İnsanların oradan oraya savrulduğu bu zamanda zihni değişimlerin, bakış açıların sürekli değişmesi ve farklılaşması bir hayat tarzı oldu. Değişim, artık bir kişilik hâlini aldı. Değişim derken bu dönüşümden de öte bir şey. Dünkü bir insan karakteriyle bugünkü arasında bir fark var yarın da daha farklı olacağı kesin. Göstergeler bunu gösteriyor. Dünün doğruları bugün yanlış, bugünün yanlışları yarın doğru algılanabiliyor. Bu yüzden sağlıklı bir tartışma ve konuşma ortamı kalmıyor.
Şu son onlu yıllarda Müslümanların içine düştüğü en temel açmazlardan biri. Siyasanın insan hayatının önceliği olması ve bunun vazgeçilmez bir hayat tarzı olduğu gerçeği birçok şeyi göz ardı olmaya neden. Siyasa artık bir meslek alanı, ya da yer kapma çabasına dönüşüyor. Böyle olunca da insanlar siyasal iktidarların el değiştirmesiyle savrulmalar daha sık ve kolay olabilmektedir. Türkiye de siyasal düzlemlerdeki kaymaların nedeni tam bir kişiliksizlik.
Siyasa derken erdemli bir siyasadan söz etmiyoruz. Günümüz seküler hayat anlayışındaki bir bakış açılı siyasayı kastediyoruz. İdealizmin ve erdemin merkezde olmadığı bir hayat anlayışı dünyeviliği önceler. Bu da insanı sınır tanımazlığa kadar götürür. O zaman da sorunlar giderek içiçeleşir içinden çıkılmaz bir yumağa dönüşür. Bu bir paradoks olur iyice.
Bir tarafa mensubiyet diğer tarafla olan ilişkileri ve diğer taraflarla aynı yerde bulunmayı engeller. Bir kesim ve tarafı düşman olarak bellenmişse nefret doruğa ulaşır. İnsanlar arasındaki ilişkiler kesilir bütün kapılar kapanır ve duvarlar örülür. O zaman da insanlar nesnel bir bakışla, Müslüman ve insan olma sorumluluğuyla rahat hareket edemiyorlar. Çünkü sosyal baskı alabildiğine etkinleşiyor. Algı şöyle gelişiyor: Biz falan kesimle görüşmüyorsak siz de görüşemezsiniz tutumu tam bir baskı oluşturuyor. Siyasa ile meşgul olan taraflara da bu baskı uygulanıyor. Falan kesimin medyasında ve mahallelerinde asla görünemezsiniz. Kendi imkânlarının gücüyle her alanı kullanabilenler diğerlerinin böyle bir imkânı kullanmalarına da izin verilmiyor.
Sosyal baskı insan ilişkilerini zayıflatıyor ve engeller koyuyor. İnsanların bir araya gelmesi, karşılıklı konuşmaları sohbet etmeleri bir çay ortamında bulunmaları bir sıcaklık oluşturur. İnsanların insanlarla dil bağı kurması gerilimleri azaltır. Çünkü bir topraklar üzerinde bulunuyorsak birbirimizin mutlaka ortak noktaları bulunuyor. Bunları buluşturmak gerilimleri azaltır. Özellikle İslâmî duyarlığa mensup olanlar için sohbete dayalı bir dil bağı kurmak sorumluluktur
Gergin ortamlar uçurumları büyütür.
Benim medyam senin medyan, benim mahallem senin mahallen tarzlı bakışlar parçaların çoğalmasına neden olur. İnsanımızın bu kadar çok parçalı oluşu bir araya gelmeyi iyice engelliyor.
Bugün güçlü olanlar yarın güç yitirdiklerinde bir çırpınışa düşerler ama iş işten geçmiş oluyor.
Müslümanlar günü günübirlik olarak yaşamayı ilke edinemezler. Uzun soluklu, uzun mesafeli, uzun ve geniş açılı bir bakışa sahip olmak zorundadırlar. Çünkü ecir denilen şey bir Müslümanın hayat heybesinin zenginleşmesine nedendir.
Müslümanız bu gerilimlerin azalması çini büyük bir çaba göstermekle yükümlüyüz. Zamanın hızlı değişimine değil kendimizi yenileme bilinciyle daha sağlıklı bir hayat yaşamayı ilke edinmeliyiz.
Milletimizi çelişkiler yumağından kurtaracak olan İslâmî duyarlığa mensup kimseler olabilir ancak. Hiçbir yılgınlığa kapılmadan, her zaman ve her dam daha diri, daha coşkun olmakla bu sorunlar aşılabilir.
Bireylerden başlayan çelişikler giderek yaygınlaşır toplum genelini kuşatırsa o zaman işin içinden çıkılması güçleşir.