Irak ta Yezidileri ve diğer Hıristiyan unsurları hedef
almaya başlaması ve biri ABD, diğeri İngiliz vatandaşı 2 gazetecinin kafalarını
kesmesiyle birlikte Batı dünyasının gündeminde bir tehdit olarak algılanmaya,
anılmaya başlayan IŞİD; gelinen aşama itibarıyla Türkiye açısından da çok ciddi
bir milli güvenlik meselesi olmaya başlamış durumda.
Türkiye açısından en büyük tehdit, bu örgüte yönelik
uluslararası müdahale kapsamında oluşturulan ve kendisinin de muharip güç
olarak içerisinde yer alma olasılığı her geçen saat daha da artan, bölgesel
belki de uluslararası boyutta bir savaş olasılığı ve bir cephe ülke olma
durumu.
Bir diğer ifadeyle, Birinci Körfez Savaşı ndan bu yana
önce Irak ile gündeme gelen, sonrasında ise İran ve Suriye bağlamında ağırlık
kazanan, Türkiye nin komşularına yönelik işgal girişimlerinde Türk askerini
lejyonerleştirme planı ve bu bağlamda ülkede var olan milli-derin direncin
kırılmaya çalışılması.
Daha somut bir ifadeyle, Türkiye nin geçtiğimiz günlerde
bir kez daha açıklanan kırmızıçizgisinin bizzat kendisine çiğnetilerek,
bölgedeki tarihsel geçmişine, misyonuna ihanet ettirme girişimi ve Haçlı
Seferleri nin önünde en büyük set olan Anadolu insanının bu sefer in bir
parçası haline dönüştürülmesi çabası. Dolayısıyla oyun çok büyük ve haliyle
Türkiye üzerindeki baskı da!
***
Türkiye yi böylesi bir savaşa itmeye yönelik müttefik
baskısı sadece NATO Zirvesi, Cidde ve Paris toplantıları ile sınırlı değil.
Bunlar, söz konusu baskı girişimlerinin yüzeye yansımaları, bir diğer ifadeyle
sadece aysbergin görünen yüzü.
Türkiye nin başta yeni Kürt politikası ve bu bağlamda
Genişletilmişi Misak-ı Milli Sınırları içerisinde yürütülen Açılım-Milli
Birlik ve Kardeşlik Politikası olmak üzere, Türk-İslam coğrafyasında yürüttüğü
tüm projeler ciddi bir tehdit ile karşı karşıya.
Nitekim bölgede sistematik bir şekilde yürütülen
demografi çalışmaları, Türkiye nin başta toplumsal yapısı olmak üzere,
ekonomisini ve güvenliğini ciddi bir şekilde etkileme kapasitesi olan ve bunu zaman
zaman hissettiren mülteci/sığınmacı hareketleri ile yapay bir Sünni Devlet in
inşa çalışmaları oldukça dikkat çekici boyutlara varmış durumda.
Bu inşa çalışmalarında başta terör olmak üzere, her
türlü yönteme başvurulması ve bunun Türkiye ye hissettirilmesi de dikkat
çekici. Rehine krizi, sadece bunun küçük bir parçası. Asıl tehdit daha
kendisini göstermiş değil.
***
Oysa tehdit sanıldığından çok daha büyük! Düne kadar
Türkiye yi bölgede Sünni İslam Dünyası nın lideri olarak ön plana çıkartmaya
çalışan güçler, bugün Türkiye nin Sünni İslam Dünyası üzerindeki etkisini
Irak Şam İslam Devleti (yeni adıyla İslam Devleti) denilen ve sürecin sonunda
çok büyük bir olasılıkla devlete dönüştürülmesi ve hatta tanınması suretiyle
sınırlama çevreleme peşinde.
Türkiye, bir çifte kuşatılma durumu ile karşı karşıya!
Güneyinde, IŞİD terörü üzerinden oluşturulmaya çalışılan iki hat söz konusu.
Birinci hat, Türkiye nin mevcut Kürt politikasını hedef alan ve onu bir tehdide
dönüştürmeye çalışan Büyük Kürdistan ; ikincisi ise, en temelde İslam ın özünü
kavramlar-kurumlar bazında hedef alan, Sünni İslam Dünyası nı kendi içerisinde
bölme eğilimi taşıyan İslam Devleti projesi.
Bu ikinci hususa yönelik olarak Körfez Ülkeleri nin
tamamına yakınının niçin Mısır daki askeri darbeye destek verdiği, İhvan ı
terör örgütü olarak listelerine aldığı ve son olarak da ABD ile birlikte
Suriye deki operasyonlara katıldığı daha net anlaşılabiliyor.
Dolayısıyla, Türkiye nin Körfez Ülkeleri ve Mısır ile
geliştirmeye çalıştığı çekirdek yapı nın da bugünlerde Türkiye ye yönelik yol
açtığı bumerang etkisi de göz ardı edilmemeli. Bu yapının birlikte hareket
ettiği temel unsurlardan birisi olan Müslüman Kardeşler Hareketi nin alandan
tasfiye girişimleri bu bağlamda daha anlamlı bir hale geliyor!
***
Bu tehdide; Türkiye nin Soğuk Savaş sonrası dönemde
dengeye dayalı, çok boyutlu dış politikası bağlamında geliştirmeye başladığı
Rusya ve Çin ile ilişkiler de dâhil edilebilir.
Türkiye nin Suriye de kapsamı aşan bir operasyonda yer
alması, bu ülkeler ile başlattığı ve stratejik bağlamda daha derinleştirmeye
çalıştığı ilişkilerin ciddi manada bir güven bunalımına yol açmasına da neden
olabilir. En azından, Rusya ile Kasım 2001 de başlatılan yeni işbirliği
sürecini belki de çok uzun bir süre unutmak gerekecektir.
Bu noktada, ABD Dışişleri Bakanı Kerry nin Türkiye için
kullandığı Cephe Hattı ifadesi oldukça dikkat çekici. 1854-1856 da
gerçekleşen Kırım Savaşı nda Cephe Hattı olan Osmanlı İmparatorluğu nun daha
sonraki süreçte bir Cephe Ülkesi ne dönüştüğünü unutmamakta fayda var!
Dolayısıyla, Türkiye bir ikinci Balta Limanı sürecine
gebe görünüyor. Gelişmeleri bir de bu şekilde değerlendirmekte fayda var