Mahmut Celâleddin Ökten, kısa adıyla Celâl Hoca
(1882 1961) Ömrünü eğitime vakfetmiş bir münevver, bir hafız, bir muallim, bir
felsefe üstadı. İlim yolunda çok çalışmış bir aydın ve hizmet erbabı. Aynı
zamanda üstad Mehmet Akif lerin, Babanzâde Ahmet Naim lerin dostu. Nurettin
Topçu lar, Mahir İz Hocalar ise onun genç dostları, arkadaşları
Celâl Hoca 1910 lardan başlayarak İstanbul un muhtelif
mekteplerinde Arapça, Türkçe, Edebiyat ve Felsefe okutmuş. 1947 de emekliye
ayrılan Celâl Hoca 1948 de açılan on aylık imam hatip kursunun din dersleri
öğretmeni ve müdürü olmuş. 1950 yılında iktidar değişince yedi yıllık İmam
Hatip Okulu lâyihasını Milli Eğitim Bakanlığı na sunmuş ve bu teklifi
gerçekleşmiş. Celâl Hoca 1951 yılında açılan İstanbul İmam Hatip Okulu nun
kurucusu ve ilk müdürlüğünü yapmış. Bu yönüyle de haklı olarak İmam Hatip
Okullarının banisi ve maddi-manevî rehberi olarak kabul edilmiş. Bu görevde üç
yıl kaldıktan sonra aynı okulda hocalığa devam etmiş ve buradan 1959 da Yüksek
İslâm Enstitüsü ne tayin olunmuş, iki yıl burada hocalık yaptıktan sonra
1961 de rahmet-i Rahman a kavuşmuş.
Celâl Hoca aynı zamanda şehir ve medeniyet, özellikle de
İslâm medeniyeti konularındaki entelektüel birikimiyle tanıdığımız Prof.
Sadeddin Ökten Hocamızın ve üniversite yıllarımızda bizim için bir simge olarak
bilinen Dr. Hümeyra Ökten ve Kimya Mühendisi Züheyra ablalarımızın babaları
Celâl Hoca Efendiyi, bu büyük münevverimizi ne kadar
anlatsak yine de yeterli değil. O yüzden ben onun annesi tarafından
gerçekleştirilen ve çok ilginç olan hafız yapılma serüvenini aktaracağım.
1882 de Trabzon da doğan Celâleddin, maalesef 6 7
yaşlarına geldiğinde bir iş kazası sonucunda babasını kaybeder. Bir hafız olan
annesiyle baş başa kala kalır.
İşte bu süreçte bir gün küçük Celâleddin in annesi,
kayınvalidesine:
Bu torununu hafız etsek ister misin diye bir soru
sormuş.
Kız, demiş kayınvalidesi, o kiraz çöpü kadar zayıf bir
çocuğa o ağır yükü nasıl yükleriz Olur mu öyle şey Yaşı ne başı ne
çocukcağızın diye söylenmiş kadıncağız.
Daha 6-7 yaşlarında bir çocuk o zaman Celâleddin.
Kayınvalidesi kiraz çöpü kadar çocuk nasıl olur diye
itiraz etse de gelin hanım, yani Mahmut Hoca nın anası geceleri yatağında
ağızdan hafız etmiş Celâleddin i altı ayda
Yanlış okumadınız, altı ayda ve ağızdan
İşte bu altı aydan sonra, anası Güller Hanım,
kayınvalidesine yine:
Anne, bu torunun hafız olsa ister misin diye tekrar
sormuş. Kadın yine:
Kız! Kaç kere söyledim ben sana, o kiraz çöpü kadar
çocuk o yükü kaldıramaz diye çıkışınca, içi gülen Güller Hanım:
Kaldırdı kaldırdı, oldu bile anne!.. Oldu bile, torunun
hâfız oldu elhamdülillah! Var hafızlık merasimini, cemiyetini sen yap gayrı!
demiş.
Celâl Hoca da yeri ve sırası geldiğinde Kur an-ı Kerim i
açıp bakmadan, annesinin ağzından geceleri yatakta şifahi okutmasıyla hafız
olduğunu söylermiş
Anne vaar.
Anne var.
Bir de çocuğunu, saldım çayıra, Mevlam kayıra
tembelliği ile bomboş bırakanları düşününce, büyük sorumluluğun çerçevesi
ortaya çıkmakta.
Evet, Celâl Hoca ile ilgili bunun gibi yüzlerce hatırayı
dinlemek, okumak isterseniz, velüd bir muharrir olan Mustafa Özdamar Ağabeyin
60 ı aşkın kitap bahçesine girip, belgesel kitaplardan biri olan Celâl Hoca
başlıklı biyografik-belgesel kitabını okumalısınız. Yalnız bunu değil, yine
Mustafa Özdamar Ağabeyin Hacı Veyiszâde , Yaman Dede , Eşrefoğlu Abdullah
Rûmî , Devran , Cinnet , Mahir İz Hoca , Abdülhay Efendi , Garip Hafız ,
Lâdikli Ahmet Ağa , Gönenli Mehmet Efendi , İbrahim Hakkı Konyalı , Şeyh
Sukûti , İnsanlığın Piri Hz. Mevlânâ , Bir Dervişin Seyir Defteri gibi
onlarca eseri sizi bekliyor. Zira Mustafa Ağabey in birbirinden revnaklı her
eseri bir kandil olup KIRK KANDİL Yayınları nca yeryüzünü aydınlatıp,
muştuluyor