Türkiye de köşe yazarı olup da konu sıkıntısı çekiyorum
diyen kalemşor yoktur.
Ancak ya can sıkıntısından yahut bazı dengeleri gözetmek
açısından yazı yazmakta zorlanan yazarlar vardır. Ki, bu da Türkiye şartlarına
göre normaldir.
Kimi yazının muhatapları hassastır. Hakkında bir-iki
satır karalandığında ya telefonla meramını anlatır, ya elektronik posta ile
açıklama gönderir Yahut tehdit dolu öfkeli bir tavzihin ardından mahkemenin
yolunu tutar. Hele tazminat davası açtı mı, yandı gülüm keten helva.
Zira, Yoksulu döv, ama gömleğini yırtma derler.
Bizim gibi kalem oynatanların zaten ne bir serveti, ne de
bir dikili ağacı vardır. Varımız, yoğumuz, tek sermayemiz; kalem.
Eğer anadan-babadan kalmışsa, ne ala! Yoksa Sen sağ, ben
selamet!
Kimi muhataplar vurdumduymazdır. Hakkında ne yazılsa,
durumu lehine çevirir. Bu yüzden ses çıkarmazlar. Yok eğer muhatap fildişi
kulesinde ise, yazara cevap vermemek adına reklam olur endişesiyle görmezden
gelir.
Neyse
Notlarıma bakıyorum, epey birikmiş.
Mesela Fehmi Koru nun Cemaat partileşebilir sözleri
dikkatimi çekmiş.
Altına şunu yazmışım:
Cemaat asla siyasi bir parti olamaz. Olursa dini siyasete
alet etmiş olur Ki, cemaat siyasi bir kimliğe büründüğünde tıpkı Haydar Baş ın
durumuna düşer.
Zira, dini cemaatler gönüllülük esasına dayanır.
Sivil toplum kuruluşundan öte tam bir teslimiyetle
çalışır. Ama siyasileşirse, çatışır.
Çünkü, cemaat bünyesinde hizmet esastır. Ama aynı cemaat
siyasileşirse, husumet artar. Hizmet yerine rekabet öne çıkar.
Bir diğer notta ise, Ertuğrul Özkök ün (Hürriyet)
köşesine taşıdığı Dücane Cündioğlu nun sözlerini yazmışım.
Zira Cündioğlu nun Radikal gazetesinde yayınlanan
mülakatında Cumhuriyet in seküler kazanımlarına sahip çıkalım tarzındaki
çıkışı Özkök ü oldukça heyecanlandırmış.
Şöyle diyor Özkök:
Kulağımızı biraz o tarafa da açsak, oradan kulağımıza
hoş gelecek sesler işiteceğiz.
Devamında:
Mesela, her muhafazakarın, cumhuriyet düşmanı
olmadığını, her liberalin, ille de geçmişine karşı insafsız olmadığını fark
edeceğiz diyor.
Cündioğlu nun yazdığı satırları okurlarıyla paylaşmış.
Ne demiş:
Cumhuriyetin seküler hamleleri, ne yapıp edip modern
uygarlığa eklemleme arzusu, inkara hiç gerek yok, bugün, Türkiye de iyi giden
bazı şeylerin doğrudan sebebi
Cumhuriyet bu toprakların uygarlaşması konusunda Paris
Belediye Başkanı Haussman gibi davrandı. Ezdi ve yaptı. Canımız acısa da galiba
fena olmadı. (a.g.g.)
Özkök ün ballandırarak köşesine taşıdığı bu satırları
okuyunca şu notu yazmışım:
İki farklı uçta görünse de, onları buluşturan ortak
havuzun ego olduğunu düşünüyorum.
Hele kimi dostlarımın bazı yazarlar için öne sürdüğü
bir tez vardır.
Canım, bu yazarların biraz egosu olsun!
Olmasın efendim.
Bir insan ben ile başlıyorsa kendisini büyük, kocaman
gösterip kendisiyle ilgili böbürlenip duruyorsa egoizmin tuzağına düşmüş
demektir.
Bu duygu insan fıtratını bozan bir virüstür.
Konuya dönecek olursak Demek ki, fildişi kulede
Cumhuriyet dönemi yapılanlar fazilet gibi görünüyor.
Cumhuriyet döneminde çekilen acıları şimdi bir zevk
unsuru haline getirmek, farklı bir duygunun yansıması olmalı. Mesela mazoşizm
gibi.
Aslında ilginç bir yazar profili de çıkıyor karşımıza.
Son zamanlarda halka karışmayan, hatta mütedeyyin
demeye utanan bu kalemşorler, kendi geliştirdikleri düşünce formülleriyle
insanları farklı mecralara yönlendirme çabalarına giriyor.
Ne gariptir ki, bunların müritleri pardon takipçileri
hayli fazladır.
Dünyaya bunlar için geldiğine inanır ve takipçileriyle el
ele dünyaya nizam verirler.
Daha çok notum var. Ama yerim dar.
Cumhuriyetin kazanımları konusuna diğer bir yazımda
devam edelim.