Cihad: Cehennemden kurtaracak bir ticaret

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, dünya ve ahiret saadetimiz için İslam’ı bir

nizam olarak gönderen, hesap gününün sahibi Allah (c.c)’a hamd, muallimimiz,

liderimiz, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya salât ve selam olsun.

İnsan, Allah’ın yeryüzündeki halifesi ve kuludur. İnsan bu

sıfatlardan kaçamaz, kurtulamaz. Çünkü ona bu sıfatları veren Allah’tır. “Sizi

yeryüzünün halifeleri kılan, size verdiği (nimetler) hususunda sizi denemek

için kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan Allah’tır…” (Enam: 165) Kulluk

insanın yaratılış sebebidir. Çünkü Allah insanları ve cinleri kendisine kulluk

etmeleri için yaratmıştır. “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk

etsinler diye yarattım.” (Zariyat: 56).

İnsanın Allah’tan kaçması, hesabından kurtulması mümkün

değildir. İnsan sadece kaçtığını ve kurtulduğunu zanneder. Ancak onun bu zannı,

kuru bir oyalanmadan başka bir şey değildir. Kıskıvrak yakalandığı gün,

gerçeklerle yüzleşecek, zavallılığını ve acizliğini itiraf ederek kaçacak yer

arayacak ve fakat bulamayacaktır.

Gerçek, Allah’ın sünnetidir. İlim ise Allah’ın sünnetinin

kaideleridir. Kimse gerçekten kaçamaz.

İnsanlık olarak idrak etmemiz gereken şey, yeryüzündeki

hayatımızın ebedi olmadığıdır. Doğmak ve ölmek bizim elimizde değildir. Hayat

ve ölüm, bizi imtihan eden Allah’ın bu imtihan edilmeyle ilgili bir tanzimidir.

Ebedi hayat ahiret hayatıdır. Dünya hayatı, bir gaye değildir, vasıtadır. Bu

hayat ahiret hayatını kazanmanın vasıtasıdır. İmtihanı kazanmak İSLAM ile

mümkündür. İslam Allah’ın rızasıdır. İslamsız dünya ve ahiret saadeti olmaz.

Müslüman, Allah (c.c) ve Peygamber(s.a.v)’in emirlerine teslim olmuş kimsedir.

Allah ve Resulünün emir ve yasaklarına uyulmadan da Müslüman olunmaz.  Müslüman’ın temel vazifesi iman ve cihaddır.

Rabbimiz buyuruyor: “Ey iman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak ticareti

size göstereyim mi Allah’a ve Resulüne inanır, mallarınızla ve canlarınızla

Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.

İşte bu takdirde O, sizin günahlarınızı bağışlar, sizi zemininden ırmaklar akan

cennetlere, Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte en büyük kurtuluş

budur. Seveceğiniz başka bir şey daha var; Allah’tan yardım ve yakın bir fetih.

Müminleri (bunlarla) müjdele.” (Saf: 10-13) Mal ve can fedakârlığında bulunarak

Allah’ın dininin hâkimiyeti için cihad etmek Müslümanlık görevidir. İslam bir

savunma dini değildir, bilakis taarruz ve cihad dinidir. Ancak insan iman ve

cihad ile kendisini ve insanlığı cehennem azabından koruyabilir.

İman ve cihad bir mücadeledir. Müslüman’ın imanı ve cihadı,

ezelde yapılmış bir alış verişin gereğidir. Rabbimiz buyuruyor: “Allah,

müminlerden mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında

satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler.

(Bu), Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da Allah üzerine hak bir vaaddir. Allah’tan

daha çok sözünü yerine getiren kim vardır! O halde O’nunla yapmış olduğunuz bu

alış verişinizden dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten) büyük kazançtır.”

(Tevbe: 111)

Müslüman bu alış verişe sadakatinin gereğini yerine getiren

kimsedir.

CİHAD İTTİFAK HALİNDE YAPILIR

Müslümanlar tek bir ümmettir. Bunun manası tek bir teşkilat

olmaktır. Teşkilat; hak olan bir davayı birlikte yürütmek içindir. Allah hak

batıl mücadelesinde Müslümanların tek bir ümmet olmalarını emretmiştir. Ümmet

olmak güç olmak demektir. Rabbimiz buyuruyor: “…Müşrikler nasıl sizinle

topyekûn savaşıyorlarsa siz de onlara karşı topyekûn savaşın ve bilin ki Allah

günahlardan sakınanlarla beraberdir.” (Tevbe: 36) Allah, Müslümanlara “topyekûn

mücadele ediniz” diye emrediyor. İman ve cihad, disiplin ve ciddiyet ister.

Rabbimiz buyuruyor: “Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir yapı (BÜNYANÜNMERSUS)

gibi saf bağlayarak savaşanları sever.” (Saf: 4) Bu iki ayet meali

Müslümanların ittifak halinde cihad etmelerini emretmektedir.

Müslüman, hayatını iman ve cihad esasına göre planlayan

kimse olmak zorundadır. Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor: “Mekke fethinden sonra

artık hicret yoktur; fakat cihad ve niyet vardır. Allah yolunda cihada

çağırıldığınız zaman hemen katılın.” (Buhari ve Müslim)

Müslüman hiçbir şeyi, iman ve cihadın önüne koyamaz. Koyarsa

belasını bulur. Rabbimiz ihtar edip uyarıyor: “De ki: Eğer babalarınız,

oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar,

kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size

Allah’tan, Resulünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık

Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fasıklar topluluğunu hidayete

erdirmez.” (Tevbe: 24) Bu ayet, sayılan hususları Allah ve resulünün emirlerini

dinleyip Allah yolunda cihad etmenin önüne geçirmeyi ilahi gazaba müstahak

işler olarak ilan etmektedir.

İman ve cihad ile ilgili ayet ve hadisler okunduğunda

hayatımızın iman ve cihaddan ibaret olduğu açık bir şekilde görülecektir.

Peygamberimiz bizleri uyarıyor: “Canımı gücü ve kudretiyle elinde tutan Allah’a

yemin ederim ki, ya iyilikleri emreder ve kötülüklerden nehyedersiniz, ya da

Allah kendi katından yakın zamanda üzerinize bir azap gönderir. Sonra Allah’a

yalvarıp dua edersiniz ama duanız kabul edilmez.”  (Tirmizi: Fiten 9)

İman ve cihad İslam ile insan arasına konulmuş bütün batıl

şeyleri ortadan kaldırmak, İslam’ı fert, toplum ve kurumsal olarak yaşanılır

bir düzen olması için yapılan çalışmalardır. İçinde bu gayeyi barındırmayan

faaliyetler Allah yolunda yapılan çalışmalar olarak değerlendirilemez.  Ebu Musa Abdullah b. Kays El-Eş’ari (r.a)

anlatıyor: Resulüllah (s.a.v)’a: Biri cesaretini göstermek, diğeri milletini

korumak, öteki kendine yiğit adam dedirtmek için savaşan kimselerden hangisi

Allah yolundadır diye soruldu. Resulüllah (s.a.v) şu cevabı verdi: “Kim,

Allah’ın kelimesi (Kur’an ve İslâm) en üstün (hâkim olan nizam) olsun diye

mücadele ediyorsa, o Allah yolundadır.” (Buhari: Cihad 15, Müslim: İmare

150-151) 

BU GERÇEK BUGÜN NEREDEDİR

Bu gerçeği bugün ülkemizde Milli Görüş temsil etmektedir.

Erbakan hocamız hep şunları söylemiştir: “Biz siyaset yapmıyoruz cihad

ediyoruz.” Bu hareketin başına gelenler, yukarıda zikredilen gerçekleri temsil

etmesindendir. Bir hadisi şerifte peygamberimiz şöyle buyurmaktadır: “Allah,

iyiliğini dilediği kulunun cezasını dünyada verir. Fenalığını dilediği kulunun

cezasını da, kıyamet günü günahını yüklenip gelsin diye, dünyada vermez.”

“Mükâfatın büyüklüğü, belanın şiddetine göredir. Allah, sevdiği topluluğu

belaya uğratır. Kim başına gelene rıza gösterirse Allah  ondan hoşnut olur. Kim de rıza göstermezse,

Allahın gazabına uğrar.” (Tirmizi: Zühd 57)

Milli Görüşün metodu ikrah değil; ikna metodudur. Bunun için

Milli Görüş şuurana sahip herkes 1- İslam’ın anlatılması ve teklif edilmesi, 2-

İslam’ın tanıtılması, 3- İslam’ın öğrenilmesi ve öğretilmesi, 4- Siyasi

şuurlandırma görevleri bir ibadet aşkıyla yerine getirmektedirler.

Milli Görüşçüler dünyalarını ahretleri için satmış

kimselerdir. Rabbimiz emrediyor: “O halde, dünya hayatını ahiret karşılığında

satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür

veya galip gelirse biz ona yakında büyük bir mükâfat vereceğiz.” (Nisa: 74)

BAHANE ÜRETMEK

Şuurlu bir Milli Görüşçü kendisine tevdi edilen her hangi

bir görev için bahaneler üretmez. Zamanım yok, boş vakti olanlar yapsın, benim

fıtratım bunları yapmaya müsait değil, gezemem, gidemem, kariyer yapıyorum,

ilgilenemem, benimle olmaz, onunla olmaz, filanla olur, buna ne gerek var, biz

bu faaliyetin burada yapılmasına gerek görmüyoruz, yaptık da ne oldu gibi

bahaneler ileri süremez. Dünyasını farz olan cihadın önüne koyamaz.

Peygamberimiz nasiha ediyor: “Dünya tatlı, göz kamaştırıcı

ve çekicidir. Allah onu sizin kullanmanıza verecek ve nasıl davranacağınıza

bakacaktır. Dünyaya aldanmaktan sakının. Kadınlara kapılmaktan korunun. Çünkü

İsrailoğullarında ilk fitne kadınlar yüzünden çıkmıştır.” (Müslim: Zikir 99)

Rabbimizin şu ayetlerinden dersler çıkarabilirsek yolunda

cihad etmede bahaneler üretmeyiz. Rabbimiz buyuruyor: “(Ey müminler!) Gerek

hafif, gerek ağır olarak savaşa çıkın, mallarınızla ve canlarınızla Allah

yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Eğer yakın

bir dünya malı ve kolay bir yolculuk olsaydı (o münafıklar) mutlaka sana uyup

peşinden gelirlerdi. Fakat meşakkatli yol onlara uzak geldi. Gerçi onlar,

“Gücümüz yetseydi mutlaka sizinle beraber çıkardık” diye kendilerini helak

edercesine Allah’a yemin edecekler. Hâlbuki Allah onların mutlaka yalancı olduklarını

biliyor… Allah’a ve ahiret gününe iman edenler, mallarıyla canlarıyla

savaşmaktan (geri kalmak için) senden izin istemezler. Allah takva sahiplerini

iyi bilir. Ancak Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, kalpleri şüpheye düşüp,

kuşkuları içinde bocalayanlar senden izin isterler… Onlardan öylesi de var ki:

“Bana izin ver, beni fitneye düşürme” der. Bilesiniz ki onlar zaten fitneye

düşmüşlerdir. Cehennem, kâfirleri mutlaka kuşatacaktır. Eğer sana bir iyilik

erişirse, bu onları üzer. Ve eğer başına bir musibet gelirse, “İyi ki biz daha

önce tedbirimizi almışız” derler ve böbürlenerek dönüp giderler. De ki:

Allah’ın bizim için yazdığından başkası bize asla erişmez. O bizim mevlamızdır.

Onun için müminler yalnız Allah’a dayanıp güvensinler. (Tevbe: 41-51)

İnsanların en üstünü kimdir sorusuna Peygamberimiz: “Allah yolunda canıyla ve

malıyla cihad eden kimse” cevabını vermiştir vesselam.