Çember daralıyor

Abone Ol

Sorunlu bir bölgede yaşadığımızın farkındayız. Bu coğrafyada var olmak bedel istiyor; milletçe bunu da görüyoruz. Ayrıca tarihten tevarüs eden, bize miras kalan yükün ağırlığını her geçen gün daha fazla hissediyoruz. İşimiz bir hayli zor, yolumuz yokuş, yükümüz ağır.

Çevremizde olup bitenlere bu gözle baktığımızda mevcut yürüyüşümüzle meselelerin üstesinden gelmenin imkânsız olduğunu rahatlıkla fark edebiliriz. O halde hep birlikte gayretimizi artırmamız gerekiyor. Toplumu şuurlandırma vazifesi ihmale gelmez. Bu konuların daha geniş kapsamlı ele alınması gerekmektedir. Geç kalındığında, iş işten geçtiğinde ah vah etmenin hiçbir yararı olmayacaktır. Biz geç kalınca işler hafiflemiş olmuyor, tam tersine sorunlar birikiyor ve şartlar daha da ağırlaşıyor.

Etrafımız ateşten çembere dönmüş durumda. Çember her geçen gün daralmaktadır. Bu günlerde karanlık senaryolar çokça konuşuluyor. Bu karanlık gecelerin elbette bir aydınlık sabahı olacaktır. Ama biz, millet olarak aydınlık sabaha ulaşmanın, işin sonunda belki nimetlere kavuşmanın risklerini üstlenmeye, bedelini ödemeye hazır mıyız Yani, daha açık bir ifadeyle; tarihteki rolümüzü yeniden kuşanmaya, kendi bağımsız siyasetimizi uygulamaya var mıyız Öncelikle bu konuda kararlı bir duruş sergilenmesi gerekiyor. Millette bu kararlılık varsa ne ala, şayet henüz oluşmadıysa bunu oluşturmakta bizim vazifelerimiz arasındadır.

Uzunca bir zamandan beri sınırlarımızda gelişen olaylar ürkütücü boyutlara ulaştı. Türkiye tam bir kuşatılmışlık hali yaşıyor. Sadece sınırlarımıza dayanan sıcak gelişmeler değil, her bakımdan kuşatılmışlık söz konusu. Son zamanlarda bu durum, kendisini dış politika ve ekonomi konularında daha fazla hissettirdi. İşverenin de çalışanın da durumu iyi değil. İş güç hak getire; piyasalarda yaprak kımıldamıyor. Üretime dayanmayan, kalkınmayı öncelemeyen; para gelsin de nereden gelirse gelsin, anlayışına sahip olan uygulamalardan millete ne hayır gelir Kemal Derviş’in 28 Şubat sonrası kurulan hükümet döneminde ortaya koyduğu ekonomi yönetimini aynen devam ettirmek hangi aklın eseri Bizzat kendisinin uygulayıcı bakan olarak işin başında bulunduğu dönemde dahi Türkiye’ye hayrı olmayan, tam aksine ülkeyi iflasın eşiğine getiren uygulamaların, bile bile devam ettirilmesi nasıl izah edilebilir Dış politikada da durum aynı. Sadece söylem üzerinden yürüyen, milletin gönlünü ferahlatmaya ayarlı ve tamamen duygusal bir dış politika anlayışı yürürlükte.

Ne yazık ki, her iki konuda da milletimiz yanıltılmaktadır. Özellikle bu iki konudaki yanıltma nedeniyle toplumun bazı kesimleri iyimserlik havasındadır. Liberal kesim; Kemal Derviş Ekonomi Modeli devam ettirildiği için 13 yıllık uygulamaları başarılı buluyor. Toplumun ana eksenini teşkil eden muhafazakâr kesim ise; yoğun propagandanın tesiri altında bulunuyor. Bu kesim, daha çok rahatının ve konforun peşinde koşuyor ve iyi şeyler duymak istiyor. Bu insanlar şöyle bir ruh hali içindeler: Evet, benim işlerim iyi değil ama göstergeler fena gözükmüyor. Demek ki memlekette işler yolunda. Ayrıca, Suriye rejimine ve İsrail’e görünürde karşı çıkılması bu kesimde memnuniyet oluşturuyor.