Ruh ve bedenle birlikte Mîrac haktır. Fakat bunun şekil ve mahiyeti insanlarca bilinir ve kavranır cinsten değildir. Zira Mîrac bir mucizedir ve mucizenin temel özelliği akıl ve tabiat kanunlarının üstünde bir hadise oluşudur.
Mucize olan Mîrac ın akla ve tabiat olaylarına uygun bir izahı, daha doğrusu yorumu yapılırsa o zaman mucize olmaktan çıkar ve alelâde bir hadise olur. Halbuki Mîrac, sıradan bir hadise değil, olağanüstü bir olaydır.
İsra ve Mîrac ALLAH Teâlâ nın ilminin, kudret ve azametinin sonsuzluğunu gösterir. Bizlerin anlayabilmesi, idrak edebilmesi için mutlak emir ve yasaklarını nasıl ilahî vasıtalarla göndermişse, bu olayı da aynı vasıtalarla bizlere temsil etmiştir. Yoksa ALLAH Teâlâ, kulunu dilediği anda her türlü yüksekliğe vasıtasız ulaştırmak için sonsuz güç ve kudrete sahiptir.
Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin risaletine iman edenler için Mîrac ın keyfiyeti, nasıllık ve niceliği değil, sunduğu mesaj ve güttüğü gaye önemlidir. ALLAH Teâlâ nın sonsuz kudretine inanan kimseler zaten bu olayın tafsilatıyla değil, sakladığı mânâ ile ilgilenirler...
Nedir Mîrac Bir yolculuk neden bu kadar önemsensin ki Ve Mîrac ı herhangi bir gece seyahatinden ayıran hangi özelliğidir
Mîrac, yükselmektir; fiziki olduğu kadar ruhi olarak da yücelmek-tir. Ve bu yükseliş esnasında fizik kurallarını, Kural Koyucu nun izniyle, ihlal etmek, yerçekimini tersine döndürmektir. Fizikten çıkmak, metafiziğe yelken açmaktır. Hatta bir yerde metafiziğin de ötesine geçmektir. Zaman ve mekan mefhumunun olmadığı bir mekansızlıkta, Yaratıcı nın önünde eğilmektir. Mîrac, en üst düzeyde bir ağırlanma, insan kavrayışına sığmayacak kadar yükseklerde bir yerde misafir edilmedir. Bu yönüyle biraz da bir teselli yolculuğudur. Kalbi kırılan, haksızlığa uğrayan Sevgili Elçinin, kendisi için ilerde nelerin hazırlandığını görmesi ve sahipsiz olmadığının ve unutulmadığının kendisine anımsatılması için tertip edilmiş bir seramonidir. "Sen bana sahip çıkmazsan, ben ne yaparım, nasıl başa çıkabilirim bunlarla!" canhıraş feryadına, "Dostum! Bana yaslan, muhakkak ki Ben sana yeterim" mealinde verilmiş bir cavaptır. "Gel gör mülkümün ne kadar büyük olduğunu, onların hüküm sürdükleri yerlerin de ne kadar küçük ve az olduğunu!". Görsün ve umudunu diri tutsun diye verilmiş bir ziyafettir Mîrac.
Mîrac, tüm aracıları aradan çıkarma ve yüzyüze görüşme talebidir. Tüm fiziki şartları, şartlandırmaları, sınırlamaları aşma, insan ve diğer herhangi bir canlının elinin ulaşamadığı, değmediği bir mekansızlıkda, Kainatın Yaratıcısı nın huzuruna varmadır. Ve O nunla "bir yayın iki ucu aralığı kadar belki daha da yakın" olmadır. Önemli bir emanetin elden teslimi için huzura çağrılma ve aracısız, perdesiz görüşüp emaneti elden teslim etmedir ki o emanet, namazdır.
ALLAH Teâlâ, Mîrac ta Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimize ne vahyettiyse Cebrail (A.S.)ın aracılığı olmaksızın vahyetmiştir. Peki, bu mübarek gecede vasıtasız vahyedilenler nelerdir Gidilen yerden eli boş da dönülmezdi. Bu bakımdan Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz de ümmetine şu hediyyeler ile dönmüştür:
1- Beş vakit namaz. ALLAH ın lütuf ve rahmeti olarak elli vakitken Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin niyazı ile beş vakte indirilmiştir. Fakat elli vakit sevabı verileceği müjdelenmiştir. Gerçekten namaz, mü min, Müslüman kimsenin Mîracı dır. Namaz sayesinde mü min rûhen yükselerek kendisini Yüce Yaratıcı nın katında bulur. Namaz, her türlü kulluk görevini içine alan, kulu şirkten ve kötülüklerden kurtaran ve onu ALLAH Teâlâ katında yüce derecelere ulaştıran ilahî bir mülâkattır.
Bu gecede farz kılınan ve bizzat Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz tarafından mü minlerin miracı olarak nitelenen namaz da, iç dünyamızdaki yükselişi ve arınmayı ifade eder. Çünkü mü min, namazda Rabbinin huzurunda durarak, sadece O na kulluk etme ve sadece O ndan yardım isteme fırsatı bulur. Namazda sadece bedeni ile değil özüyle, gönlüyle, duygu ve düşüncesiyle ALLAH a yönelen ve Rabbi ile baş başa kalmanın mutluluğunu yakalayan mü min, daima O nun gözetimi ve desteği altında olduğunu hatırından hiç çıkarmaz, bu bilinçle hayat çizgisini anlamlı kılar.
Diğer taraftan her mü min de Mîracdan yeterince nasibini alır. Çünkü bütün müminler namaz kılarken bu ruhani ve manevi Mîracın sırrına ererler. Zira kulun ALLAH a en yakın olduğu an, secdede bulunduğu andır. Bu yüzden: Namaz, mü minin Mîracıdır. Mevlid in Müellifi Süleyman Çelebi nin şu mısraları ise Mîracı pek güzel hülasa eder:
"Sen ki Mîrac eyleyup ettin niyaz.
Ümmetin Mîracını kıldın namaz."
2- Cennete ilk giren Peygamber, Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimiz, cennete ilk giren ümmet de, O nun ümmeti olacaktır.
3- Bakara Sûresi nin son iki âyeti yani Âmenerresûlü .