Yüzleri değil özleri bile güldüren çiçek.
Bir dağ yamacında, serin bir kayanın dibinde, şırıl şırıl
akan derenin kenarında önce havaya sonra güneşe, sonra insanlarla beraber bütün
dünyaya gülse sonra da solsa görevini yerine getirmiş olur.
Aynı çiçek, tasmalı köpekler gibi güneşe cam ardından baksa,
pahalı koltuklara yaslansa, kimyasal gübrelerle beslense, ısısını kaloriferden
alsa, yine de gülleriyle bizi güldürür.
Çiçek, çevresinden şikayette bulunmaz.
“Ben ne çiçekler açardım ama “yerim dar, yenim dar” demez.
Bulunduğu çevrenin imkanlarını olumlu yönde değerlendirir.
Özünde var olanı bir şekilde dünyanın güzelleşmesi için
sunarken, neslinin devamı için tohumlarını döker.
Ne havasının darlığından, ne ayarsız kalorifer sıcağından,
ne kimyasal gübrelerinden şikayet eder.
Şikayet, çare üretmeyenlerin, bahanelerle işini
çoğaltanların kokmuş, çürük sakızıdır.
Gölde çürüme, çölde kuruma tehlikesiyle karşılaşsa da,
kendini korumak için dal ve yapraklarından azaltma meydana getirse de çiçek ve
tohumunu çıkarmaya ve hayata gülmeye devam eder.
Kuru dalları taçlandırır, kurak yerleri süslendirir.
Aldıklarını en güzel şekilde geri verir.
Ne başı dumanlı dağlarda aldığı temiz havayı, ne de
bereketli topraklardan aldığı gıdayı anlatarak etrafına hava atar.
Rahmeti de bereketi de güle dönüştürür ve gözlerden
gönüllere gül fidanları dikmeye devam eder.
Tavşanın kığısını alır, iç dünyasında güzel kokuya
dönüştürür ve sümbül kokusu olarak sunar.
Bir ayının kırdığı dalının en ince lifiyle de gülünü
gözetir, acısını içine atar ve etrafına hiç bir şey olmamış gibi gülümser.
Ne ayıdan, ne gölden, ne de çölden şikayet eder.
Kendi ailesinden olan çiçeklerin yardıma gelmemesinden
dolayı onlara gönül koymaz.
Tek başına da olsa görevini yapmaya devam eder.
“Açarlarsa açarım, kaçarlarsa kaçarım” demez.
Kendisini bir keçi yese, keçide süt olmanın, oğlakta gıda
olarak görünmenin sevincini yaşar.
Yerini yurdunu ateşe verseler, toprağa gizlenen
tohumlarından ve köklerinden yeniden dirilir ve eskisinden daha gür olur.
Sevenlerini üzmemek için üzerinde yangın isi, yüzünde yas
olmaz.
O, yine de gülmeye ve güldürmeye devam eder.
Her varlık gibi onun da gizi vardır ama gizlediği yoktur.
Cimri, içinden pazarlıklı ve sinsi değildir
Yanlış iş yapmamıştır.
Kimse onun rakibi değildir.
O, kendi görevini yerine getirme yarışındadır.
Sorumlu olduğunun bilinci içinde olduğundan sorun çıkarmaz.
Arıya bal, kelebeğe renk katarken sineklere de güzel koku
sıkar ve belayı başından iyilikle defeder.
Ne fotoğrafçı ve ressam karşısında kasılır, ne de
laboratuvarda derinliğinin sonuna varılır.
Herkes ve her şey ondan gücü oranında nasibini alır.
O ise hayata gülerek gelir ve gülerek geldiği yere gider.
Rabbimiz buyurur:
“Davarlarda (Deve, sığır, koyun, keçi de) sizin için ibret vardır. Onların
karınlarından, dışkı ile kan arasından içenler için, gayet kolay süt
içiriyoruz. Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden içki ve güzel rızık
elde edersiniz. İşte bunda aklını kullanan kavim için ayet vardır.” (Kur’an-ı
Kerim, Nahl süresi ayet 66-67)