Cenevre-2 sürecindeki temel "Sorunlar" ve "Sorular"

Abone Ol

Sihirli bir değnek olmadığına kesin bir gözle bakılan

Cenevre-2 Konferansı, her şeye rağmen Suriye deki iç savaşı bitirmeye yönelik

en büyük uluslararası umut olmaya devam ediyor. Siyasi-diplomatik çözüm

tezini savunanların büyük bir başarısı olarak ön plana çıkan Cenevre-2, eğer

bir son dakika aksiliği olmaz ise 22 Ocak ta gerçekleşecek.

İlki Haziran 2012 de gerçekleştirilen, ikincisi ise

defalarca ertelenen konferansta yeni bir erteleme ya da yol kazası olmaması

için yoğun bir çalışma sürdürülüyor. Nitekim, konferansa sayılı günler kala

diplomatik kulislerde pazarlıklar - tartışmalar , Suriye cephesinde ise

çatışmalar hız kazanmış durumda.

Diplomatik anlamda yürütülen çalışmalarda şu hususlar öne

çıkıyor: 1. Konferansa kimler katılacak (20 Aralık ta BM ve Arap Birliği

Suriye Özel Temsilcisi Lahdar El İbrahimi davet edilen 26 ülkeyi açıklamıştı

ama bunların dışında başka ülke ve grupların adları da geçiyor; İran, Kürtler

ve SMDK gibi); 2. Konferansın temel hedefi ile beklenti-çıkar farklılıkları ne

ölçüde karşılanabilecek ; 3. Bu bağlamda kime , neye göre ve nasıl bir

Yeni Suriye inşası gerçekleşecek ; 4. Bu inşa sürecinde hangi aktörler yer

alacak ; 5. Bu durumda karşımıza bölgesel-küresel bazda nasıl bir yeni

denge-ittifaklar durumu çıkacak

Bu sorulara paralel olarak, Suriye de yürütülen iç

savaşta yer alan diğer unsurlarla ilgili olarak da şu sualler karşımıza

çıkıyor: 1. Muhalif grupları nasıl bir gelecek bekliyor ; 2. Başta El  Kaide olmak üzere, bölgedeki radikal terör

örgütleri nasıl tasfiye edilecek ya da çıkartılacak ; 3. PYD ile özdeşlemeye

başlayan Kuzey Suriye yi nasıl bir gelecek bekliyor ; 4. Gündemde pek yer

almayan Suriye Türkmenlerinin durumu ne olacak; 5. Esad ın durumu ne olacak

Kuşkusuz, bunun bir de Türkiye boyutu var. Şöyle ki: 1.

Türkiye, Yeni Suriye sürecinin neresinde yer alacak ; 2. Konferans öncesinde

ağırlık kazanan Türkiye aleyhtarı terör damgalı propaganda ne anlam ifade

ediyor ; 3. Akaçakale sınır kapısında kendisini göstermeye başlayan El Kaide

bağlantılı IŞİD tehdidini burada nereye oturtmak gerekiyor ; 4. ÖSO ve İslami

Cephe nin mevzi kaybetmesi bu bağlamda ne ifade ediyor ; 5. Türkiye, değişen

dengelere bağlı olarak politika değişikliğine gider mi 6. Gitmez ise,

Türkiye de politik anlamda bir değişiklik yaşanır mı

Bu sorulara burada teker teker cevap verebilmek elbette

mümkün değil. O yüzden, genele hitap edebilecek tespitlerimizi burada sıralama

yoluna gideceğim.

Esad lı çözüm mü

Öncelikle, Cenevre-2 sürecinde iki temel tezin çatışması

devam ediyor. Bu bağlamda Esad lı ya da Esad sız çözüm noktasında iki durum

karşımıza çıkıyor. Siyasi çözüm adı altında aslında daha çok Esad lı bir

çözümü savunanların bir adım daha ön plana çıktığı bu süreçte, Rusya ve İran ın

mevcut pozisyonunda bir değişiklik yok.

Bilakis, bu cephe daha da kuvvetleniyor görüntüsü

hakim. ABD nin 2012 Haziran ından bu yana takındığı tavır (ve Türkiye üzerinde

yapmaya başladığı politika değişikliği baskısı), Mısır da gerçekleştirilen

askeri darbe ve sonrasında bunun çok boyutlu etkileri daha çok bu cephenin

işini kolaylaştırıyor gibi...

Ayrıca, burada Esad lı çözüm tezinin ağrılık kazanmaya

başlaması bağlamında IŞİD in ve PYD nin ön plana çıkan rollerini de göz ardı

etmemek gerekiyor; özellikle de, PYD sürecinin arka planıyla ilgili önemli

ipuçları vermesi açısından...

PYD çıkmazı ...

Burada, PYD nin üstlendiği misyon her ne kadar Esad

rejiminin işini kolaylaştırmak, varlığını ve yöntemlerini meşrulaştırmak gibi

görünse de; diğer taraftan, sürecin uzamasının bumerang etkisi yapma olasılığı

da dikkatlerden kaçmıyor.

Sürecin uzaması ve PYD nin güç kazanması, bölgede bir

Kürt devleti olasılığını ve bu bağlamda da bölge devletlerinin güvenliğini,

bütünlüğünü tehdit alacak bir boyut alabilir ki, bu da en başta Türkiye, Irak

ve İran demek. Nitekim, Irak bağlamında yaşanan son gelişmeler ve Türkiye deki

çözüm süreci bu hususu fazlasıyla teyit ediyor.

Son dönemde İran daki Kürt grupların (PJAK ağırlıklı)

dikkat çeken çıkışları, İran ı rahatsız eden bir gelişme olarak karşımıza

çıkıyor ki, Bağdat yönetiminin bu noktada Erbil e yönelik sert çıkışlarının

arkasında da bu hususun varlığı kendisini hissettiriyor. Dolayısıyla, en

azından İran açısından bölgede sorunun bir an önce bitirilmesi gerekiyor.

Diğer taraftan, Türkiye ve İran arasındaki ortak tehdit

algısına rağmen çözüm noktasındaki farklı tezler, her iki ülkeyi Suriye

krizinde karşı karşıya getirmeye devam ediyor. Tam da bu noktada, Rusya ve

Almanya nın ısrarlarına rağmen İran ın Cenevre-2 ye davet edilmemesi daha bir

anlam kazanıyor.

Bu konuyu bir sonraki yazımızda irdelemeye devam

edeceğiz...