Çelişkilerimiz

Abone Ol

HAZRETİ Osman, şamdan gelecek kervanı beklemektedir.

Osman ın gelen kervanı, bin deveden oluşmaktadır, yükü ise buğday, zeytin, kuru

üzümden ibarettir. Tacirler Osman ın yanına gelirler ve ona, kervandaki

mallardan bir miktar kendilerine satmalarını söylerler. Hz Osman buna karşılık

ne vereceklerini sorduğunda adamlar, bir dirheme iki dirhem diye cevap

verirler. Osman ben bu sizin verdiğinizden daha fazla verecek bir alıcı buldum

dediğinde adamlar şaşırır ve burada bizim dışımızda tacir yok ki derler.

Osman ın cevabı şöyledir: Allah (c.c) bana her dirhem için on dirhem veriyor,

siz bundan daha fazlasını verebilir misiniz Tacirler hayır deyip çekilirler,

Osman gelen kervandaki malları yoksul Müslümanlara Allah için sadaka olarak

verir. Sahabeden Ukayl bir avuç hurma karşılığında akşamdan sabana kadar

sırtında yük taşır. Bunca yorgunluğun ardından elde ettiği hurmanın bir avucunu

aile efradına bırakır kalanı ise Allah yolunda infak için Hz Peygamber e

getirir. Hazreti Peygamber Onu sadakalarının içerisini kat buyurur.

Münafıklar Ebu Ukayl ile alay eder ve onun Allah için bir avuç hurma vermesinin

kendisine ne fayda getireceğini söyleyip gülüşürler. Bu olay üzerine sadakalar

hususunda (onu imkanı olup ) gönülden (gelerek) veren müminleri de (zengin

olmadıklarından) güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanları da ayıplayarak

bu yüzden onları alaya alan (o münafık)lar yok mu (asıl) Allah onlara alay

etmiştir ve onlar için (pek) elem verici azap vardır (Tevbe 79) ayeti nazil

olur.İslam ikliminde yetişen şahsiyetlerin hal ve hareketlerini bugüne

taşıdığımızda çelişkilerimizle yüz yüze gelir ve savunma mekanizmaları

üretiriz. Kabul etmeliyiz ki, o insanlarla aramızdaki en büyük farklardan biri

bu çelişkilerdir. Mal mülk sevgisine karşıyız diyoruz fakat malı her şeyden

daha fazla seviyoruz. Çocuklarımızı İslami esaslar üzerine yetiştirdiğimizi

söylüyoruz fakat sadece dünyevi kazanımları için çaba gösteriyoruz. İbadet

disiplininin gerekli olduğundan söz ediyoruz ancak bunun hayatımızdaki

tezahürleri çelişkilerimizi ortaya koyuyor. Allah ve Resülünü her şeyin üstünde

tutar ve itaat ederiz diyoruz fakat dürtülerimizin kölesi olmaktan

kurtulamıyoruz. İnfak etmeliyiz, hayır işlerinde yarışmalıyız diyoruz fakat

vermekten çok almayı seviyoruz. İnandığımız doğrultuda yaşama gayreti

göstermediğimizden, yaşadığımız gibi inanmaya ve bu minval üzere kalmaya devam

ediyoruz.Peki, içinde bulunduğumuz vahamet ortadayken, akşama kadar bir

doyumluk hurma için çalışıp bunun bir miktarını da yoksula ikram eden Ukayl ı

anlamamız mümkün olabilir mi Ekmeğini bölen yoksulu, takdir edeceğimiz yerde

sen aklını mı kaçırdın zaten ihtiyaçlısın, vermesen de olur diye çıkışıp

iyiliğe mani oluyoruz. Çünkü iyi şeylerden vermenin erdem olduğunu söylesek de

gündelik hayatımızda bunun aksi bir tavır ortaya koyuyoruz.