Cihad ordusundan istifa etmek

Abone Ol

Bu yazımızı Kastamonu ilimizden yazıyoruz.

Cuma namazını Nasrullah Camii nde kılmak nasip oldu.

Hem Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy un Anadolu Cihadı nı

başlatabilmek için halkı, hem de dağılmış Osmanlı ordusunun evlerine dönen

subaylarını göreve çağırdığı o ateşli vaazlarını yaptığı Nasrullah Camii. İşte

o kürsü tam önümüzde.

Üstüne üstlük, hutbenin konusu da, tüm dünyadaki

Müslümanların kardeş olduğunu, her Müslümanın bu kardeşliğin şuurunda olmak

borcunun bulunduğu gibi, Akif in o vaazlarında işlediği konular işlenince

bizdeki duygu tavan yaptı. İçim sızladı.

İslam ülkelerinin çatır çatır parçalandığı, milyonlarca

Müslümanın hunharca şehit edildiği, sıranın bize ve güzel ülkemize doğru

gelmekte olduğu, ama insanımızın bu tehlikenin yeterince farkına varamadığı,

yapılması gereken cihada yeterince ilgi duymadığı bu ortamda, Cuma namazında

aklımıza neler geldi neler!..

İşte karşımda kürsünün üzerine Mehmet Akif Ersoy var.

Ateşli bir konuşma yapıyor. Harekete geçirilmeye çalışılan cihad ordusu yerine,

rahat yaşamı ve tatlı ticareti tercih edenlere seslenişini duyar gibi oluyorum.

Cihad ordusundan istifa ederek rahatı ve ticareti seçen

bir şahsın hayatından bir kesiti anlatıyor. 2.Abdülhamid Han ın 1909 yılında

bir ihtilalle düşürülmesinden sonra, Osmanlı İslam Devleti nin çatırdamaya

başladığı döneme ait bir hatırası:

Sabah namazlarını kılmak için Sultanahmet Camii ne

gidiyorum. Her sabah ne kadar erken gidersem gideyim, mihrabın bir kenarına

oturmuş olan, saçı sakalı bembeyaz olmuş ihtiyar bir adamı, ümitsizce bedbin

bir şekilde durmadan ağlarken görüyorum. O kadar ağlıyor ki, ağlamadığı tek bir

dakikaya rastlayamadım. Bunun sebebini çok merak ediyordum. Nihayet bir gün o

yaşlı zatın yanına sokuldum ve:

-Muhterem! Niye bu kadar ağlıyorsun Allah ın rahmetinden

bir insan bu kadar ümitsiz olur mu

Dedim.

Yaşlı gözlerle bana baktı ve:

-Beni konuşturma! Neredeyse kalbim duracak!

Dedi.

Ben anlatması için çok ısrar edince başından geçen olayı

ağlaya ağlaya şöyle anlattı:

-Efendim, ben Abdülhamid Han cennetmekânın devrinde

orduda bir binbaşıydım. Emrim altında olan bir tabur vardı. Bu askeri görevime

annemin ve babamın vefatına kadar devam ettim. Fakat onlar vefat edince istifa

etmek istedim. Çünkü memleketimizde bir hayli servetimiz vardı. Bu mal ve

mülkün başında durmak, onların çarçur olmaması için gerektiği şekilde

ilgilenmek gayesiyle, bir istifa dilekçesi yazıp kumandanlık makamına

gönderdim. Dilekçemde dedim ki:

-Annem de babam da vefat etti. Falan yerde mağazalarımız,

filan yerde gayrimenkullerimiz vardır. Netice itibarıyla bunlarla ilgilenecek,

ticari işlerin yürümesi için mağazaların başında duracak bir nezaretçiye

ihtiyaç vardır. Bu vesileyle şayet kabul buyurulursa, görevimden istifa etmek

istiyorum.

Bu dilekçeyi yazdıktan bir müddet sonra, kumandanlıktan

bir yazı geldi. Heyecanla gelen mektubu açtım ve okudum. Orada istifamın kabul

edilmediği yazılmıştı. Bir anlam veremedim. Bu sefer bir üst kumandanlığa aynı

dilekçemi gönderdim. Fakat bu sefer de bizzat Hünkar dan red cevabı geldi.

Bunun üzerine bizzat Sultan ın huzuruna çıkıp, kendisiyle

şifahi olarak görüşüp istifamı vereyim diye düşündüm.

2. Abdülhamid Han gerçekten çok celadetli bir padişahtı.

Ben yaveriyle görev icabı uzun zaman bir yerde kalmıştım. O, Sultan ın

hallerini bize anlatırken:

-Abdülhamid faytonda giderken faytonun sağında ve solunda

bulunanlar neredeyse nefes almaya bile korkarlardı, derdi. Efendim Allah ona

rahmet eylesin, Abdülhamid Han evliyaullahtan bir zattı.

İşte ben durumumu anlatmak için bizzat o celadetli ve

haşmetli Padişah ın huzuruna çıktım ve:

-Hünkarım, sizden istifamın kabulünü rica edeceğim,

durumum ise böyleyken böyle!..

Diyerek istifa sebebimi anlattım. Bunun üzerine bir

müddet derin derin düşündü. Yüzündeki ifadeden istifa etmemi istemediğini

anlıyordum. Ben bunu sezince istifa konusunda biraz daha ısrarcı oldum.

Abdülhamid Han, benim böyle ısrar ettiğimi görünce, bakışlarını bana çevirip,

öfkeli bir tavırla ve sanki beni elinin tersiyle iter gibi hareket yaparak:

-Haydi, seni istifa ettirdik!

Dedi. Tabii ben istifamın kabul edilmesi sebebiyle çok

sevindim. Ve hiç vakit kaybetmeden memleketime dönüp işlerimin başına geçtim.

Uzun yıllar rahat ve huzur içinde hayat sürdüm. Derken bir gece müthiş bir rüya

gördüm:

Mana aleminde, bütün ordular bir araya toplanmış teftiş

ediliyordu. Küffara karşı son savaşı vermek üzere, memleketin şarkında ve

garbında bulunan tüm orduları bizzat Peygamber Efendimiz teftiş ediyordu.

Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam, Yıldız Sarayı nın önünde duruyor, bütün İslam

orduları Efendimizin huzurundan geçerek büyük bir disiplin içerisinde teftiş

veriyordu. O esnada orada Osmanlı padişahlarının ileri gelenleri de vardı.

Fatih, Yavuz, Kanuni gibi. Sultan Abdülhamid Han ise, edebi hürmetle,

kemerbestei ubudiyetle, Kainatın Efendisi nin hemen arkasında duruyordu. Bütün

ordular huzurdan tek tek geçiyordu. Derken sıra, benim istifa etmeden önce komutam

altında bulunan taburuma geldi . Fakat birliğin başında kumandanı olmadığı için

askerler darmadağınıktı.

Bu hali gören Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam,

Abdülhamid e dönüp:

-Ey Abdülhamid! Bu ordunun kumandanı nerede !.

Buyurdu. Bunun üzerine Sultan Abdülhamid, mahcup bir

halde başını önüne eğmiş olarak, hürmeti edeple Efendimize:

-Ya Resulallah! Bu ordunun kumandanı istifa etti.

Defalarca reddetmemize rağmen çok ısrar ettiği için biz de onu istifa ettirdik.

Dedi.

Bunun üzerine Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam elinin

tersiyle bir işaret yaparak:

-Senin istifa ettirdiğini, biz de ümmetlikten istifa

ettirdik.

Buyurdu.

Yaşlı gözlerle bunu anlatan ihtiyar adam bana döndü;

-Söyle bakalım, bunu duyduktan sonra ben ağlamayayım da

kim ağlasın

Ve Mehmet Akif, sonradan Sebilürreşad dergisinde de

anlattığı gibi sözlerini şöyle bitiriyordu:

Yaşlı adam ağlamasına, inlemesine devam etti. Derdi

büyüktü. Sessizce yanından uzaklaştım. Zaten başka da yapabileceğim bir şey

yoktu. Zira bu yaşlı adam, tesellisini Peygamber Efendimiz den bekliyordu.

Pişmanlığının ve tevbesinin kabul edildiği müjdesi gelmeden belli ki ağlaması

inlemesi dinmeyecekti

İnsan nasıl duygulanmaz!

Dünya Müslümanlarının yurtları gene yangın yeri, tıpkı o

günler gibi.

Müslümanlar gene cihad etmek zorunda, tıpkı o yıllar

gibi.

Cihada karşı bir yılgınlık var, tıpkı o zamanlar gibi.

Ve biz Merhum Mehmet Akif Ersoy u kürsüsünün dibinden

adeta tekrar dinliyoruz. O günkü söylediklerini bugünkü Müslümanlara

söylüyormuş gibi

Yanımızda bulunan Kasatamonu nun çiçeği burnunda İl

Başkanı Yüksel Canpolat kardeşim ile o gün hep bu duyguyu konuştuk, soluduk.

Ziyaret ettiğimiz kardeşlerimize de aynı duyguları

aktarmaya çalıştık.

 DÜŞÜN

Düşün, nasıl bir kıvılcım çaktı,

Bu hatıraları okumandan

İstifa edip kendini yaktı,

Cihadla görevli o kumandan!..