Yıllardan beri çevre kirliliği ile mücadele edip duruyoruz. Konuyla alakalı bakanlık tesis edilmesi de meseleyi hâl için yeterli olmadı. Öyleyse bu yolda başarılı olabilmek için başka yöntemlere ihtiyaç vardır.
Bu yazımızda, fazla ışığın da çevreyi kirleten faktörler arasında olduğu konusu üzerinde durmak istiyoruz.
Fizik derslerinden öğrenmiş bulunuyoruz ki ışığın kaynağından çıkan ışık huzmeleri (demet) nesnelere çarpar. İnsan ve diğer canlılar da bu nesnelerdendir. Dolayısıyla sene ortalaması olarak günde 12’şer saat aldığımız güneş ışınları diğer birçok canlı ile birlikte tüm insanları etkilerken bir de gecenin uzun bir bölümünü suni ışığın altında geçirmek insan bünyesini de etkilemekte, hatta yıpratmaktadır.
Kur’an-ı Kerim Nebe’ Suresi 9. ayetinde Canab-ı Hakk’ın: “Geceyi sizin için elbise yaptık” buyurması karanlığında güneş ışınlarından korunmuş olmamıza delalet etmektedir. Ancak gerek evlerimizde ve gerekse parklarda veya mesire alanlarında saat 12’lere kadar ışık altında vakit geçirmemiz bünyemizin karanlıkta dinlenerek rehabilitasyon geçirmesine (yenilenmesine) engel olmaktadır.
Bu nedenle zamansız aydınlatma veya fazla ışıklandırma çevre kirliliği olmaktadır. TUBİTAK Ulusal Gözlemevi (TUB) Başuzmanı Dr. Tuncay Özışık ışığın bu kirliliğine işaret ederek, “Çocuklar ve gençler astronominin tabii laboratuarı olan geceleri gökyüzünün nasıl bir şey olduğunu bilmiyor” demiştir.
Vakit gazetesinin 9 Temmuz 2008 tarihli haberine göre ışık kirliliği kaynaklarını, “Yanlış yerde, yanlış zamanda, yanlış miktarda ve yanlış yönde park, bahçe ve spor alanları aydınlatmaları, turistik tesislerin ve bunların dış cephe aydınlatmaları, reklâm panoları, güvenlik amaçlı aydınlatmalar ve evlerden taşan ışıklar” şeklinde sıralayan Özışık, “Işık üretilirken kömür, petrol ve su gibi tabii kaynaklar kullanıldığı için boşa giden ışık tabii kaynakları da boşa harcamak demektir” diye konuşmuş, yani ışık israfına dikkat çekmiştir. Ayrıca Özışık, “Fazla ışıklı ortamlarda özellikle insan gözünün görme yeteneğinde azalma olduğu biliniyor” demiştir. Özışık, “Bazı çalışmalar geceleri aşırı ışıklı ortamlarda çalışan kadınlarda meme kanseri görülme sıklığında artışlara işaret etmektedir. Gece ışıklı ortamların çocuklarda uyku bozukluklarına sebep olduğu, biyolojik ritimlerinde bozulmalara yol açtığı ispatlanmıştır” diyor.
TUBİTAK Ulusal Gözlemevi Başuzmanı Dr. Tuncay Özışık’ın bu açıklamalarından sonra camilerde fazla ışıklandırmanın israftan öte cemaat ve görevliler için zararlı olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliriz. Müftülük yaptığım Göynük’te açık havalarda, akşam namazlarında, camilerde ışıkların yakılmasını yasaklamış ve bazı camilerde yaptığım incelemelerde büyük tasarruf sağlandığını tespit etmiş ve bazı imamları da ödüllendirmiştim. Sonradan TDV Yayınları’ndan Peygamberimizin Örnek Hayatı adlı kitapta Peygamberimizin Medine mescidini sadece yatsı ve sabah namazı vakitlerinde aydınlattığını görünce yaptığım uygulamanın çok haklı olduğu moraliyle bazı itirazlara aldırış etmeden Kaynaşlı ve Malkara ilçelerinde de aynı uygulamayı devam ettirdim.
Mihrapların üstündeki ışığa ilaveten sağ ve solunda ışıklandırma yapılması hem imamın ve hem de onu aşır okurken, tespih çekerken gözlemek durumunda olan müezzin ve cemaatin görme kabiliyetlerini zayıflatacağı aşikârdır. Ampul ışıklarının yüzde 25 ısı yaptıkları da bilindiğine göre ışıkları çoğaltarak ortamı ısıtmak, sonra da klimaları çalıştırmak ikinci bir israf olarak ortaya çıkar.
Bazı camilerde caminin ortasına sarkıtılmış büyük avizelerin ışıklarının özellikle mahfelde namaz kılan cemaatin gözlerini olumsuz bir şekilde etkileyeceği dikkate alınarak orta avizelerin ona göre ayarlanması gerekmektedir.