Cenevre 2 Muamması

Abone Ol

Yapılıyor yapılacak derken bir türlü tam tarihi açıklanamayan Cenevre 2 Konferansı’nın gerçekleşmesi tam bir muammaya dönmüş durumda. Daha önce 23 Kasım tarihi ağızlardan kaçırılmışken, bugün gelinen noktada taraflardan yakın bir tarih alabilmek çok güç. Washington ve Moskova, Cenevre 2’nin en kısa zamanda düzenlenmesi için ittifak halinde olduklarını açıkladılar. Ancak şimdi de görüşmelerde kimlerin yer alacağı ve siyasal hedefin ne olacağı konusunda büyük bir belirsizlik ortaya çıkmış durumda.

Suriye Krizi ile ilgili Cenevre Konferansı’nın 1’ncisi Haziran 2012’de birkaç ülkenin katılımı ile gerçekleşmişti. Bugün ise İran’ın görüşmelere davet edileceğini öğrenen Suriyeli muhalifler Arap Birliği elçisi Brahimi’nin tüm önerilerini de reddederek Cenevre’de yer almayacaklarını açıkladılar. Bugüne kadar İran davet edilmemekten şikâyetçiydi. Şimdi ise İran’ın hiçbir şekilde davet edilmemesini isteyenler şikâyetlerini arttırdılar. Rus Dışişleri Bakanı Lavrov’un Cenevre görüşmelerini asıl baltalayanların Suriyeli muhaliflere destek veren ülkeler olduğunu açıklaması bu şikâyetçi listesinin birkaç ülke ile sınırlı olmadığı destekler niteliktedir. Suriye’de barış görüşmeleri ısrarla organize edilmeye çalışılırken diğer taraftan Suriyeli Kürtlerin sessiz sedasız Suriye-Irak sınırında kontrolü ellerine geçirmeleri ve diğer bölgelerde de çatışmaların artması muhtemel görüşmeler öncesi tarafların birbirlerini önce arazide ikna etmek istemeleri ile açıklanabilir. Anlaşılan taraflar görüşmeler öncesi masaya ellerini güçlendirerek oturmak istiyorlar.

Washington’ın Politika Değişikliği

ABD, Suriye Krizi’nin ortaya çıktığı ilk günden bu yana izlemiş olduğu politikalardan o kadar U dönüşü yaptı ki bu durum artık kendi medyasında da yer bulmaya başladı. Bu durum aslında ABD dış politika yapıcılarının kendi aralarındaki temel çatlaklardan kaynaklanmaktadır. Bugün ABD’de belirli bir kesim 11 Eylül sonrası ortaya çıkan ve dünyanın her yerinde etki kuran hegemonyanın devamını desteklerken; belirli bir kesim de tüm dünyayı yönetmenin masrafından kaçınma adına tekrar iki kutuplu bir dünyanın ABD’nin çıkarları için daha yararlı olacağını iddia ederek Soğuk Savaş yıllarına geri dönme arzusunda. Dolayısıyla Washington’ın takip etmiş olduğu hem Ortadoğu hem de Suriye meselesindeki tutumları ister istemez bu tartışmalardan etkilenmektedir. Böyle bir dönemde Washington’ın öncelikli politikası ise şüphesiz bölgede yeni problemler çıkarmaktan ziyade, bölgenin kemikleşmiş İran ve Filistin gibi sorunlarına öncelik vererek çözüyormuş gibi yapmaktır. Bu doğrultuda Suriye Krizi’nde her şeylerini ortaya koyan Rusya ve İran’ı daha fazla karşısına almak istememektedir.

Suudlar Neden Korkuyor

Washington-Riyad gerilimi ABD’nin ortaya çıkan yeni Ortadoğu yaklaşımı üzerine gelişmişti ve derinleşmeye devam ediyor. İlk olarak Washington’ın Suriye’deki eylemsizliği ve Filistin-İsrail barış sürecindeki kararsızlığı, daha sonra da darbe sonrası Mısır ordusuna yaptığı yardımı kesmesi Riyad yönetimini kızdırmıştı. Şimdi ise Washington hem İran ile tahmin edilemeyecek şekilde yakınlaşıyor hem de Cenevre’ye bile davet ediliyordu. Üstelik Riyad’ın tepkisi ABD’li yetkililere sorulduğunda önceliklerinin bölgede demokrasiyi inşa etmek olduğunu deklare ediyorlardı. Bunun üzerine Riyad yönetimi de önce şartlar ne olursa olsun Mısır’daki darbe yönetiminin destekleneceğini açıkladı, sonra ise BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğini reddetti. Şimdi ise Cenevre 2 Konferansı’nı sabote etmek için elinden geleni yapıyor. Anlaşılan Riyad yönetimi Suriye, Bahreyn ve Körfez bölgesinden başlayan İran’ın bölgesel gücünü arttıracak ABD-İran yakınlaşmasından hayli rahatsız ve mezhep çatışmasına kadar ulaşabilecek bir gerilimin önüne şimdiden geçmek istiyor. Bunun için de İran’ın her şeyden önce Suriye’de elinin rahatlamasını istemiyor. Ama kim ne derse desin Riyad yönetiminin asıl korkusu Susan Rice’ın Obama’ya teklif ettiği demokratikleşme üzerine kurulmuş yeni ılımlı Ortadoğu politikası önerisi. Demokrasi denilince Riyad’ın nutku tutuluyor.

Batı ile Yakınlaşmanın Bedeli

Riyad yönetiminin Tahran’ın artabilecek bölgesel etkisine karşı endişesinden söz etmişken, İran’ın eskiden kalma etnik ve dini çatışmalarının yeniden alevlenmeye başlaması bizlere hiç de tesadüfmüş gibi görünmüyor. Bellücistan bölgesinde “Adalet Ordusu”nun ortaya çıkarak Sünnilere yapılan haksızlıklara karşı Devrim Muhafızları’na operasyon düzenlemesi; Kürdistan bölgesinde Kürt ayrılıkçılarının ayaklanması ve Huzistan bölgesinde Ahvaz’da rejim karşıtı uzun yürüyüşler organize edilmesi sanki birilerinin düğmeye basmış olduğunu gösteriyor. İran ülke içerisinde çıkan olaylara aynı şekilde şiddetli misillemelerle karşılık verse de, Batı ile yakınlaşmasında olduğu gibi İslam Birliği ülkeleri ile her türlü görüşmeye hazır olduğunu açıklaması köşeye ne kadar sıkıştığını ve zaten ekonomik krizle boğuşan ülkenin kendisine daha fazla çatışma alanı yaratmak istemediğini ortaya koyuyor. Kısaca görülen o ki Cenevre 2 görüşmeleri düzenlenmeden taraflar meseleyi farklı platformlarda çözme hevesindeler. Ama daha oyun bitmedi ve bakalım kim kime daha ne oyunlar edecek.