Cennetin değişen muhitleri

Abone Ol

Rahman, öyle nakışlamış ki yeryüzünü.

Ege ye İstanbul bıraksa idi, belki de o sıcakta camiler

boş kalacaktı.

İstanbul a Ege sahillerini verse idi, tarih ve sanat

birikimi arada kaynayacaktı.

Bakıyorum da ne bitki örtüsü uymakta Marmara ya, ne

denizi.

Cennetin de orta mahallesi bulunmakta mutlaka.

Varoşları.

Ya da sosyetesinin yaşadığı lüks konakları.

Cennet ahalisi, sevap birikimine göre varoşlarda ya da

orta mahallede veya lüks köşklerin sıralandığı üst düzey muhitte konumlanacaklar.

Arapların döne döne tramplenden artistik atlayışları.

Dünya cennetinin tadını çıkaran zenginler.

Suriyeli dilencilerin sokulamadığı lüks siteler arasından

gelip geçen sahil ahalisi.

En ilginci de artık kiraladığımız evlerin sahipleri

İngiliz, Danimarkalı ya da Alman.

Yeryüzü cennetinin başköşesine kurulan ayrıcalıklılar.

Bir dünya haberinde geçen Japonların milli âdeti.

Ellerinde bakır kaplar ve kepçeler.

Zengin ya da halktan Japonlar, sokakların sıcağını

gidermek için kepçe kepçe yollara su serpmekteler.

Ya da modern bayanlar, genç erkekler kepçeyle değil de

pet şişelerle etrafa su döküp serinletme çabalarına katılmaktalar.

Küçük görünse de, yeryüzü cennetine büyük katkıda

bulunmaktalar.

Biz de yok mu bu güzel gelenek.

Tabii ki var.

Elazığ da sabah kalkar kalkmaz babaannem, yengemler,

halamlar; ilk iş, önce konak gibi büyük kerpiç evlerin odalarını, sofalarını,

sular; silerlerdi.

İstanbul da babam manav dükkânının önünü, yolun büyük

kısmını sular, süpürürdü.

Annem evimizin bahçesini, çok toz çıkmaması için önce

sular sonra süpürürdü.

Acaba su fazla israf olmasın diye mi bu sulama geleneği

vardı.

Bizim kuşak, sulama gibi bir tutumluluğa hiç yanaşmadı.

Aldık elimize hortumu.

Açtık musluğu.

Har har har tonlarca su ile balkonları, arabaları,

yıkadık; sokakları temizledik.

Ege ye bu yıl yağmurlar bol yağdı, barajlar dolu.

İstanbul un boynu bükük yağmurdan yana.

Barajlar kurumak üzere.

Ama insanların elinde hortumlar, sanki olmayan

okyanusların sahipleriymişler gibi sular, dereler misali akıtılmakta.

Üstelik cennetleri tükettiklerinin farkında bile

değiller.