Suriye konusunda en heyecanlı taraf başından beri Türkiye göründü. Olayların başlamasının hemen ardından, Esad ve Suriye’nin geleceğinin nasıl olması hususunda Türkiye kadar net tavır koyan olmadı. Diyebiliriz ki, İsrail bile düşündüklerini açıklama gereği duymadı. Sadece geleceğe dönük alternatif politikalar geliştirmekle yetindi. Türkiye ise Suriye’de çatışan taraflardan daha çok taraf oldu. Taraf oldu da ne oldu Çatışmaların son bulmasını mı sağlayabildi Hayır… Peki Esad’ın gitmesi mi gündeme geldi Hayır… Şimdi de gözler Cenevre’de düzenlenecek toplantıya çevrildi. Ne var ki bu toplantıdan da fazla ümitli olan yok. Medyayı dikkatli takip ettiğimizde de görünüyor ki, Erdoğan-Obama görüşmesinden Suriye’nin geleceğine dair Türkiye’nin beklentilerini karşılamaya yönelik bir sonuç çıkmadı. Obama’nın söylediği sadece, “Suriye konusunda mutabık olunduğu”… Bu mutabakatın içeriğini kimse bilmiyor.
Bu arada Esad yaptığı açıklamada, “Gideceğime ABD değil, halkım karar verir. Cenevre başarısız olacak çünkü Batı savaşı uzatmak istiyor” diyerek bu köşede dün ele aldığım İsrail’in Suriye konusundaki tavrını doğrulamış oluyordu. Bir İsrailli kaynağa göre Esad’ın gitmesinin istenmediği çünkü, İsrail Suriye’de Esad’ın arkasından İslami eğilimli bir yönetim kurulmaktansa Esad’ın kalmasından yana idi.
Kısacası görünen o ki, özellikle ABD tarafından Türkiye’nin sırtının sıvazlanması ötesinde Suriye konusunda ciddi bir destek verilmediği görülüyor. Çünkü ABD ve İsrail’in istediği Suriye’deki iç çatışma giderek hızlansın, Suriye iyice yıpransın ve sonunda Esad gitse bile yerine ABD ve İsrail’i rahatsız edecek bir yönetim gelmesin, uzun yıllar devam edecek bir çatışmanın temelleri atılmış olsun. Irak’ta yaşananlar yarın Suriye’de de yaşansın, ABD ve İsrail bölgeye yönelik politikalarını rahatlıkla yürütsünler.
***
Bir takım kaynaklardan yaptığım aktarmaların ardından bu defada Reyhanlı’daki patlama konusundaki bir başka habere geçmek istiyorum.
Patlamanın başından itibaren sorumlunun Suriye istihbarat örgütü olduğu belirtildi. Aradan geçen bunca zamana rağmen olay gerçek boyutu ile aydınlatılamadı, aydınlatılmış bile olsa kamuoyu ile paylaşılmadı. Tam bu noktada medyaya “Finansör ABD’deki Suriyeli bir işadamı” başlığı ile yansıyan haber dikkat çekiciydi. Reyhanlı’daki patlamanın arkasında Suriye istihbaratının olduğu yüzde yüz kesin bile olsa belli ki ABD de bu işin finansörünü koruyor. ABD’deki bir iş adamı ülkemizdeki bir patlamayı finanse ediyorsa bundan ABD istihbarat örgütlerinin habersiz olduğunu düşünmek biraz saflık olmaz mı
Haberin içeriğinde patlama öncesi ve sonrası ile ilgili detay bilgiler var. Aslında bu bilgiler daha öncede parça parça medyaya yansımıştı. Türkiye’deki patlamanın arkasında ABD’deki bir iş adamının bulunduğu bilgisi olayın yeni boyutunu oluşturuyor.
Yani gerek İsrail, gerek Esad tarafından yapılan açıklamalar ile ABD’deki bir işadamının finansörlüğü aslında birbirini tamamlar niteliktedir. Bunun da ötesinde Obama-Erdoğan görüşmesinde yaşanan belirsizlikte gösteriyor ki, ABD ve İsrail Esad sonrası için henüz karar vermemişler. Kısacası kararı Siyonistler veriyor, izlemek de dünyaya düşüyor. Durum böyle olunca, bir takım abartmalardan dünya kamuoyunun oyalanmasından öte bir sonuç çıkmayacağı görülüyor. İki yılı aşkın bir süredir “Her an gidebilir. Esad Suriye’de bir gün bile kalamaz” yollu açıklamalardan sonra Esad’ın, “Bırakmak kaçmak olur” yollu açıklamasını dünyaya meydan okumak olarak nitelendirmek yanlış olur mu Ardından, “Esad bu cesareti nereden alıyor sorusu akla gelmez mi ..