Benim inandığım rejimin (İslam rejimi) Türkiye’ye gelmesi hayalden ibaret bir idealdir. O halde hayaller umutlarla beraber olduğu yerde beklesin bakalım zamanı belirsiz müddetince. Belki bir gün nasip olur. Belki de bizler görmeyeceğizdir. Hâlihazırdaki bu ithal rejimde yaşamaya devam ediyoruz. Seçim ya da seçimler yapılıyor, oy veriliyor, sonuç açıklanıyor. Hep aynı kişi kazanıyor. Hayır son yirmi yılı kastetmiyorum. Yüz yıldır böyle. Rejim kime gel derse başa o geliyor. Bütün partiler Anayasa’da belirlenen şekilde olmak zorundadır. Kurulduktan sonra ‘farklılık gösterenler’ zaten kapatılmıştır. Rejime ‘çentik atmak’ hâlihazırdaki rejimde mümkün değil. Ne yapmalı? Kısaca söylersek ‘kelle koltukta’ bir ‘inanmış’ lazım. O da yok maalesef. Neyse. Umut, bekleyenin kapısıdır.
Gelelim ülkemizin içinde bulunduğu duruma. Seçim yapıldı sonuç çıkmadı. Hâlihazırdaki sistemin dayattığı rakama ulaşamayan adaylardan en çok oy alan iki ittifak adayı için tekrar seçime gidilecek. Her iki aday da Anayasa’da belirlenen şekilde olan partiler ve ittifakların adayıdır. Seçime giren hiçbir parti ‘terör’le suçlanamaz. Anayasa orada, madem terör örgütleriyle bağlantılı ise kapatırsın biter. Bir partinin hem kurulmasına izin veriyorsun hem de terör örgütleriyle ilişkili diyorsun. Kurulmasına izin veren kanunlar, seçime girmesine izin veren de kanunlardır. Terör örgütleriyle ilişkili olan bir partinin kurulmasına izin veriliyor, kürsüde konuşturuluyor, seçime girmesi sağlanıyorsa ya kanunlar terör örgütüne çalışıyor ya da devleti yönetenler. Kanunlar mı yalan söylüyor devleti yönetenler mi? Çünkü terörle suçlanan oluşuma kanunlar izin vermez, demek ki terörle ilişkisi yok. Devleti yönetenlerin de terör örgütüne çalışmayacağına göre sorun ne? Sorun ‘terör’ meselesinin iç politikada ‘koz’ olarak kullanılmasıdır. Eskiden seçim zamanlarında kullanılan klişe bir söylem vardı, biz gelirsek terörü bitireceğiz diye. Onlar geldiler ve terörü de bitirmediler. Bitiremediler değil bitirmediler. Bitirseler seçim zamanlarında hangi kozu kullanacaklar. Şimdi olay ‘terörü bitireceğiz’den ‘terörle ilişkili’ye gelmiş durumda. Çelişki gittikçe ‘iç’e doğru yaklaşıyor yani. Türkiye’deki bütün terör örgütleri ABD yapımıdır. ABD ile masaya oturup anlaşılmadıkça terör bitmez. Bunu kim yapacak? Yirmi yıldır ülkeyi yöneten ABD’ci iktidar mı? Neyi kimden çözmesini bekliyoruz.
Çözmek dedik ya Türkiye’de ekonomi berbat durumda. Hâlihazırdaki iktidar ekonomiyi bu hale getirdi. Ekonomiyi düzeltmek yerine bu kötü ekonomiyi başkalarının böyle yaptığını dile getiriyor. Diyelim ki ekonomiyi başkaları bu kötü hale getirdi, peki ülkeyi yirmi yıldır yöneten iktidar orada bostan korkuluğu mu da engellemedi o başkalarını. Sadece ekonomi mi kötü, her şehre üniversite yapmakla övünen iktidar üniversite mezunlarını atama yapmıyor. O zaman milyonlarca genç neden üniversite bitiriyor? Atama için KPSS adında sınav yapıp kendi yandaşlarını neden atıyor. Kaldı ki iktidardan torpilli olanlar KPSS’ye girmeden atanıyor. Nerede adalet, nerede insanlık, nerede vicdan ve merhamet. Eğitimin içeriği konusu mu, Müslüman’ca olmayan bir eğitimden ‘atama’dan başka ne beklenir. Eğitimin içeriğinin iler tutar yanı yok. Ekonominin temel sorunu da eğitim. Üretim olmadan ekonomi vaatleri gülünç duruyor. Teknolojik üründen yiyecek içeceğe, beyaz eşyadan giyim kuşama iğneden ipliğe her şeye her gün zam yapılıyor. Buna karşılık asgari ücrete ve memur maaşlarına zam yapılıyor. Hangi zam hangisini kurtaracak üretim olmazsa. Hiçbiri hiçbirini. Tarım ve hayvancılıkta üretim konusunda somut vaatler olmalı. Devlet her şehirde çiftlik kurup orada çalışacakları devlet memuru olarak atama yapmalı. Örneğin hayvanları otlatan çoban devlet memuru olmalı, memur mesaisi yapmalı ve memur maaşı ödenmeli. Bahçeyi kazan da meyve sebze yetiştiren de. Bu şekilde somut adımlarla tarım ve hayvancılık düzelir.
Köprüyü sel götürmüş çakıl taşlarını boyuyorlar!