Cercle dOrient varsa, Sinan yok mu?

Abone Ol

Yeniden küllerinden doğdu!

Bu başlığı birinci sayfalarına yazan gazetelerin bir tek hedefleri vardı.

Emek sinemasına hasretlerinin bittiğini ilan değildi bu.

Yakın oldukları iktidarın bir icraatını öğmek görevlerini yerine getiriyorlardı. Hem de en hatasız haber yazım usülleriyle.

Dünyadaki örnekleri tek tek incelendi.

İddialılar yani.. Hata yapmadık diyorlar. Özel bir laboratuar, özel ekipler, özenle tadilat Zaten özenle sökülmemiş mi idi 10 saniyede bir resim çekildiğine dair ifadeler de kayıtlarda

Demircan, yapım sürecinde haftanın her günü uğrayıp, çalışmaları yerinde gördüğünü söylüyor.

Beyoğlu Belediyesi nin sayın Başkanı ndan söz ediyor olmalılar. Tv kanallarının yalamalı konular yorumcusu babasını, ya da Eşkiya lı filmlerin uyuşturucu tüccarı rolündeki Ağbi Demircan ı kastetmiyorlardır herhalde. Çalışmaları yerinde görmenin belediye başkanlarının görevleri arasında sayılıp durduğunu da biliriz yurttaşlık Bilgisi kitaplarında

Tarihi bina dört yıl sonra yeniden aslına uygun olarak İstiklal Caddesi nde hayat buldu.

Küllerinden doğmanın Türkçesini böyle yazmışlar. Vurguladıkları dört yıl, sizin de dikkatinizi çekmiş olmalı. Birinci Cihan Harbi nin süresi kadar bir zaman dilimi.

Üç kere 4 okumalarına bir 4 de üniversitelerde ekleyenlerin, hatıralarını, küllerinden doğdurulmuş bir Emek sinemasıyla canlı tuttuklarını bir düşünürseniz, övgünün olmuşluğuna dahi hüküm verebilirsiniz. Hatta geriye döner, Demircan a haksızlık mı yaptım acaba sorusunu sorarsanız kendinize.

Yapım sürecinde, haftanın her günü uğrayıp, çalışmaları yerinde gördüğünü

Söylüyor, oğlu söylüyor!

Hafta dediğin 7 gün. Haftanın her günü 7 gün demek ise Neden ayın her günü demedikleri, neden yılın her günü demedikleri, girişte söylediğimiz hatasız haber yazımı usüllerine uymadığındandır.

Bir Demircan düşünün ve oturun hesap edin. 4 yılda kaç hafta var. O haftalarda kaç tane her gün var. Sonra da hak verin, buraları yazarlarken Demircan ın gözleri doldu ara başlığını atmalarına..

Ya neresi dolacaktı

Gibi bir muhalif soruyu akıllara düşürmemin ne yeridir, ne de zamanıdır. Kanunisani Aralık ayı geride kaldı. Zira ocak ayındayız.

Ancak, gözleri ne zaman doldu, sorusuna cevap arama hakkımız vardır. Bu hakkımızı da hemen kullandırıyorlar bize, yakın gazetenin habercileri.

İki ay sonra kapılarını açacak Emek Sineması nı, çocuğum gibi diye tanımlıyor.

Kaç çocuğu vardır bu Demircan Başkan ın İtirazlı sorulara hazır olmalı galiba

Baba sen, Emek Sineması nı hangimize benzettin Üzerimizdeki emeğinden dolayı mı  yaptın bu benzetmeyi

Biz de yeniden küllerimizden mi doğacağız

Yoksa, çocuğu yoksa, bir sinema nasıl tutabilir bir çocuğun yerini, eski adı melek bile olsa Tarihte bir sinemanın evlat edinilmişlik örneği var mı

Bulduğumuz, çocukların durumu değil. Gözlerin dolmasını arıyorduk. Haberde var.

Çocuğum gibi diye tanımlıyor nokta. Gözleri doluyor virgül..

Küllerinden yeniden doğan Emek sineması Demircan a gözleri dolu iken bakın neler söyletmiş. Aşk söyletir.

Gözleri doluyor, gururla şunları söylüyor: Her fırsatta ortaya çıkıp, istemiyoruz diyenler burayı gördüğünde ne düşünecekler

Bunun için mi oldu her şey

Bunun için mi döküldü bunca emek, o emek sinemasına.

Bir inat uğruna mı yani

İstanbullular neresinde bu işin

İstemiyoruz diyenlerin düşünceleri mi başkan yapmıştı Demircan ı

Ya da başkan yapanların düşüncelerinin ne olduğunu merak etmesi ayıp mı oluyor

Ah Beyoğlu, vah Beyoğlu!

Kendi yaşamayacak, ruhu yaşatılacakmış. Böyle anlamakta yalnız değiliz. Bizzat Demircan Başkan söylüyor.

Emek sineması ve 8 yeni sinema salonu ile Madame Tussauds Müzesi gibi değerlerle, Beyoğlu ruhunu yaşatmayı hedefledik.

Madame Tussauds Müzesi, Beyoğlu ruhunun neresindedir Neden duymadık şimdiye kadar. Güneşe göç var da kalan biz miyiz Seçim bildirgelerinde yazıyordular da habersiz miyiz

Araştırmalarımız sürerken, haberi yazan gazetenin en baş yazarının makalesinde bulduk Madame Tussauds izini. Cahil mi kalsaydık yani.

Hatta madem  Tussauds burada şube alacakmış! Fena mı oldu *

Karşılaştıklarında bizzat söylemiş olmalı kadıncağız. Beyoğlu na iyilik yapmak istiyordur.

Söz konusu Beyoğlu olunca, iyilik yapan yapana. Demircan Başkan ın merakını bakın nasıl destekliyor başyazarımız.

Değdi mi, entel geçinen lumpenler, kopardığınız yaygaraya

Belediye Başkanı nın lisanında İstemiyoruz diyenler, Başyazarımızın kaleminde entel geçinen lumpenler oluyor. Kasımpaşa, Galatasaray farkı böyle birşey olmalı.

Aralarında değildim istemiyoruz diyenlerin. Entel lumpen gibi kelimeler de yok bizim mahallemizde. Fakat onlardan birinin çıkıp şöyle dediğini hayal edersek, bakalım iddiacılar ne cevap verecekler.

İstemiyoruz gösterileri yapmasaydık, yaygaralar koparmasaydık, Emek böyle bir Emek mi olacaktı

Biz olmasaydık, siz bu dediklerinizi yapacak mı idiniz

Muhalif protestocuların böyle itiraz edebileceklerini tahmin ediyoruz ama biz katılıyor muyuz Hayır!

Bu noktada neden diye sormayacak bu sayfanın okuyucularından hiç kimse. Cevabı biliyorlar çünkü.

Emek Sineması nın dahil olduğu Carcle d Orient yapısı, bir Mimar Sinan eseri olmadığı için diyeceklerdi.

Mimar Sinan eseri 5 asırlık camide restorasyon rezaleti haberini gazetelerde insanlar, Emek sineması ile doyuruldukları günlerde okudular, ama okudular.

Gebze de Çoban Mustafa Camii nin erkek tuvaletine mermer kaplamalar ve pisuvarlar yapıldı.

Yapılır elbet. Ne çoban Mustafa kalmış, ne de eserine sahip çıkacak bir Mimar Sinan. Camii tuvaletleri de rant kapısı olmuşken..

Olayın gazetelere haber olup duyulmasından sonra açıklama yapmış resmi sorumlu makam sahipleri. Takılanların söküldüğünü, sıvamaların kazındığını, eserin eski haline getirilmesi için çalışmalara başlandığını açıklamışlar.

Çoban Mustafa Camiinin, şimdi açıkladıkları çalışmalara başlanmadan önceki halinden haberdar olmalarını engelleyen ne idi Öğrenmek, isteriz!

Bir sorumuz daha var: Tarihi camiler yapılırken konulmak durumunda kalınan o tuvaletler, bugün camilerden daha uzağa taşınamaz mı

Oralar da konabilir ışıklı wc levhaları, para kaçırmayan turnikeler Cami duvarına takılacaklar diye bir modern zamanlar kuralı mı var

Bir ülkede camilerimize sinema salonlarından daha fazla sahip çıkmalıyız. Çünkü o taraf artarken, bizim sayımız tartışmalara açılmaktadır. Bunu mevzubahis ettiğimiz resmi açıklamadan anlamak mümkün.

* Sabah Gazetesi- Engin Ardıç- 13 Ocak 2016

 

 

Kapalı uyuma! uyutuyorlar

Saygı eksikliği sendromu teşhisini en kolay kimlere, daha açık söylersek hangi sınıf insan türümüze koyarlar doktorlarımız

17 de 17 yapar ve şampiyon olur! diye yazarsa bir kulübün futbol kalemcileri ve bunu ne kadar taşıdıklarını bilmediğimiz utanma duygularını perdeleyerek yazıyorlarsa haber diye doktorlar teşhis koyma hakkını kullandıklarında, ne yerlerse yesinler günlerine ermişler mi diyecekler

Bir takımın 17 de 17 yapacağını söylemek, iddia etmek, 17 takıma saygısızlık, 17 takımın taraftarlarını hafife almak değilse, nedir

Ne olacak da maç sonuçları tek ihtimalin tescillenmesi olacak

17 yapılacak takımların taraftarları neden protesto etmiyorlar, futbol haberi diye böyle cilalı taş devri pazarlamacılığı yapan gazeteleri, gazetecileri Okuyucunuz olmamızın karşılığı bu mudur diye neden sormuyorlar yetkililerine

Denizli Bey in çıkıp itiraz etmesini beklerdim. Benim ihtiyacım yok bu yaldızcılara.. Karşımdaki 17 teknik adamın ne kadar 17 de 17 yapmak şansı varsa, benim şansım da o kadardır. Demedi, kulüp kalemcilerinin rüzgarına bıraktı kendini. Belki de ağır olmak istemedi, molla derler korkusundan..

Protesto yok mu futbol dünyamızda Var, üstelik yanlış uygulamalı var. Umut Bulut bir gol kaçırmış. Haydi protestoya. Gerekçeleri de süslü. Boş kaleye atamadı.

Kural şu: Bir forvet oyuncusunun atamadığı goller, attığı golleri değerli kılar. Her topu gol yaparlarsa, gol enflasyonu olmaz mı Şöyle bir maç sonucu herkesi rahatsız eder. 35-22 bitti. Hem devlete de yüktür bu durum. Sayı hakemliği okulları mı açılmalı

Bir topun gol olması için kalede kalecinin olması ya da olmaması bizim futbol tarihimizde o kadar da önemli değildir. Yoksa o protestocu seyirciler bunu bilmiyorlar mı

Kalede kaleci yoktur. Kale kendini koruma durumuna alır ve Umut Bulut vak asında olduğu gibi topu gol olarak kabul etmez.

Kalede kalecinin olduğu anlarda gol olmaz diye bir kaide yok. Bazen kaleler de yanılıyorlar, koruyucu kalecinin kolunun kısalıverdiği durumlarda topu gol olarak kucaklarında buluyorlar.

Bugün yazmak istediğimiz futbol konularından biri de transfer bereketi günleri üzerinedir.

O 17 takımdan birinde öne çıkan, adını duyuran, seyircisine zevk veren, istikbali parlak görülen bir futbolcu mu var Başlıyorlar yazmaya. Sanırsınız ki Onasis ten ticaret öğrenmişler.

Filan oyuncuyu filan takım alacak!

O oyuncuyu yetiştiren kulüp de umutlu. Borçlarımızın bir kısmını öderiz hesabındalar. Yapılacak 17 takım arasında gösterildiklerinden şerefli Türk medyasınca, seyirciden gelen kendi masraflarına yetmemekte.

Görüşmeler sürüyor. Bir gün, iki gün, üç gün Artık transfer mevsimi kapanmak üzere.

En son şu haberdir okuduğumuz. Alıcı kulüp alışverişi, para adı konarak değil, paranın icad edilmediği yıllarda geçerli olan takas usulüyle yapmak istemektedir.

O oyuncunuza karşılık elimizdekilerden şu üçü verelim.

Deha çapında zeka böyle bir şey olmalı bir kulüp yöneticisinde.

Alıcı kulüp rolünü sana biçmişlerse futbol kalemcileri, elinde böyle başkalarına teklif edebileceğin üçlüklerden bir kaç tane mutlaka vardır.

Sana yaramayan o üçlüklerin teklife açık kulübe yarayacağını nerden biliyorsun Yoksa sen, onlara yaramasın ki benim adımın ilk sıralarda anılması sürsün mü diyorsun Sorusu ise bu ülkede, ne kulüp kalemcilerinin kaleminin ucuna gelir, ne de onları okuyarak bilgilenen insanlarımızın dilinin ucuna

Bir konu daha var, gazetelerin manşetlerinden aklımıza takılan. Onu da yazmasak olmazdı.

Son dakikada, 90. Dakikada atılan golleri konu eden haberleri okumak ne kadar zevkli oluyor. Hakem beyimiz golü görmüş, maçı bitirmek aklına gelmiş.

Futbola kural koyanlar ne akıllı adamlarmış ki, maçların süresini 90 dakika diye tesbit etmişler. Düşünsenize, 86 dakikada bitecek deselerdi, bu ülkede atılmış olan üç yüz bilmem kaç küsur golden hiç haberimiz olmayacaktı. Bu 90 dakika kuralına bizim futbol tarihimiz çok gol borçludur.

Kendi okuyucularımız için yazalım dedik.

İhbar ediyoruz

Bir siyasetçinin danışmanı Bahar erken geldi.. Cemreler düşüyor sanki. Yazmış, attığı tweet dağıtımına.

Çok tepki aldı, tweet ı sildi.

Terör örgütü propagandası yapmak suçundan soruşturma açıldı.

Gibi uzantı haberlere takılıp kalmamalı, yetinmemeli yetkililerimiz, görevlilerimiz.

Uzun sürecek bir saldırıdan bahsediliyor, bir itiraf var burada.

Bahar erken geldi

Cemreler düşüyor sanki

Cemreli bahar günlerine planlanmış eylemlerin, saldırıların, bombacılıkların ipucunu vermekten başka birşey demek değildir bu tweet mesajları.

Onlara bahar getirilmemeli.

Halimiz ahvalimiz

Teorik olarak iyi konuşuyoruz.

Pratik olarak yanlış yaşıyoruz.

Sistematik olarak tekrarlıyoruz hataları.

Psikolojik olarak olumsuz etkileniyoruz.

Fizyolojik etkiler de baş gösteriyor bi taraftan.

Anotomik değişimler göze çarpmaya başlıyor.

Nörolojik bozulmalar hızlanıyor bi süre sonra.

Ekonomik şartlar da işin tuzu biberi oluyor.

Dramatik bir durum çıkıyor ortaya.

Sosyolojk çöküş kaçınılmaz böyle giderse.

Farmokolojik arayışlar çare değil.

Analitik düşünmek lazım.

Hasan Demir

MÜCAHİTLER

Kendini cihada adar,

Her mücahit teker teker!

Hep beraber asılırlar,

Döndürülsün diye teker!

Her daim ileri koşar,

Bazen dönmez geri tek er!

HAÇLIYI TANIYALIM

Cehennem gibi bombardıman yapar,

Gaz çıkaran filler diye yutturur.

Katliamlardan kan gölü oluşur

Kızıl karanfiller diye  yutturur!..

EKREM ŞAMA