On bin üniversiteli genç, yetmiş bin orta öğretim talebesi, binlerce bıyıkları yeni terlemiş yiğit, tam iki yüz elli bin şehit ve iki yüz elli bin ana demektir Çanakkale. Ümmetimizin büyük cihadlarından olan Çanakkale nin asıl kahramanları, iki yüz elli bin şehidi gözlerini bile kırpmadan kurbanlık koç gibi cepheye uğurlayan Çanakkale analarıdır.
1915 yılında, Çanakkale zaferi kazanılmış fakat savaş bütün korkunçluğuyla devam etmekteydi. Bilecik istasyonunda bir trenin tüm vagonları, tarihin en parlak zaferini kazanacak olan Mehmetçiklerle hınca hınç doluydu. Yağmurlu ve serin bir sonbahar gecesiydi. Trenin kalkması için kampana çalınmış, istasyon hareketlenmişti. Sık sık çakan şimşekler, yaşlı ancak dimdik duran bir annenin çehresini aydınlatmaktaydı. Kadıncağız saatlerdir ayakta trenin yanında bekliyordu. Yağmura soğuğa aldırış bile etmiyordu. Komutan, merak ve hürmetini celbeden bu mübarek annemize yaklaşarak, kimi uğurlamaya geldiğini sordu. Söğüt ün Akgünlü köyünden Mehmet oğlu Hüseyin in kendi oğlu olduğunu, ona selam vermek için geldiğini ve kumandana oğlunu çağırmasını söyledi. Hüseyin çağırıldı, annesinin elini öptü. Bu fedakâr anne, evladını bağrına basarken, ona şöyle hitap ediyordu; öl de köye dönme!
Hüseyin im, aslan oğlum benim. Baban Dömeke de, dayın Şıpka da, ağaların da sekiz ay evvel Çanakkale de şehit düştüler. Bak, son yongam sensin! Minareden ezan sesi kesilecekse, camilerin kandilleri sönecekse, sütüm sana haram olsun! Öl de köye dönme! Eğer yolun Şıpka ya uğrarsa, dayının ruhuna bir Fatiha okumayı unutma! Haydi, oğul, Allah yolunu açık etsin. Hüseyin, annesinin elini hürmetle öptü ve trene bindi. Bu, bir Müslüman ananın evladına olan son nasihati idi. Bu tablodan son derece etkilenen Kumandan Abdülkadir Bey:
Demek sizin ailenin erkekleri hep şehit oldular, öyle mi dedi. Cevap enteresandır: Yalnız bizim ailenin değil evlat, bizim köyün mezarlığına 50 yıldır delikanlı gömülmedi. Vatan dursun da biz hepimiz ölelim ne çıkar ! Şaşıran Abdülkadir Bey, Şimdi, sizin köyünüzde hiç erkek yok mu Cevap bu kez daha da enteresandır: Köyümüz bütün erkek doludur. Bizi beğenemediniz mi Hiçbir işimiz geri kalmadı. Evvelce nasılsak yine öyleyiz. Bağrımıza kara taş bağladık. Düşman mahvoluncaya kadar
Şehit Ali ye ailesinden gelen mektup;
Oğlum Ali, nasılsın, iyi misin Gözlerinden öperim, selam ederim. Öküzü sattık, parasının yarısını sana gönderiyoruz, yarısını da yakında cepheye gidecek küçük kardeşine veriyoruz. Şimdi öküzün yerine tarlayı ben sürüyorum. Fazla yorulmuyorum da. Sen sakın bizi düşünme. Mektupta köydeki herkesten, akrabalarından haberler verildikten
sonra; Oğlum Ali, yazmışsın ki kafamdaki kınayla dalga geçtiler. Kardeşime de yakma demişsin. Kardeşine de yaktım. Komutanlarına ve arkadaşlarına söyle, seninle dalga geçmesinler. Bizde üç işe kına yakarlar; Birincisi, gelinlik kıza, gitsin ailesine, çocuklarına kurban olsun diye, ikincisi, kurbanlık koça, gitsin Allah a kurban olsun diye, üçüncüsü, cihada giden evlatlarımıza, gitsin mukaddesat uğrunda kurban olsun diye. Gözlerinden öper, selam ederim, Allah a emanet olasın...
Ümmetimizin tüm cephelerindeki cihadın asıl kahramanları, evlatlarını mukaddesat uğruna cennete uğrulayan bu yiğit analarımızdır