CHP’de hiç “Akil insan” yok mu?

Abone Ol

Bismillâhirrahmanirrahîm!

CHP’NİN 38. Kurultayı’nın iptali için mahkemece verilen 22 Mayıs’taki “mutlak butlan” kararı sonrasında yaşananları hep birlikte takip ediyoruz. İç kavgaya dönüşen gerilim durmak bilmiyor. CHP’nin “iç meselesi” olduğu için “kim haklı” konusuna girmeyeceğim. Kendine göre en haklı olan bile, en suçlu olana karşı bu kadar sert tavır almamalı, diye düşünüyorum. Köklü bir parti, sorununu iç dinamikleri içinde çözmesini bilir.

“Cumhuriyeti kuran parti”; “asırlık parti”; “ilkeleri olan parti”; “tecrübeli parti” diyeceksiniz; sonra da içte birbirinizi yiyeceksiniz! Bilinmelidir ki, küslük, kavga, çatışma ve savaşın hiç kazananı olmamıştır. Çeşitli dozajlarda iki taraf da zarar görür. Parti de zarar görür. Seçmen, “kavgalı” bir partinin yanında durmak istemez. Birbiriyle kavgalı parti, ülkesi için çözüm üretemez.

İnsan sormadan edemiyor: Bu kadar tecrübeli(!) bir partinin içinde, tarafları itidal ve sükûnete çağıracak “âkil insanlar” yok mu? Genel başkanlık veya üst düzey yöneticilik yapanlar nerede? “Dimdik ayaktayız” deniliyor. Birbirinize karşı mı? “İktidara yürüyoruz” mesajı veriliyor. Kavga ile mi? Ayran kabartıcı bu günübirlik söylemleri geçin! Tedbir alıp kavgayı bitirmezseniz, sizin “nereye yürüyeceğinizi” millet karar verecek!

Kendi içinde “kavgalı”, “iki başlı” parti Türkiye’yi birleştirebilir mi? “Geniş cephe” diyerek “genişleme” olmaz. Yargıdan önce kendinizi hesaba çekin. Hatalarınızla yüzleşin! Anlık söylemler yerine, “kalıcı çözümler” üretin. Ağız dalaşıyla bir yere varamazsınız!

YÜZLEŞME VAKTİ

SİYASİ partilerin Türkiye’yi daha ileri götürmek için yarışmalarını; milletimizin inancı, tarihi ve kimliğiyle “barışık” olmalarını isteriz. CHP’nin de yaptıklarıyla yüzleşmesi, daha doğru adımlar atması arzumuz! “Siyasette 24 saat uzundur” gerçeği ortadayken; seçimlerden 3 sene önce cumhurbaşkanı adayı belirlenmesinin “çok yanlış” olduğu yaşanarak görüldü.

Bazı siyasiler, sanki 2017’de Başkanlık Sistemi’ne geçilmemiş gibi, parlamenter sistem devam ediyormuş anlayışıyla çalışıyorlar. Başkanlık Sistemi öncesi, bu sistem kabul edilirse, cumhurbaşkanının krallardan, padişahlardan daha büyük yetkilerle donatılacağı konuşuldu. Öyle de oldu. Böyle olmasaydı, yöneticiler şafak operasyonlarıyla bu kadar çok gözaltına alınabilir miydi? Yargı kararı beklenirdi. “Dediğim dedik” anlayışı yürürlükte!

Bazıları “ikinci”, “yeni”, “yedek” parti görüşünü seslendiriyor. Yaşadıklarından ders almayacaklar mı? Hiçbiriniz Ecevit kadar karizmatik değilsiniz! Ecevit’in DSP’sinin bile durumunu görmüyor musunuz? AKP öncülüğündeki Cumhur İttifakı içinde kayboldu. Şimdiden, içinizdeki bazılarını AKP’nin kucağına itiyorsunuz!

Son yerel seçimlerdeki yüzde 37’lik oy oranıyla övünüyorlar. O oyların bir kısmı AKP’ye “uyarı için”, “emanet” olarak verilmişti. O seçimde, MHP kökenli öğretmen komşum oy kullanıp dönerken şöyle demişti: “Hayatımda yapmadığım bir şeyi yaptım; CHP’ye oy verdim.” O seçimler öncesi, seçimin nabzını tutmak için farklı partilerden 25 kadar seçmenle telefonlaştım. Saadet Partisi vurgusu yaptım. Çoğu, “Sizi biliyor, Saadet Partisi’ni seviyoruz. AKP’ye uyarı için CHP’ye oy vereceğiz” dediler.

ARINMA ZAMANI

“MUTLAK butlan” kararından sonra CHP iki başlı hale geldi. Butlan’a gerekçe yapılan 38. Kurultay’da delegenin “para ve makam vaadiyle avlandığı” iddiaları sebebiyle, “siyasetteki kirlilik” ve “bunlardan arınma” yolları siyasiler arasında ve medyada çok konuşuldu. Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, 3 Haziran 2026 günü yaptığı TBMM’deki Grup Toplantısı’nda konuya geniş yer ayırdı.

Sayın Arıkan, konuşmasında, sadece belli bir kesimin arınması yetmez; topyekûn siyasetin, topyekûn bu sistemin arınması gerekir, diyerek özetle şu görüşleri seslendirdi:

“*Siyasetin üzerine çöken kirli gölgeyi, menfaat ilişkilerini, liyakatsiz kadrolaşmaları, kökünden kazımadan bu ülkeye huzur getiremezsiniz! Mesele arınmaysa, sadece belediyelerin arınması yetmez. Bakanlıkların da arınması şarttır.

*Devletin en mahrem, en kritik makamlarının ihale baronlarından, akraba kayırmacılığından temizlenmesi şarttır. Vatandaşı tepeden bakan, devleti kendi mülkü sanan, liyakati değil, sadakati ölçü alan hantal ve kirli anlayışın bürokrasiden sökülüp atılması şarttır. Asıl önemli olan, yargının arınmasıdır.

*Adalet, mülkün temeli olmaktan çıkarılıp güçlünün kalkanı haline getirildiği bir düzende arınmadan bahsedilemez.

*Medyanın, iş dünyasının, gazeteciden siyasetçiye tüm kamunun arınması şarttır. Biz, ‘Benden olan temiz, benden olmayan kirli’ diyen ikiyüzlü siyaseti reddediyoruz. Temizlik başlayacaksa, samimi ve tepeden tırnağa olmalıdır.”

Millî Görüş partileri, belediyelerde, hükûmetlerde söz sahibi olduğu dönemlerde “temiz siyaseti” gerçekleştirdiler. Milletin malına sahip çıktılar. Yolsuzluğa fırsat vermediler.