İnsanlar söylemek isteyip söyleyemediklerini eskiden duvarlara, kamyon arkalarına yazarlardı. Günümüzde ise sosyal medyalarına yazıyorlar. Öyle ki hemen hemen her sosyal hesap doğruluk ve dürüstlük dersleri ile dolu. Gelin görün ki gerçek hayat öyle değil.
Paylaşılan sözlerden kişinin canının nasıl yandığını, neler hissettiğini, kime ne mesaj vermek istediğini anlayabiliyorsunuz. Fakat bir taraftan iyi hoş da sen de şöyle şöyle yapmadın mı demekten kendinizi alıkoyamıyorsunuz. Tıpkı siyasilerin meydanlarda nutuklar atarken iyi hoş da kardeşim bunca yıldır yaptığın ortada dememiz gibi. Öyle ya siyasiler toplumu temsil eden en üst kademedeki insanlarsa, toplumun da böyle olması çok doğaldır değil mi?
Toplumun en alt kademesindeki insanımızdan tutun da yönetici tabakasına kadar herkesin doğruluk, hak ve adalet nutukları atmasına rağmen bu kadar yalan, haksızlık ve adaletsizlikle karşı karşıya kalmamız büyük bir çelişki değil midir? Demek ki söz söylemek ile kimse kimseyi düzeltemiyor. Sahi inancımız da bize bir yanlışı önce elimizle düzeltmemizi, buna güç yetiremezsek dilimizle düzeltmemizi emretmiyor mu? Öyleyse ağzımızdan çıkandan önce davranışımız önemlidir.
İmam-ı Azam ve bal yiyen çocuğun hikâyesi malumunuzdur. Hadiseyi bir kez daha hatırlayalım… Bal yediği için vücudunda yaralar çıkan çocuğun ailesi, soluğu İmam Azam’ın yanında alır. İmam Azam, aileyi dinler ve kırk gün sonra gelmelerini söyler. Kırk gün sonra aile tekrar gelir ve İmam Azam, çocuğa bal yememesini söyler. Aile, bir cümle için kırk gün bekletilmelerini anlamaz. Şaşkın şaşkın evlerine geri dönerler. Bal yememesi için o kadar dil döktükleri çocuk, İmam Azam’ın bir sözüyle bal yemeyi kesmiştir. Bu işin sırrını merak eden aile, İmam Azam’ın yanına geri döner ve sebeb-i hikmetini sorar. İmam-ı Azam şöyle cevap verir:
“Kırk gün önce ben de bal yiyordum. Bal yiyen birinin, başkasına ‘bal yeme’ demesi etkili olmazdı. Sizin ilk gelişinizde bal yemeyi kestim, önce nefsimde denedim bunu. Kendim bunu bırakmanın mümkün olduğunu görünce sözüm de ona tesir etti.”
Tesir etmek, etkilemek, iz bırakmak demektir ve kökü ‘eser’ kelimesidir.
Eser ise ayak izi, iz ve sanat eseri manalarına gelmektedir.
Sanatçının elinde ne varsa tabloya bırakacağı iz de o olur. Çocukken patatesten yaptığımız baskı boyalarını hatırlayın. Patatese hangi şekli çizersek kâğıda çıkan şey de o oluyordu. Patatesine çiçek çizenin kâğıdında çiçek, bıçak çizenin kâğıdında bıçak olur.
Etkilediğimiz her insan bizim izlerimizi taşıyor. Öyleyse tesir ettiğimiz insanlar bizim sanat eserlerimizdir diyebilir miyiz? Çocuklar, ailelerinden etkileniyorsa, her çocuk ailenin bir eseridir. Bu durumda toplumu etkileyen her insanın mesuliyeti daha fazladır. Öğretmenler, ilim insanları, siyasiler, önde gidenler, aktörler… Bu toplum sizin, bizim, hepimizin eseri. Sözlerimiz ile birbirimize ayar vermek yerine hepimiz dönüp kendi davranışlarımıza çekidüzen versek sorun çözülecek…