Çeyrek Yüzyıllık Muhasebe

Abone Ol

“Yürü yürü yollar senindir/ Zulmü kaldırıp atacak eller senindir” diye bir ezgi vardı. Bir zamanlar şimdi iktidar nimetlerinin her birini ayrı ayrı tadan arkadaşlarımızla beraber söylerdik. Her eylemde, her gösteride, zalimlere karşı yapılan her mitingde. O zaman ne makamları vardı ne paraları ne de yazlarını İslami otellerde geçirme planları vardı. Bir zulüm oldu mu, Çeçenistan denildi mi, Bosna denildi mi, Afganistan denildi mi, Filistin mi denildi mi tüm yüreklerini ortaya koyarak beraber sesimizin yettiği gücümüzün bittiği noktaya kadar zalime zalim derdik. Üzerimizden bir 28 Şubat geçti, sonra da bazı arkadaşlar yeni yelkenlilere doğru yol aldı.
Şimdi yaşanılanları anlamak için geçmişi iyi anlamak ve analiz etmek gerekir. Necmettin Erbakan Hoca’yı yarı yolda bırakanların siyaset sahnesine girerken ABD’deki Siyonist lobilerden destek aldığını bilmeyen yok. Fazilet Partisi’nde “gelenekçi/yenilikçi” ayrımının bir Siyonist plan olduğunu inkâr edecek yok. Fazilet Partisi kongresinde ikinci liste olarak çıkan “yenilikçilerin” söylemlerini unutanlar varsa da hatırlatalım: “Bizim için ortada bir mağlubiyet var, bunu kabul etmemiz gerekir. Bir Batı medeniyeti var, bir de bizim başından beri ileri sürdüğümüz tezler var. Bence bu hüzünlü bir yolculuk, ortada açıkça bir mağlubiyet var.”
Daha sonra bu yenik zihniyet sahipleri AKP diye bir parti kurdular; bunların iktidara getirilmesi için ülkede erken seçimlere gidildi, sonuç 3 Kasım 2002’den beri de iktidardalar. İktidara gelir gelmez yaptıkları ilk faaliyet Irak işgalinde Amerika’ya yardım etmek oldu. Erbakan Hoca’mızın ısrarlı uyarılarına rağmen ülkemizi vahşi kapitalizmin kucağına atarak milletimizi küresel sermayeye köle yaptılar. Avrupa Birliği aşkı ile bakanlık dahi kuran “yenik zihinliler” ailemizi parçalayacak, sosyal yapımızı bozacak her kanunu torba torba Meclis’imizden geçirdiler. AKP’ye verilen en büyük görev Millî Görüş’ün önünü kesmesi, Meclis’te temsil edilmesini engellemesiydi. Bu görevi en başarılı icraatı oldu.
Yüz yılımızda Millî Görüş kadroları olan Saadet Partisi’nin Meclis’ten uzak tutulması, günümüzde ülkemizde yaşanan krizlerin, yangının temelidir. Ülkemizde ahlak yapımız başta olmak üzere her alanda krizler mevcut. Her gün başka “Bu da olmaz, artık” dediğimiz olaylarla karşılaşıyoruz. “Bu da olmaz” dediğimiz her şeyin daha fazlasının “olabilir” olduğu bir ülkedeyiz artık.
En güçlü kurumumuz dediğimiz ailemiz paramparça, masum çocuklarımızın suç işleme oranları artmış, mahkemeler var olan dosyalar sebebiyle işleyemeyecek konumda, şehirlerimiz yaşanmaz durumda. AKP iktidarı ülkemizi yaşanmaz hale getirdi. En çok zarar verdiği, nokta isminde olan “adalet” sistemimizi bozmak oldu.
Günümüz dünyasında hâlâ zulmün, sömürünün, kavganın, kargaşanın, ekonomik ve sosyal krizlerin olmasının sebebidir bu yenilmiş zihinler yüzündendir. Bu yenilmiş zihinler ülkemizi ve ümmeti günümüzdeki noktaya getirdi. Türkiye’den neşet etmiş tek görüş olan Millî Görüş’ü böldüler; milletimizi aileler içinde bile parçaladılar, komşuyu komşuya, babayı oğula, anneyi kızına düşman ettiler.
Önce Avrupa Birliği kapısında milletimizin enerjisini boşa harcadılar, ekonomide vahşi kapitalizmin kucağına attılar; şimdi milletimiz can çekişiyor. Bunların muhasebelerini yapmadan Gazze’deki soykırıma dur denilemez.
Ahiret gününde hesap vereceğine inanan kişiler son çeyrek yüz yılımızın muhasebesini yapmazlarsa ahiretteki hesaplarının çetin olacağını hatırlatalım. Erbakan Hocamız, “AKP’ye oy vermek demek İsrail’e ve ABD’ye oy vermek demektir, AKP’yi Siyonizm kurdurdu.” diye uyardıkça makam elde etmek, ihale kapmak uğruna gidenler şimdilerde “Kahrol İsrail!” demeden önce bir tövbe etmeliler.
Erbakan Hoca’mızın ömrünün son günleri Siyonizm’in kurdurduğu iktidarla mücadele ile geçti. “Sen AKP’ye hizmet ediyorsun, AKP de dünya Siyonizm’ine hizmet ediyor. Dünya Siyonizm’inin bütün insanlığa yapmış olduğu zararlardan, zulümlerden bir misli de senin defterine yazılıyor. Bu zararın altından kalkamazsın, kendine gel arkadaş!”
Ülkenin yarısından fazlası sağlam tövbe etmelidir. Yarın öbür gün ellerinden gidecek makamlarını kaybetmek korkusundan kurtularak Allah’a verecekleri hesabı düşünmelidirler. Yoksa ne kendi ahiretlerini ne de dünyalarını kurtarabileceklerdir. Bunun yanında bu dünyadan “kazanım” olarak ahirete götürecekleri “Müslümanların ve masumların vebali” olacaktır.
Bir zamanlar “Yürü yürü yollar senindir/ Zulmü kaldırıp atacak eller senindir” diye beraber ezgileri söylediğimiz eski arkadaşların şimdi elleri zulmü kaldırıp atacak kadar kuvvetli. Onlardan, tarih önünde zalimi tutup atmalarını bekliyoruz.