek, rızkı verenden şüphe etmektir” der. Ne güzel bir ölçüdür “Rızkın Allah’tan olduğunu” bilmek.

Alain Badiou “Şer, bir hakikatin gerçekleşmesini cüz’i veya şahsî menfaatlerin tazyikiyle inkıtaya uğratmaktır” der.

“Tek başına mutlu olmakta utanılacak bir yan vardır” der, Veba’da Albert Camus…

Bu hafta Milli Gazete’de yazılarını ilgiyle takip ettiğiniz Meryem Nida’nın Yeni Devir Yayınlarından çıkan kitabı “Yaşamak bir Çığlıktır”ı okuyalım derim. Yine de siz bilirsiniz!

DAĞARCIK

“Kudemanın deyişiyle f-i-k-i-r ile k-ü-f-ü-r büyük kök uyumu gereği aynı kökten gelir: fikr teemmüm ile gerçeğin üstünü açmak, küfr gerçeğin üstünü örtmek demektir. Fikredenler gerçeği açığa çıkarır; küfredenler saklarlar; çünkü aklında fikr olmayanın dilinde küfr olur; böylece diliyle aklını örter…” (İhsan Fazlıoğlu’dan tadımlık)

TEKKE

Cüneydi Bağdadi’ye sabır nedir diye sorulunca: “Yüzü ekşitmeden acıyı yudum yudum içine sindirmektir” demiştir. (Tadımlık…)

BİR LAHZA

+Çok mutsuzum. /-Neden? / +Çünkü büyüdük. (Edi ile Büdü)