Çekiç de çivi de zarar görür

Abone Ol

Bir sorun var. Sorunun olduğu konusunda hiç kimse tartışmıyor.

Tartışma, sorun çıkaran tarafın kim olduğu konusunda yapılıyor.

Ve bir de sorunun çözümünde izlenecek yol konusunda tartışma var.

Hani ırmağın iki kenarında duran iki adam örneği vardır. Her ikisi de karşıdakine "Öteki" diyor veya "öteki" ne karşı adam gözüyle bakıyor.

Halbuki ikisi de aynı ırmaktan su içiyorlar, aynı ırmakta yıkanıyorlar, aynı ırmakta abdest alıyorlar.

Herkes sorunu karşıdakinin çıkardığı kanaatinde. Neden Çünkü karşıda da ondan. Eğer o iyi bir adam olsaydı karşıma geçmez, yanımda olurdu" mantığı hakim.

Allah, iki kişiyi de eşit haklarla yaratmış. Kimsenin diğerinin yanında olma zorunluluğu yoktur.

Yıllarca bu ülkede bir kısım sağcıyım diyenler "Dikkaaat Amerika ya dön" dediler ve dönmeyeni suçladılar.

Öbür yakaya itilenler de "Dikkaaat Rusyaya dön" dediler ve dönmeyenleri düşman ilan ettiler.

Toplumların çıldırıp yoldan çıktığı ve çoğunluğun çıldırdığı bir dönemde doğruluk ve adaletten ayrılmayan sıratı müstakimde yürüyen bir topluluk olmalıdır ki, o yanlış yoldan dönenler geri geldiklerinde yeniden yol arayışına gitmesinler.

Rabbimiz, İslâm ümmeti için "Siz, insanlar için çıkarılan en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten yasaklar, Allah a iman edersiniz..."(Âl-i İmran 110)

Çok şükür bu milletin çocukları, bütün hatalarına rağmen bu yüce görevi yerine getirdiler.

Bütün baskılara, yasaklara rağmen Kur an ı öğrenmeye ve öğretmeye devam ettiler.

Yanlış yolları deneyip dönenler geri geldiklerinde onlarla buluşuverdiler.

Çünkü İslâm üzerinde yollarına devam edenler herkesin eşit haklara sahip olduğunu, kimsenin bir diğerine dönme veya itaat etme zorunluluğu olmadığını, yalnız ve yalnız yaratanın emrine uyarak "Kıbleye dön" diyorlar ve topluca yaratana yöneliyorlardı.

Günümüzde kendini sorun çözme amiri olarak görenler ellerine çekiç alıp her tarafı çivi görmeye başladılar. Halbuki çekiçle çivi birbirine vurduklarında ikisi de aynı şiddette zarar görürler ve acı duyarlar.

Rabbimiz, sorunlu dünyanın sorunlarını çözmek için sevgili peygamberimizin eline ve gönlüne ilk önce iki şey verdi: Biri kitap yani Kur an-ı Kerim, öbürü kalem.

İlk nazil olan iki sure Alak suresi ile Kalem suresinin ilk ayetleri biri okumayı öbürü kalemi işaret eder.

Kalem hem methiye hem mersiye (ağıt) yazabilir ama ağıt yakılacak işleri insan yapar.

Eline çekiç alan ağıtlık işler yapar. Ve yüzleri güldürmesi gereken kalem, ocaklar söndürmeye başlar.

Onun için her şey insanda başlayıp insanda bitiyor.

Herkes kendisinin haklılığını iddia ediyor. Peki, hakem kim olacak Sorusuna herkes yine kendisini gösteriyor.

Bu çıkmaz yoldan bugüne kadar çıkan olmamış. Ancak Medine de otuz yıldır devam eden Evs ve Hazreç arasındaki savaş, Sevgili peygamberimizin Medine ye hicreti ve iki tarafın topluca Müslüman olmasıyla ve hakem olarak Kur an-ı Kerim i kabul etmesiyle düşmanlık dostluğa dönüşmüş.

Rabbimiz bu olayı bize haber verir ki, bizler de aynı yoldan yürüyelim: "Hepiniz topluca Allah ın ipine (Kur ân a) sımsıkı sarılın, parçalanmayın. Allah ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz de, O kalplerinizi birleştirdi ve O nun nimetiyle siz kardeş oldunuz. Ve siz ateş çukurunun kenarında idiniz de, O sizi kurtardı. Allah doğru yola gelesiniz diye ayetlerini işte böyle açıklar." (Âl-i İmran-103)