CEPHEDEN İDAMA GİDEN GAZETENİN ÖYKÜSÜ

Abone Ol

“Akif’in hayalindeki partiyi Siz kurdunuz… Sırât-ı Müstakîm/Sebilürreşad ekolünün vurguladığı fikirler, Milli Nizam Partisi (MNP) ile başlayıp Saadet Partisi’ne uzanan İslamcı/Müslüman partiler çizgisinin teorik ve pratik alandaki dayanak noktalarından da biridir… Milli Nizam Partisi’ne (MNP) ismini veren, tüzüğünün yazılmasına Necip Fazıl Kısakürek’le birlikte katkı sunan Eşref Edib Fergan, vefatından yaklaşık bir yıl önce de Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın ‘Milli Görüş’ hareketine iltifatta bulunacaktı. MNP’nin kurucularından Süleyman Arif Emre şunları anlatıyor: “Her engeli kolayca aştık da, isim tespiti meselesinde bir türlü tatminkâr neticeye varamamıştık. Öyle ki bu işle aylarca meşgul olduk, en sona erteledik. Son güne geldik. 0 gün basın toplantısı için gazete temsilcileri gelmiş salonda bekliyor. Kuruluş Beyannamesi üç nüsha teksir edilmiş hazır. İsim yeri boş bırakılmış saat 10’a gelmiş biz hâlâ içerde şu isim daha iyi, bu isim daha iyi müzakeresinde idik. Tam o sırada rahmetli Eşref Edib Bey çıkageldi. Esasen o da istişari kurulda vardı. Bize haklı olarak kızdı, ‘Artık yeter kesin müzakareyi, yazın evraka, partimizin ismi Milli Nizam olacak.’ Bu emre uyduk, isim konulmuştu…”

Bu satırlar, bir dönem Milli Gazete’de de görev yapan, gazeteci Muharrem Coşkun’un hazırladığı, “Yoldaki Çığır, Sebilürreşad” isimli eserinden.

Cepheden idama giden bir gazetenin öyküsü, bu.

1908’de Eşref Edip Fergan ve Mehmet Akif Ersoy tarafından çıkarılan, Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında baskılar karşısında yayınına ara vermek zorunda kalan Sırat-ı Müstakim/Sebilürreşad gazetesinin çarpıcı hikâyesi.

“Yoldaki Çığır, Sebilürreşad”, belgesel olarak 4 bölüm halinde TRT’de izleyici ile de buluştu.

***

Nefis baskılı, geniş bir kadronun titiz çalışması sonucu ortaya çıkan kitaptan bir bölümü daha buraya almak istiyorum;

“Necmettin Erbakan’a, ‘Kadim dostum Mehmet Akif’in hayalindeki partiyi siz hayata geçirdiniz’ diyen Eşref Edip Fergan, 1970 yılında kurulan Millî Nizam Partisi’nin 8 Şubat 1970’te Ankara Büyük Sinema’da yapılan ilk büyük kongresine de bizzat katılacaktı.

Eşref Edib kürsüden, MNP’yi Mehmet Akif’in idealleriyle bütünleştiren veciz bir konuşma da yapmıştı. Fergan, ‘Artık ölsem de gam yemem, davamızın bu kadar şuurlu mensubunu bir arada görmek lütfunu Cenab-ı Hak benden esirgemedi. Fakat dikkatli olunuz. Mukabil taarruza geçeceklerdir.’ diyordu.

Aynı kongrede Necip Fazıl Kısakürek de Milli Görüşçülere, ‘Milli Nizam, ebedî nizam’ İfadesiyle hitap edecekti.

Genel başkanlığa getirilen Prof. Dr. Necmettin Erbakan ise buradaki konuşmasında, resmi tarihin öcü olarak gösterdiği II. Abdülhamit’i ilk sahiplenen ilk siyasi parti lideri olarak tarihe geçecekti. Erbakan, bazı halife ve sultanları saydıktan sonra ‘Abdülhamit’in ilkeleri ışığında yürüyeceklerini’ ifade ediyordu. Salonda ayrıca Abdülhamit’in bir resmi de dikkat çekecekti.”

***

Kitapta, yazar Doç. Dr. Suat Mertoğlu’nun şu satırları da dikkat çekici: “Milli Nizam’ın savunduğu ağır sanayi gibi bazı görüşlerin temeli aslında Sebilürreşad’ın birikimine dayanıyor... Eşref Edib de zaten o çevrelerde ciddi hürmet gören bir isim. Sebilürreşad’a baktığımız zaman özellikle ilk dönemi, Türkiye’de İslamcı düşüncenin en ciddi entelektüel merkezlerinden birini oluşturuyor... 0rada çok ciddi bir tecrübe ve birikim var… Aslında Sebilürreşad birikimi yeterince değerlendirilmedi… Bunun en önemli sebebi Osmanlıca’yı bilmeme sorunu… Hâlbuki Sebilürreşad birikimi günümüze aktarılsaydı İslami düşünce çok daha farklı bir yerde olabilirdi…”

***

Davet alınca, sıkışık olmama rağmen Fatih’te aynı konulu panele gittiğimde elime kitapla birlikte belgeselin 120 dakikalık DVD’sini de tutuşturdular. Kitap ve DVD’yi basan, bir dönem mesai arkadaşım, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanı sevgili Abdurrahman Şen’i tebrik ediyorum.

DEVLETİN DERİN VE SOĞUK YÜZÜ ÖLDÜ…

Eski Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı ve eski Jandarma Genel Komutanı Teoman Koman öldü.

Teoman Koman deyince bende uyanan ilk izlenim şu: Devletin derin ve soğuk yüzü.

Ben, mesela Teoman Koman’ın bunca yıldır bir kere bile güldüğüne, hatta gülümsemesine dahi şahit olmadım.

Koman’la ilgili bende kalan bir izlenim de şu; TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış tarafından defalarca yazılı olarak çağrılmasına rağmen, bir kere bile Meclis’e gelmeyen, “milli irade”ye tenezzül etmeyen general.

Şu cümlesi hâlâ belleklerde: “Onlar kim oluyor da beni ifadeye çağırıyor. Hiç kimseye ifade vermem…’’

Kimi paşalar emekli olduktan sonra kitap yazar, ifşaatlarda bulunur, konuşur. Koman bunların hiçbirini yapmadı. Teoman Koman nasıl görev yaptıysa, aynı şekilde hayata gözlerini kapadı.

28 Şubat operasyonunun 5. dalgasında gözaltına alındı.

Daha üsteğmenliği döneminde adı darbecilerle anılmaya başladı. Ne kadar doğrudur bilemem; Yassıada’da kaldığı dönemde merhum Başbakan Adnan Menderes’in başına nöbetçi dikilen ‘Üstteğmen Koman’, Menderes’e küfür eden ve tokat atan isimlerden birisi olarak lanse edildi. Benzer anekdotlar, Koman veya avukatları tarafından bugüne dek hiç yalanlanmadı.

Jitem ve faili meçhul cinayetler davalarında da hep onun adı anıldı. Herkes Jitem’in gerçek kurucusu olarak onu işaret etti ama kimseye yine ifade vermedi.

İlginçtir; MİT Müsteşarı iken gazetecileri MİT’e sık sık davet etti. Bombalı suikastlere karşı uyarılarda bulundu. Bombalı saldırıda hayatını kaybeden Doç. Bahriye Üçok’la yakından ilgilendiklerini o buluşmaların ilkinde söylemişti; “Bahriye Hanım’ı teşkilâta çağırıp kitap paketlerini nasıl açması gerektiği konusunda kendisini eğitmiştik halbuki.” sözleri kendisine ait…

Dinî değerlerle arası hiç iyi olmadı; 15 Şubat 1996 tarihli ‘ezan’ genelgesiyle TSK’da görev yapan ‘sivil’ ve ‘rütbeli’ personele ‘namaz’ kılmayı yasaklattı.

Koman emekliliğinde de ‘derin’liğini ortaya koydu. “Aileden” Cavit Çağlar’a ait İnterbank’a Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı oldu.

Derin sırlarıyla hayata gözlerini yumdu, General Koman.

NOT: Bugün 15 Aralık 2013 Pazar. 1) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011 seçimleri öncesinde yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi, sınıfta kaldı, çuvalladı. 2) Yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları, 28 Şubat darbesi döneminde kapatıldı. “Vakıf” olan bu yurtların asıl sahiplerine iadesi noktasında şu ana kadar “tık” yok. Dubakalin’olacak Takipçisiyiz…